fbpx

Avrupa

Published on Ağustos 2nd, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

AB’nin koronavirüs fonu Avrupa’yı parçalanmaya bir adım daha yaklaştıracak – Yanis Varoufakis

Kurtarma paketi Avrupa ülkeleri arasında derinleşen bir bütünleşme vaat ediyor. İşte bunun gerçekleşmeyeceğini düşünmemin nedenleri:

Avro Bölgesi krizinin ilk yıllarında krizin derinliğini Avrupa Birliği’nin her zirvesini izleyen kutlamaların hızla azalan yarılanma süreleriyle ölçtüğümü hatırlıyorum. Krizin sona erdiği yönündeki vakitsiz açıklamalar umut vermiş, bu da para piyasalarında yeniden sıçramaya sebep olmuştu. Fakat sonra kasvet, bir noktada, şaşmaz bir şekilde geri dönecekti. Çoğu ülke için kemer sıkma pek azı içinse sosyalizm yılları sürüp giderken, her AB zirvesinden sonra bu noktaya daha çabuk varıldı. 

Peki 750 milyar avroluk (yaklaşık 6 katrilyon TL) yepyeni bir pandemi-sonrası AB kurtarma fonuyla sonuçlanan geçen haftaki zirve sayesinde bu acıklı kalıp nihayet kırılmış olabilir mi?

Her zamanki AB amigolarının öngörülebilir şekilde zafer kazanmışçasına kabulü bir yana, kurtarma fonunu “bütünleşmeye yönelik sahici bir atılım” diye niteleyen arkadaşım Shahin Vallée gibi, liderlerin sicilini tutan parlak eleştiricileri bile AB’nin bu sefer isabetli bir iş yapmış olabileceğine ilişkin umutlarını dile getiriyor.

Vallée gibi yorumculara umut veren fonun büyüklüğü değil. Daha ziyade AB liderlerinin ortak borcun vazgeçilmezliğini herhangi bir parasal birliğin tutkalı olarak ilk kez kabul etmiş görünmesi. Her üye devletin ihtiyacı oranında harcansın diye 750 milyar avronun, kapasiteleriyle orantılı olarak, ortaklaşa borç alınacağı yeterince doğrudur. Yıllardır yapılması gereken buydu ama şimdiye kadar zengin ülkeler tarafından inatla karşı konmuştu.

Karşılıklı hale getirilmiş borcun Avrupa ülkelerinin birliği için gerek şart olduğu fikrini desteklediğim halde, ben neden AB’nin son kararının Avrupa’nın parçalanmasına giden bir başka adım olduğunu düşünüyorum? Üç nedenle.

Birincisi kurtarma fonu dikkatimizi asıl dertten, yani büyük çaplı kemer sıkma politikalarından başka yere çekiyor. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre 2020’de Euro Bölgesi’nin toplam geliri yüzde 10 oranında düşecek ve bu da ortalamada yüzde 11’den büyük bir bütçe açığı yaratacak. İtalya ve Yunanistan gibi nispeten zayıf ülkelerdeki gelir azalması çok daha büyük olacak

Berlin’in ve diğer hükumetlerin (11 Haziran tarihli Eurogroup tebliğinde görüldüğü gibi) üye devletleri 2021’e kadar denk bütçeye zorlama kararlılığı olmasa bu kendi başına bir felakete yol açmazdı. Fakat yeni başlayan toparlanma mesela İtalya’nın bütçe açığını diyelim yüzde 9’a çekse bile, Roma’nın bütçe denkliğini sağlamak için GSYİH’nin yüzde 9’una karşılık düşen zalimce bir kemer sıkma düzeyini kesintiler ve vergilerle dayatması gerekecek. Yunanistan da benzer durumda. Almanya’nın bile bütçesini denkleştirmek için kemer sıkmak zorunda kalacağını hesaba katınca anlaşılır ki, kemer sıkma ile durgunluk arasındaki kıyamet döngüsünün yoğunlaşmasına bütün kıta maruz kalacak.

İkincisi, kurtarma fonu (makroekonomik bakımdan) cılızdır. Birliği savunabilmek için, uygulanacak kemer sıkma tsunamisi ile karşılaştırılabilir büyüklükte bir mali destek sağlamalıdır. Sağlamıyor. Muazzam ölçüde kemer sıkma uygulaması yapmak zorunda olan İtalya ve Yunanistan’ı tekrar ele alalım. Kurtarma fonundan gelecek paralar bu şoku hafifletmeye ne kadar yardımcı olabilir? Cevap: Pek fazla değil.

İsabetli bir cevap için öncelikle kurtarma fonundan sunulan yeni kredileri (iflas etmiş birine verilecek yeni borç asla işe yaramayacağından) görmezden gelmeli ve sadece net hibelere odaklanmalıyız. İtalya’ya yaklaşık 80 milyar, Yunanistan’a da 23 milyar avro ayrılmış. Ne var ki her üye devlet 750 milyar avroluk yeni AB borcunun bir kısmını üstlenmek zorunda. Mesela İtalya bu borcun yüzde 13’ünden birazcık azını, daha yoksul olan Yunanistan ise yüzde 1,4’ünü ödemekle yükümlü. Bu yeni borçları düştüğümüzde İtalya ve Yunanistan’a net hibeler sırasıyla 30 milyar ve 12 milyar avronun birazcık üstünde; ya da yıllık temelde, 2021-2023 arasındaki GSYİH’lerinin yüzde 0,6’sı ve yüzde 2’si oluyor. Denk bütçe yapmaları talep edilecek olan bu ülkelerin GSYİH’lerinin yüzde 9’una eşdeğer kemer sıkma perspektifiyle karşılaştırıldığında, bunlar çok cılız meblağlar. 

Üçüncüsü, fonların akacağı siyasi koşullar her AB şüphecisinin hayalidir. Birleşik Krallık ekonomik bir durgunlukla sarsıldığında teşvikler en çok etkilenen bölgelere orantısızca akarken hükümetin bütçe açığı da otomatik olarak artar. Böyle kendine has bir mali birliğin güzelliği odur ki hiçbir siyasetçi paranın hangi bölgeye ne kadar aktarılacağına karar veremez. Eğer parlamento Surrey, Sussex ve Batı Londra’dan Cumbria’ya, Norfolk’a ya da Kuzey Galler’e ne kadar para nakledileceğini tartışmak zorunda olsaydı ortaya çıkacak çıplak dehşeti bir düşünün. Britanya, yanında Brexit’in dostane bir mesele gibi kalacağı bölünmelerle viran olurdu. Gelgelelim bu ayrılılık kaynağı, biz daha durgunluğun her bölgede nasıl etki yapacağını dahi bilmezken çiziktirilen ülke tahsisatlarıyla tamamlanmış olarak AB kurtarma fonuna yedirildi. Neredeyse her şey kurnaz bir AB şüphecisi tarafından tasarlanmış gibi.

Sanki bu yeterli değilmiş gibi bizim büyük ve iyi liderlerimiz, her ulusal hükümete, başka herhangi bir hükumet için yapılacak ödemenin nasıl harcanacağını incelerken, bu parayı üç aya kadar dondurma hakkı tanımaya karar verdiler. Böylece, Hollandalıların İtalyan hükümetini emeklilik ödemeleri dolayısıyla azarlaması, Roma’nın da bu iyiliğe cevaben Hollanda’nın ünlü vergi boşluklarını rapor etmesi gibi, karşılıklı ve sonu gelmez suçlamalar güvence altına alındı. AB’nin Thatcher usulü indirimlerle rüşvet verdiği bir hükümetin başbakanı, kurtarma fonunun devamını almak için, söz gelimi İspanya’ya böyle meydan okuyunca odada oluşacak havayı bir düşünün. 

İyimserlerin iddiasına göre yeni ortak borç, yeniden dağıtım mekanizmasındaki sakarlığa ve makroekonomik önemsizliğine rağmen, sahada etki yaratıyor ve uygun bir federasyona yönelik belirleyici bir ilk adım oluşturuyormuş. Bu, Avrupa’nın, hiç beklediğimiz bir anda sıçrama yapıncaya kadar doğru yönde buzul gibi ilerlediğine ilişkin tanıdık bir iddia. Bu mutlu anlatıya karşılık benim önsezim öyle ki, ters yönde, parçalanmaya doğru ilerliyoruz.

Yanılıp yanılmadığım (umarım yanılıyorumdur) Avrupalıların çoğunun, gelecek yıla kadar, kurtarma fonunun toparlanmalarına yardım ettiğini hissedip hissetmeyeceklerine bağlı olacak. Eğer hissederlerse AB’nin ortak borcu belki de paylaşılan refahın müjdecisi haline gelebilir. Kendi payıma ben, ne kadar çabalarsam çabalayayım, bunun nasıl mümkün olacağını göremiyorum. 

____________________________________________________________________________

24 Temmuz tarihli The Guardian‘dan çeviren: Mehmet Ali Ayan

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑