Yazarlar

Published on Eylül 7th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

64 yıl önce tanık olduğum İzmir’deki 6-7 Eylül vahşeti! – Doğan Özgüden

Türkiye’de Hürriyet Gazetesi’nin kışkırtıcı yayınlarıyla bir Kıbrıs histerisi başlatılmıştı. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin her tarafında “Kıbrıs Türktür Türk Kalacaktır”, “Rumlar ittir it kalacaktır” sloganlarıyla Rum halkının anti-kolonyalist mücadelesine karşı mitingler düzenleniyordu.

6 Eylül 1955 günü gazeteye her zamankinden daha erken gidiyordum, bir sendika toplantısı için hazırlık yapacaktım. Bir süreden beri Karşıyaka’ya taşınmıştık. Karşıyaka vapuru Konak iskelesine yaklaşırken kentte büyük bir hareketlilik vardı.


Sık sık tekrarlanan Kıbrıs Mitinglerinden biri sanıyordum. Tütün depolarının arasındaki dar yollardan hızla gazeteye ulaştım. Bir yandan polis-adliye muhabirleriyle ilişki kuruyor, öte yandan da Ankara’da Çetin Altan’ı, İstanbul’da Orhan Birgit’i arıyordum.

Çok geçmeden dehşet verici haberler yağmaya başladı.

Herşey, İstanbul’da yayınlanan Mithat Perin’e ait Ekspres Gazetesi’nin Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin Yunanlılar tarafından bombalandığına dair sansasyonel ve provokatif bir haber vermesiyle başlamıştı. Başlangıçta masum protesto gösterisi havasında başlayan eylemler kısa sürede Rumlara ve diğer dinsel azınlıklara karşı vahşice bir pogrom operasyonuna dönüşmüştü.

Gazeteden fırlayarak Kordon Boyu’nu Konak’tan Alsancak’a kadar taradım. Aklın hayalin alamayacağı bir vahşetle Türk ve Müslüman olmadığı bilinen ya da tahmin edilen kişilere ait evlere, işyerlerine saldırılıyordu. Sanki herşey önceden planlanmış, hedefler titizlikle belirlenmiş gibiydi. Basılan evlerden, mağazalardan ucuz pahalı ne varsa yağma edilip kaçırılıyordu. Alsancak’a vardığımda İzmir Valisi Kemal Hadımlı ne şiş yansın ne kebap misali bir nutukla nümayişçileri sözüm ona yatıştırmaya çalışıyor, ama pogromculara karşı hiçbir önlem uygulanmıyordu.

Akşam olduğunda bu toplu vahşetin isimsiz “kahraman”ları geriye utanç verici bir harabe bakarak talan ettikleri ganimetleriyle mahallelerine, evlerine çekiliyordu.

Benim için en şoke edici olan da, her gün Karşıyaka vapurunda, Kordon Boyu’ndaki dükkan ve kahvelerde gördüğüm nice kendi halinde insanın bir canavar kesilmiş olmasıydı.

Yaptığı provokasyon sonucu başlayan olayların kontroldan çıkmasından paniğe kapılan hükümet hemen sıkıyönetim ilan etti, İstanbul’da 3, İzmir ve Ankara’da birer sıkıyönetim mahkemesi kuruldu ve tutuklamalar başladı. Bu DP döneminin ilk sıkıyönetimiydi.

Ne ki, tutuklananların başında ne olayları tahrik edenler ne de yağmacılar geliyordu. İstanbul’da başta Aziz Nesin, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan Dinamo gibi sol aydınlar olmak üzere adı “komünist”e çıkmış 48 kişi tahrik ve tertip suçlamasıyla tutuklandılar.

Piyango İzmir’de çalıştığım Sabah Postası gazetesine de vuracaktı. Olaylardan bir hafta sonra bizim gazete sıkıyönetim tarafından kapatıldı, gazetenin yayın yönetmeni Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.

Gökçe’nin tutuklanması dramatik bir olaydı. İzmir Birinci Şube polislerinden ikisi Gökçe’yi tutuklamaya gelmişlerdi, ama niçin geldiklerini bir türlü söyleyemiyor, ağızlarında bir şeyler geveleyip duruyorlardı. Gökçe, genellikle yazılarını sabahları Konak Meydanı’na bakan bir kahvehanede, vitrinin tam arkasında kahvesini yudumlayarak yazardı. İzmir Birinci Şube Müdürlüğü ise birkaç yüz metre ilerideki İzmir Vali Konağı’nın alt katında gizemli bir yerdi. Orada çalışan sivil polisler için, her sabah kahvenin önünden geçişlerinde yazı yazarken gördükleri Gökçe İzmir’in saygın aydınlarından biriydi, onu adi suçtan aranan bir lumpen gibi tutuklamak ağırlarına gidiyordu.

Sonuçta Gökçe herbirimizle vedalaşıp polislerin refakatinde, ama kelepçe vurulmaksızın Yurtiçi Bölge Komutan¬lığına götürüldü.

Gazeteciliğe başlayalı beri bizzat tanık olduğum ilk gazeteci tutuklamasıydı.

Sıkıyönetimin uygulamaları ne olursa olsun, ortada devlet teşvikiyle işlenmiş bir suç vardı. Tıpkı 1915 Ermeni soykırımı gibi… İzmir’de tanıdığım Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten arkadaşlar büyük bir huzursuzluk içindeydi. Kendilerini yatıştırmak ve güven duygusu vermek için hükümet birkaç hafta sonra Bayındırlık Bakanı Muammer Çavuşoğlu’nu İzmir’e gönderdi. Nazlı Ilıcak’ın babası olan Çavuşoğlu, İzmir’de yapılan bir törenle Yunan Konsolosluğu binasına Yunan bayrağı çekti. (Doğan Özgüden, “Vatansız” Gazeteci, Sürgün öncesi, I. cilt, sayfa 152-158, Belge Uluslararası Yayıncılık, 2011, Istanbul)

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑