Röportajlar

Published on Mart 7th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Akkaya: Yakarsa dünyayı kadınlar yakar!

Bunca erkeklik saldırılarına karşı hayatlarımızı kurmak için kadın dayanışmasının biricik kurtuluş yolumuz olduğunu, yan yana oldukça güçlü olduğumuzu, kadınların birliğinden feminist mücadelenin güçlenerek çok sayıda kadının hayatlarına değdiğini unutmadan hayatlarımızdan, arzularımızdan, eşitlik mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi hatırlatarak kadınları 8 Mart günü sokaklara çıkmaya çağırıyor ve biz kadınların 8 Mart’ı kutlu olsun diyorum.

Gazeteci Abidin Çetin’in 8 Mart dolayısıyla yazarımız Gülfer Akkaya’yla yaptığı röportajın tam metnini yayınlıyoruz.


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün sizin açınızdan önemi nedir?

Günümüzün adı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Emekçi kelimesi feminizm ve feministlerden erkeklik çıkarları dolayısı ile haz etmeyen, yıllarca feministleri burjuva kadın, devrimci mücadeleden kaçan, mücadeleyi bölen kadınlar olarak bahseden kimi solcu erkeklerin antifeminist argümanıdır. Ayrıca başından itibaren bugünün adı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü oldu.

Solcu erkeklerin kadınları emekçi-emekçi olmayan kadınlar diye ortadan ikiye bölmesi, yani kadınları karşı karşıya getirmeye çalışması kadınların faydası için değil. Erkeklerin kendi çıkarları için. Çünkü dünyada aynı anda iki sömürü sistemi mevcut ve bunlardan biri patriarka (erkek egemen sistem) dediğimiz sistem. Diğeri de kapitalist sistem dediğimiz ücretli sömürü sistemi.

Patriarkal sistem tıpkı diğer sömürü sistemleri gibi sömüren/ezen ve sömürülen/ezilen iki sınıftan oluşur. Bu sistemde erkekler sömüren/ezenler sınıftır, kadınlar sömürülen/ezilen sınıftır. Patriarkal sistemin üretim ve tüketim ilişkilerinin var olduğu kurum ailedir. Ailede cereyan eden eviçi üretim ilişkilerinde kadınlar tıpkı köleler gibi karın tokluğu koşullarında 7/24 saat aralıksız, izin, tatil olmadan (anneliğin izni-tatili yoktur, eş olmanın izni, tatili yoktur) ömür boyu, kocaya-aileye minnet duyularak, onlara itaat ettirilerek çalıştırılırlar erkekler tarafından. Patriarkal sistemde kadınların olan her şey, bedenleri, emekleri, eğitimleri, ücretli alandaki kazançları, miras, doğan çocuklar, kadınların kimliği ve benliği erkekler tarafından erkek şiddeti ile denetlenir, el konur, gasp edilir. İşte kadınları hem emek hem beden hem de kimliksel açıdan sömürüp ezen bu patriarkal sisteme karşı kadınların mücadeleyi yükselttiği günün adı 8 Mart Dünya Kadınlar günüdür.

8 Mart’ı benim açımdan önemli kılan şey bir kadın olarak hayatımı, emeğimi, benliğimi, bedenimi, cinsel arzularımı görmemi, yani kendimi başkalarının değil, kendi gözlerimden görmemi sağlayan feminizm ile tanışmamı sağlayan mücadele alanı olmasıdır. Şahsen 8 Mart’ın kendim için anlamını kavramamı sağlayan feminizm ile tanışmamış olsaydım yeni bir dünyaya ihtiyacım da, yeni bir dünyayı kurma arzum da şimdiki gibi güçlü olamayabilirdi.

Erkekler kadınların erkeklerden ve erkeklikten bağımsızlaşıp kendisi olarak yürüyen, mücadele eden, hayatını kurabilen, sevişmenin kurallarını, sevginin tanımını ve biçimini koyabilen kadınları iktidarları için tehlikeli gördükleri için patriarkal sistemi görünmezleştirmek gayreti içinde tek bir sömürü sistemi varmış ve o da kapitalizmmiş gibi gösterme çabası içindeler. B yüzden kadınları emekçi-emekçi olmayan kadın şeklinde ikiye bölerek ücretli alanda çalışan işçi kadınları olumluyorlar. Oysa o işçi kadınların ücretlerini tıpkı patronlar gibi erkekler de kadınların elinden alıyor. Ve daha önemlisi ücretli sömürü alanında çalışan kadınların oranı sadece yüzde 30. Ama tüm kadınlar evde erkeklerin hizmetinde çalışıyor. Tüm kadınları sömürenler patriarkal sistemde sömürücü olan erkekler.

Laf buraya gelmişken ben de bir soru sormak istiyorum? Siz hiç emekçi olmayan bir kadın gördünüz mü? Ben görmedim. Ama emekçi olmayan milyarlarca erkek var. Kimse onlardan bahsetmiyor. Neden?

8 Mart bize bu soruları sorduruyor. Yani dünyaya kadın emeği sömürücüsü erkeklerin çıkarlarından değil, kadınların çıkarları üzerinden bakmamızı sağlıyor.

Yaşadığınız ülkede ve dünyadaki kadın mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de, İstanbul’da yaşıyorum. Yaşadığım ülkede ve dünyada kadınlara yönelik erkek ve devlet şiddetinin azdığı yıllardan geçiyoruz. Üstelik Orta Doğu’da olduğumuz için savaş ve militarist politikaların yanı sıra kadın düşmanı siyasal İslamcı politikalarla iyice pohpohlanan Türkçülükle kadınların hayatları her gün daha zorlaşıyor.

Savaş kadınları göçmenleştiriyor, göçmenlik koşulları kadınları hayatlarından, yaşam alanlarından, dilini, yolunu bildiği yerlerden koparıyor, hiç bilmediği ülkelerde militarist erkek politikalarının içine atıyor. Özgürlüğünü, bedenini erkeklerin baskı ve zorbalığına teslim ediyor. Göçmen kadınlar açlık koşullarında yaşıyor, sağlık, güvenlik haklarını kaybediyorlar. Zaten yoksul olan kadınlar daha yoksullaşıyor. Henüz göçmen olmayan (herkes her an göçmen olabilir) bizim gibi kadınlar da dâhil olmak üzere tüm kadınlar savaş politikaları nedeniyle cinsiyetçilikle ağırlaştırılmış milliyetçi, şovenist, politikaların sonuçlarını komşuluk, vatandaşlık ilişkilerimizde, çalışma yaşamımızda ve duygu dünyamızda artan şiddet, hor görülme ve erkeklerin üzerinde haklarını iddia ettikleri yaşamlarımıza artan müdahalelerinde yaşıyoruz.

8 Mart 2029, feminist gece yürüyüşü – İstiklal Caddesi (AP Photo/Lefteris Pitarakis)

Erkeklerin işlediği kadın cinayetlerinden, savaşla derinleşen ekonomik krizin en çok kadınları vurmasına, sosyalist, feminist, Kürt, Alevi kadınlara yönelik devlet ve iktidarın hiç bitmeyen saldırılarına, ailelerin/erkeklerin kadınlar üzerinde her geçen gün artan namus adlı baskılarına, cinsel taciz ve tecavüzlerin hukuk aracılığı ile Ak’lanmasına dek kadınlar için hayat ancak direnilerek yürütülecek hal almış durumda.

Üstelik erkek egemenliği dünyanın her yerinde hortlamış şekilde. Her yer Türkiye, her yer kadınlara yönelik suç mahali olmuş vaziyette. Şili’den çıkıp dünyaya yayılan Las Tesis eylemlerinden, İspanya’da başlayan feminist grevlere, İzlanda’daki kitlesel kürtaj hakkı eylemlerine, Amerika’daki #MeToo ve en son Meksika’da bir kadına tecavüz edilip vahşice öldürülmesine rağmen anayasa mahkemesinin erkekler lehine karar vermesine karşı kadınların anayasa mahkemesini yakmalarına dek vardı iş. Kaybedecek bir şeyleri olmayanların eylemleri bunlar. Sonunda biz kadınlara gerçekten dünyayı yaktıracaklar. Erkekler kadınlara, üstelik bu vahşilikle saldırmaya devam ederse dünya tanık olmadığı kadın direnişlerine tanıklık edebilir. Etmeli de. Kanunları hep sömürenler, ezenler koyacak değil.

Kadınların yükselen, kararlı ve gittikçe sertleşen bir mücadele dalgasını yaymaya başladıklarını düşünüyorum. 

Alevi kadınlarının, kadın mücadelesindeki yeri nedir, yeterli buluyor musunuz, genel bir değerlendirme yapar mısınız?

Hangi dinden, inançtan, milliyetten, ücretli sömürü sisteminde hangi sınıftan olursa olsun bütün kadınlar öncelikle kadındır. Bütün kadınları ortak şekilde var eden zemin patriarkal sistemdeki ortak kadın olma haldir. Yani tüm kadınların kadınlar sınıfı üyesi olmasıdır. Bu da kadınları aynı ortak çıkarlara sahip toplumsal kesim yapar. Bu nedenle Alevi kadınlar kadın mücadelenin neresindeler sorusuna içindeler diyerek cevap vermiş olayım. Peki bulundukları ülkelerde feminist ya da kadın mücadelesinin neresindeler sorunuza ise henüz pek yoklar ama yavaş yavaş ısınıyorlar diyerek cevap vereyim. Türkiye’deki feminist mücadele içinde sadece bağımsız Alevi kadınlar grubu olan 17+ Alevi Kadınlar var. İçinde benim de yer aldığım bu grup gücü oranında -ki çok küçük bir grup- pratik olarak bir takım işler yapmakta, sokak dâhil birçok alanda yer almaktalar. Ama esasen Alevi kadınlar hakkında bilgi üretme, bu alanında söz kurma, politika üretme ve önerme, Alevi kurumları içinde yer alan kadınlarla ilişki içinde olarak bu alanda kadınlarla beraber ortak mücadele hattı oluşturma gayreti içindeler. Siz de gözlüyorsunuzdur bu açıdan hiç fena gitmiyor 17+ Alevi Kadınlar grubu ve genel olarak Alevi kadınlar. Ama daha yolun çok başındayız ve Alevi toplumunda ve kurumlarında çok güçlü bir erkeklik mevcut.

Genel olarak Alevi kadınlar bulundukları ülkelerdeki kadın mücadelelerinin içinde yer almak konusunda geriler, bu konuda yol almak zorundalar. Kendi alanlarındaki mücadelede ise yeni ama yol alan, kesinlikle umut veren ve çabalayan durumdalar. Tekrar anımsatmak isterim, çok ağır bir erkekliğe karşı, üstelik daha ziyade karma alanda mücadele veriliyor. Erkekler statükocu ve tutucu davranırken, kadınlar o statükoyu ve tutuculuğu devirmekle ve kendilerini yenilemekle meşguller. Bu çok feminizan bir şey. Ve gerçekten enfes. Çok güveniyorum Alevi kadınlara.

Günlük pratik yaşam içerisinde tanık olduğunuz ya da duyduğunuz kadına yönelik her türlü saldırı ve şiddet var mı?

Bu sorunuzu okurken tüylerim diken diken oldu ve tüm vücudum buz kesti. Akrabası erkeklerin tecavüzüne uğrayan, toplumsal alanlarda tecavüze uğrayan, sevgilisi, kocası olan erkekler tarafından tehdit edilen, çok ağır koşullarda hemen her çeşit şiddete uğrayan o kadar çok ve her yaştan kadın arkadaşım var ki. Ailedeki dayak, maddi şiddet, eğitim haklarının gasp edilmesi, istediğinde sokağa çıkamaması, istediği gibi giyinememesi vs gibi erkek şiddetlerini saymıyorum bile. Bir keresinde bir arkadaşım “Senin ev Mor Çatı gibi” demişti bana. Kadın arkadaşlarım kocalarından, sevgililerinden kaçtığı için geliyorlardı. Ve bu erkeklerin çoğu solcu, Kürt hareketinden, Alevi, eşit bir dünya isteyen politik erkekler.

Ayrıca aile, erkek dışında bir de devlet ve onun şiddeti var kadınların tepesinde. İşkenceler, tecavüzler, gözaltları. LGBTİ+ arkadaşlarımızın yaşadıkları.

Bu kadınlar sadece benim ya da başka yerdeki kadınların değil, sizlerin de yanınızdaki kadınlar, birlikte haber yaptığınız, eylem yapığınız, âşık olduğunuz, evlendiğiniz kadınlar. Kendinizden uzak sanmayın. Çünkü şiddet uygulayan erkekler uzaydan gelmiyor. Buradalar. Sizlersiniz.

Ve bir kadın olarak ben de erkeklerin, ailemin ve devletin şiddetini bir hayli yaşadım, yaşıyorum. Her türlü şiddeti yaşamamış tek bir kadın var mı?

Bu sorulara eklemek istediğiniz başka bir değerlendirme var mı?

Erkekler kadınların şiddet yaşadıklarını duyduklarında nasıl kahrolup insan kesiliyorlar! Ama şiddeti sen uyguluyorsun dediğimizde bu “insan” aniden saldırgan bir erkeğe dönüşüyor. Her erkek kendisini harika, ideal adam, bulunmaz eş-sevgili sanıyor. Oysa değil. Şiddet görmeyen tek kadın olmadığı gibi şiddet uygulamayan tek bir erkek de yok.

Bu nedenle erkekler şiddetçi erkeği dışarda değil, kendi içlerinde, aynada aramalılar. Her erkek mutlaka şiddet uygulamıştır. İnkâr edince, dışarıya iyi insan görününce kimseyi kandırmış olmuyorlar.

Bitirirken, erkekleri erkeklikleri ve o fos erkeklik gururlarından kendilerini kurtarmak için yüzleşmeye çağırıyorum. Ben mi? Asla palavrasına inanmak yerine “Ben şiddet uyguluyor olabilirim” diyerek kendilerinden şüphelenmeye davet ediyorum.

Bunca erkeklik saldırılarına karşı hayatlarımızı kurmak için kadın dayanışmasının biricik kurtuluş yolumuz olduğunu, yan yana oldukça güçlü olduğumuzu, kadınların birliğinden feminist mücadelenin güçlenerek çok sayıda kadının hayatlarına değdiğini unutmadan hayatlarımızdan, arzularımızdan, eşitlik mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi hatırlatarak kadınları 8 Mart günü sokaklara çıkmaya çağırıyor ve biz kadınların 8 Mart’ı kutlu olsun diyorum.

Gülfer Akkaya kimdir?

Yazar Gülfer Akkaya 1972 yılının Şubat ayında Sivas Kangal’ın (Koçgiri) Alevi köyü olan Kürkçü’de (Qurcik) doğdu.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını “Kadınların paralı günleri” konusu üzerine Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yaptı.

Çeşitli haber portallarında, internet sitelerinde ve Alevi dergi ve gazetelerinde uzun yıllardan beri yazmakta. Pek çok dergide yayımlanan çok sayıda makalesi var.

Uzun yıllar dergi ve gazetelerde editörlük yaptı. Hala düzenli şekilde Siyasihaber.org ve AvrupaForum1 adlı sitelerde yazmakta.

2008 yılında “Unutulmasın diye… Demokratik Kadınlar Derneği”;

2011 yılında “Sanki Eşittik, 1960-1970’li yıllarda devrimci mücadelenin feminist sorgusu”;

2014 yılında “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar”;

2017 yılında “Yol Kadındır”;

2018 yılında “Vardık, Varız, Var Olacağız: Alevi Kadınlar”

2020 yılında “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” adlı kitapları yayımlandı.

28.o2.2020

Röportaj: Abidin Çetin

Tags: , , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑