Türkiye

Published on Ocak 23rd, 2020 | by Avrupa Forum 14

0

15 Temmuz’un bedelini kim ödeyecek? – Ertuğrul Kürkçü

Halkların Demokratik Kongresi, 15 Temmuz’u bastırma bahanesiyle doludizgin gelen kıyımı öngörmüş ve darbenin ertesi günü yayınladığı bildiriyle hükümeti intikamcılık ve linç kampanyalarına karşı uyarmıştı: “Zorunlu askerliğini yapan er ve erbaşları, isyan sorumlularından ayırarak derhal serbest bırakın; linç edilenler için soruşturma başlatın, sorumluları cezalandırın; hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve suçların ve cezaların şahsiliği ilkesinden ayrılmayın; kolektif cezalandırmaya yönelmeyin…”

Erdoğan darbeyi sürdürdü ve sadece üç gün sonra OHAL ile taçlandırdı; HDK’nin “yapmayın” dediği her şeyi bir Anayasa hükmü haline getirdi. Linç ve intikam kararnameleriyle 150 bin -çoluk çocuğuyla birlikte bir milyona yakın- insan “sivil ölüm”e mahkum edildi. İşkence ve tecavüz -bildiğiniz tecavüz- eşliğinde süren “sorgulamalar”ın ardından en az 40 bini tutuklu, 50-60 bin insan kölelerin aslanlara yem edildiği eski Roma arenalarından farksız mahkemelere sevk edildi. Duruşmalar histerik linç şenliklerine dönüştürüldü; Yassıada hakimlerine rahmet okutan “yargıçlar” intikamcıların hakaret, tasallut ve tükürükleriyle bunalttıkları “sanıklar”ı azarlayarak sigaya çektiler. Sıra “kolektif suçlamalar”ın “karar”a bağlanmasına geldi. İki yıldan bu yana “80 kere ağırlaştırılmış müebbet hapis” türünden akla sığmaz cezalar peynir ekmek gibi dağıtılıyor…


Erdoğan’ı “tek adamlığa” taşıyan bu şiddet dalgasına karşı toplumda çok güçlü bir siyasal ve ahlakî karşı koyuş oluştu. Pasif de olsa eşitsizlik ve haksızlıklara karşı duyarlık, tutsaklarla dayanışma gösterildi. Gerçi, adil yargılanmadıkları açık ama, yüksek rütbeli ve güç sahibi “darbe sanığı” askerlerin ağır mahkumiyetleri kamu oyunda bir tür aldırmazlıkla karşılandı. “Cemaat” ile “iltisaklı” görüldükleri için sağdan ve İslamcılardan yalıtılmış olmalarının ötesinde, görevde bulundukları uzun yıllar boyunca karıştıkları düşünülen darbeler, sıkıyönetim uygulamaları ve kontr-gerilla ve asayiş operasyonları vicdanları susturdu. İnsanlar, “yapmıştır bir kötülük” deyip geçebildi.

Oysa halk Boğaziçi Köprüsü’nde boğazlanan bigünah erleri ve öğrencileri unutmamıştı. Henüz 18-20 yaşlarındaki bu gençlerin tutsaklığı da kabul görmedi. Dahası, askeri öğrenciler geçtiğimiz yıldan başlayarak “darbecilik” gerekçesiyle kitleler halinde “müebbet hapis” cezaları almaya başlayınca, “bir ihtimal merhamet ederler” diye suskun bekleyen aileleri TBMM önünde dikilip hak aramaya başladılar. HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun enerjik çabalarıyla sesleri siyaset ve insan hakları çevrelerinde yankılanmaya başladı.

Bu kıpırdanışın rejimi tedirgin etmesi boşuna değil. Çünkü kamuoyu vicdanı yüksek rütbeliler için değilse de gençler için titriyor ve annelerinin çığlığına kulak kabartıyor. Çocuklarının hak ve hayatını korumak için ayağa dikilen kadınlar sokaklarda, öğrencileri 15 Temmuz’da kışladan çıkartanın Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal olduğunu ilân ediyorlar. Onların resmî 15 Temmuz anlatısını yerle bir eden çığlıkları şimdi Ankara ve İstanbul sokaklarında yankılanıyor.

Bu vesileyle 15 Temmuz’un gerçek öyküsünün ortaya çıkarılmasının nasıl büyük bir siyasal ihtiyaç olduğu apaçık görülüyor. Güya çağımızın “en hain” darbe girişimi sırasında görevde olan Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve MİT Başkanı’nın sorgulanmasına dayanmayan; psikolojik harekat merkezlerinde kurgulanmış, ispatsız, delilsiz ithamlar, böbürlenmeler ve şişinmeler ile düzmece menkıbelerden oluşan resmî 15 Temmuz söylencesi tedavülde oldukça da Türkiye hakikatiyle buluşamıyor.

Gençler ömürlerini hapiste tüketmeye mahkum edilirken, Erdoğan siyasi rakibi Fettullah Gülen’den bir kerede ve kesin olarak kurtulsun diye 15 Temmuz’da yol verilen darbe ve karşı-darbenin aslî sorumluları bugün servet ve kudretin doruklarında dolaşıyor. Bu adaletsizliğe yargı değil ancak toplum son verebilir.

15 Temmuz’un sorumlusu, AKP’nin “geleceğin ordu kadroları bizim olsun” diye harp okullarına doldurduğu gençler ve aileleri değil, Gülen ve Erdoğan’ın iktidar ortaklığı ve iktidar kavgası ve buna eşlik eden TSK komuta kademesidir.

Kaynak Yeni Yaşam

Tags: , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑