Dedi budur senin çaren..." /> Alevilikte ana kadın kültü – Ayten Şimşir


Alevilik

Published on Temmuz 18th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Alevilikte ana kadın kültü – Ayten Şimşir

Dedi budur senin çaren

Dost ilen pak ile arın


Kar eylemez tir-ü baran

Dogru yola varanlara

( KULU)

Sosyoloji ve Pozitif Bilimin Kavramlara Etkisi

Günümüzde Aleviler dahil olmak üzere Batını Dinlerce sayılan/kullanılan ne kadar kavram varsa büyük bir kısmının içeriği niteliği, şekli değiştirilmiş, özü bir biçimde ya çarpıtılmış yada mana bütünlüğünden uzaklaştırılmıştır. Ne yazık ki inancımızın temel taşları egemen tekçi aklın yürüttüğü politikalarla birlikte, sosyal bilimlerin kullandığı kavramlara hapsedilmiş ve Öz´den uzaklaştırılmıştır. Bir yanda  “Klasik bilim görüşü” geçmiş ve gelecek arasındaki simetriyi esas alan  “ her şey sonsuz bir günde var olduğuna göre geçmiş ve geleceği birbirinden ayırt etmek imkansızdır” diyerek Newton fiziğini destekleyen  “Tanrı her şeyi görür, bilir her şeye kadirdir” fikrini güçlendiren bir görüş.

Diğer yanda ise Doğa-İnsan, Madde- Akıl, Sosyal- Manevi dünya ayrışmalar olduğunu iddia eden  “Düalizm”. Buna göre ruhun bütünlüğü herhangi bir fiziki engelle ya da yetersizlikle bozulamazdı.

Tarihsel süreç içerisinde egemenler ulus devletlerini yapılandırabilmek adına katı bilgiyi sunan, tin yani ruh/ enerjiyi reddeden  “klasik bilimi” geliştirdi. Çünkü bilim kurulacak/oluşturulacaksa bilgi  “pozitif” olmalıydı. Hatta ileriki süreçte oluşabilecek devrimlerin önünde  “gerici/geriletici” bir rol üstlenmeliydi. Kurulan/oluşturulan  “Sosyal Bilim” ile egemen akıl iç-dış tehditlere karşı yöntemler geliştirmeye başladı. Sosyoloji Bilimini Toplumların olası problemlerini çözmek adına oluşturan bir grup idealist bilim insanının tezi tümüyle değiştirilmiş ve oluşabilecek  “Devrimleri” sonlandıracak reformlar yapmaya evrilmişti. Mevcut süreç içerisinde Sosyalizmi bu girdaptan kurtarmak için çalışan bir grup idealist memurun çalışmalarıyla birlikte  “Antropoloji Bilimi” geliştirildi. Oluşabilecek devrimlerin önüne geçebilmek, Halkları ve İnanç gruplarını kontrol altına alabilmek için geliştirilen yöntemlerden biriside  “Halkları Uygarlaştırmak” idi. Egemenlerin kabul ettiği resmi devlet tarihine göre bir tarih şekillendirmesine gidilerek kabul görmüş halklar “UYGAR-TARİHLİ”. Devletçi sistem karşıtı, çoğulcu yasamı esas alan halklar ve inanç grupları ise  “TARIHSIZ-BARBAR HALKLAR “ sınıflandırması icat edildi. Tarihsiz Barbar Halklar uygarlaşma adı altında  “terbiye” edilerek sisteme entegre edilmeliydi.

Sosyal Bilimlerin Avrupa’da kurumsallaşarak güçlenmesi ile Batı uygarlıklarında iktidarların, devlet sistemlerini oluşturma süreci ile aynıdır. Batı uygarlığı cinsiyetçi, köleci, feodal ve kapitalist toplumlar içerisinde oluşmuş, egemenlik biçimleriyle paralellik gösterir.

Yani: Milliyet ve Din kavramları iç içedir, modern burjuva gücünü bu tarihsellikten alır. Alevilik ise gücünü bu yapılanmaya karşı yürüttüğü ANA eksenli kadını yaşamın başlangıcı/ var eden/kendinden veren/ kendini doğuran olarak betimleyen yaşam kaynağından alır.

Günümüzde ölçüsüz spekülasyonlar, Toplumsal gerçeklikten uzak, Hakikati yansıtmayan bilgi ve belgelerle Alevi Yol değerleri, kavramları balçıkla sıvanmaya, tarikat çizgisine çekilmeye çalışılmakta. Kendi gerçekliğinden uzak mesnetsiz, düzmece bilgilerle özden uzaklaştırılmaya Türk-İslam sentezinden oluşan Şia Alevilik kabul ettirilmeye çalışılmakta.

Kadimden bugüne kendisini Nur´ u Kadim´ den bilerek mevcut gerçekliğini var eden, nesiller boyu bugüne taşıyan gerektiğinde  “SIR” eden Hakikat vakti geldiğinde kendini mutlaka doğurur ve vücud bulur. Mesele odur ki Yol ehillerinin, hakikat temsilcilerinin yapay kitabi bilgilerden arınıp, karmaşaya girmeden ve karmaşayı büyütmeden kökteki gıdaya dönmeleri ve beslenmeleri gerekmektedir. Ötesi nafile Şeriat deryasında Hakikat aramak bizleri kendi kimliğimizden uzaklaştırmaktan öteye gitmez…

Dört kitapta yoktur bu ilim inan

Ilm-i Devriyedir bu sırrı kan

Bulup bir Mürşid-i Kamil ü irfan

Okuyup bu dersi ayana geldim ( Hüsni )

“Söz var Halk içinde, söz var Hulk içinde” diyerek insanlığın varoluşundaki engin bilgisini sadece  “ehil” gördüğü kişilere aktaran yol erenleri bu uğurda gevherini taşımışlardır. Ne yazık ki günümüzde birçok kavramla birlikte kutsal değerlerimizde İslamlaştırılmak, özünden uzaklaştırılarak asimile edilmek, İslam çerçevesinde bir Alevilik yaratılmak istenmektedir.

Düne kadar  “ANA/PİR” tanımları yoktur diyen, kadının Cem Erkanı yürütmesini ret eden hatta bir biçimde siyasallaştırarak yasaklayan zihniyet bugün Türk-İslam motifleriyle bezeli mitolojik anlatılar, uydurma hikayelerle resmi ideolojinin güdümünde kurumsal yapılar yaratıyor. Mitoloji geçmiş yaşamların Sır-rı hakikatini anlamlandırmamızda, geçmişin izlerini sürerek Hakikate ulaşmamızda önemli bir araç olsa da günümüzde pozitif bilimlerin iktidarların güdümünde çalışmalar yapması ile hakikati yok etmek için kullanılmaktadır. Bu bilinçle  “Bildiğimizin Alimi Bilmediğimizin Talibi Olup” girdiğimiz hakikat deryasında, tarih sayfalarında, mitolojik anlatılarda  “Ana Kadının” izlerini aradık, lisanı kemalette dilimizin döndüğünü sizlerle pay edeceğiz…

Yer yok iken, Gök yok iken

Bu cihana gelen kimdir?

Altı atasız anasız,

Zuhur edip olan kimdir?

Cimsiz cenanın karnında,

Kim geldi cena karnında,

Atasız ana karnında,

Tatlı selam alan kimdir?

Tarihsel düzlemde ana kadın (tanrıça)

İnsan denilen varlık gerek biyolojik, gerekse kültürel anlamda bir sürekliliğin ürünüdür. Her topluluk tarihteki birçok topluluğun biyolojik ve kültürel sentezi olarak bugüne ulaşmış, tekniki ve düşünsel yaratımları sürekli birikim – devinim halinde olmuştur. Kültürel birikimler insan topluluklarının şekillenmesinde önemli bir faktör olarak göze çarpmaktadır. Alevi düşünsel, toplum biçimini bu toplumsal- tarihsel gerçeklik içerisinde ana kadın eksenli bir yaşam formu olarak açıklayabiliriz. Bilindiği gibi son buzul iklimi 35.000 yıl kadar önce çözülmeye başlamış 12.000 yıl kadar öncede günümüzün iklim koşulları oluşmuş, Ortadoğu’da çölleşme gerçekleşmiş, flora ve fauna da gerçekleşen koşullar, “verimli hilalin” mevcut koşulları devrimci gelişmelere alan açmış ve insan toplulukları ateşi evcilleştirerek toplumsallaşmaya ve dolayısıyla da yerleşik yaşama geçişe adım atmıştır. Yerleşik yaşama geçişle birlikte insan toplulukları avcılık ve toplayıcılıktan, göçebelikten üretici yaşama geçişi başarmıştır. Bu dönemde iki farklı yaşam biçimi açığa çıkmıştır;

a) Koyun, keçi, sığır gb. hayvanlar yetiştiren göçebe çoban halklar.

b) Tarımcı yerleşik ekonomi ve yaşam tarzına sahip çiftçi halklar. İnsanlığın düşünsel ve tekniki kazanımları yerleşik tarımcı halkların ürünüdür.

Söz ettiğimiz gelişmeler insanın varlıkla- doğayla yeni bir ilişkilenme bağını kurarak evreni anlama, açıklama gayreti içine girmesine ve yeni bir düşünce tarzına erişebilmesine sebep olacaktır. Burada Alevi Yol değerlerinde büyük bir önemli olan ANA kültürüne kaynaklık eden tarihsel dönemeci görmüş olduk.

Yerleşik Tarımcı Anaerkil Topluluklar Anadolu´nun korunaklı vadilerinde, Suriye´de, İran’da ve Kuzey Irak´ta tarım, hayvancılık ve sanatı geliştirmiş, insan varlığına, onun gelişimine çığır açan değişiklikler yaratmıştır. Daha önce göçebe olan avcılık ve toplayıcılıkla yaşayan insan üreten, üretim yaptığı arazilerin çevresinde yaşam alanları oluşturan, artan nüfusla birlikte yayılmaya başlamıştır. İnsan Toplulukları doğuya ve batıya yayılarak, iki okyanus kıyısına aynı dönemlerde varmıştır. Burada yayılan Neolitik Kültürünün aynı zamanda  “ Ana Kültünün” de yayılması anlamına geldiğine değinmek gerekir.

Yaşamın Ana etrafında örgütlendiği, sınıflaşmanın henüz ortaya çıkmadığı bu toplumsal yapıyı “ dişil komünal” formasyonlar olarak tanımlıyoruz. Söz ettiğimiz toplumsal yapı Klanın kendiliğinden gelişen komünal yapısının aksine daha kalabalık  “iradi” komünal yapılardır. İnsanın doğayla üretim temelindeki yeni ilişkilenme şekli, gözlem ve deneyiminden edindiği bilgi birikimi, varlığını anlama ve açıklama anlamında insani daha ileri boyutlara taşımıştır. Artık insan-insan, insan- doğa ilişkilenmesinde yeni bir duygu dünyası ve anlam dünyası yaratmıştır. Bu duygu ve anlam dünyasını düşünsel boyutuyla formüle edip ortak bir kişide bütünlemiştir, bu ANA TANRIÇADIR…

Ana (tanrıça) kültünün yayılması

Asıl eksen yanı çekirdek Yakın Doğu´dur, yayılım dönemi Tunç Çağı Sümer, Mısır Krallıklarını izlemiştir ve büyük dağılımın temel hareket gücü ticarettir. Tarihsel süreç içerisinde Kuzeybatı Britanya Adalarına kadar ulaşmıştır. Britanya ve Girit dünyasının bağlantısı bir yanıyla ortaya çıkmaktadır. Ana ( Tanrıça) odaklı yaşam biçimlerine dair pek çok söylencenin simgesel içeriğini anlayabilmek için, yeryüzü merkezli Anaerkil dinlerle, yakından tanıdığımız, gökyüzü Tarihsel Kültürel süreklilik bağlamında Ana Kültü ve Raai Haqi merkezli ataerkil dinler arasındaki farklılıkları bilmek önemlidir. Anaerkil toplumun siyasal, ekonomik, toplumsal ve dini temeli tarımsal yıla dayanır. Tarımın önemi, tüm yasayan nesnelerin önemi, yasayan her şeyin doğumdan olgunluğa, oradan ölüme ve oradan tekrar doğuşa giden gelişmelerini vurgulayarak dairesel bir yaşam görünüşü beslemiştir. Toprak Ana Gaia, ilk Ulu Tanrıça ya da Ana Tanrıça´dır. O dönemde insanlar bir kadının “ çocuk doğurma” yeteneği ile toprağın  “bitkileri doğurma” yeteneği arasında bağ kurmuş, toprağın ruhunun kadın olduğuna inanmışlardır. İnsan topluluklarının yayılması beraberinde Ana Tanrıça kültünü de götürmüştür. Yunanlıların taptığı en önemli Tanrısal varlık kadındı, Tanrı Kronos dünyanın tek hükümdarı olduğunda Ana Tanrıça eksenindeki yaşam formu Tanrı Zeus egemenliğindeki kutsal aileye dönüşme halindedir.

Zerdüşti zaman algısının belirlemesiyle döngüsel zaman algısı bazı alanlarda aşılma sürecine girmiş, doğrusal bir zaman anlayışıyla zamanı “tarih” olarak kavrama sürecine girilmiştir. Bizim için önemli olan bin yılları kapsayan bir zaman aralığında tüm uygarlık alanlarını kapsayan bir  “döngüsel yaşam ve zaman” algısının varlığı ve Ana Kadın eksenli Raai Haqi Alevi inancının İran´ın doğusunu kapsayan bölgelerdeki geleneksel toplumlarda öğretisini devam ettirdiğidir.

Var oluş ve yaradılış

Tarihsel düzlemde Uygarlık alanlarında iki temel düşüncel yapının kendini var ettiğini, tarih içerisinde sürekliliğini koruduğunu görmekteyiz. Bu düşüncelerden birisi  “zaman ve mekânın dışındaki Tanrı algısı ki; Yok´tan yaratılış olarak kendini ifade bulmuş İslamiyet’le birlikte doruğa ulaşmıştır. İkinci algı ise;  “Var´dan Doğuş” yada kainatın tüm formlarını potansiyel olarak içeren ,  “Doğuş” yaparak zahiri aleme dönüşen kutsalın kendisi biçimindeki algı ve anlayıştır. Temel mitosların Sümerli biçiminde bulduğumuz çok geniş Alana yayılan  “Yaratılış” mitosudur. Bu arada tüm eski çağ mitoslarında  “hiç yoktan” yaradılış geçmez, başlangıçtaki kargaşa-kaos durumuna bir düzen verme hali söz konusudur. Oysa Alevilik  “yoktan var olma yani yaradılışı” kesin bir dille ret eder. Burada gelenekten söz etmeden geçemeyiz. Ana yolundan başka dünyaya geliş yolu yoktur. Herkes kendisini Ana yolundan ispat eder. Bu yollardan birisi Var´la geliyor, birisi Yok´la geliyor. Var´la gelen  “Doğuş” yoludur, Yok´la gelen yol “Yaradılış” yoludur. Allah bunları Yok´tan yaratmış, hiç Yok´tan insan (Adem) doğar mı? Yok´tan gelenler doğuştan geldiklerini görmedikleri için kendilerini inkar etmişlerdir.

Cihan var olmadan ketm-i alemde

Hak ile birlikte yektaş idim ben

Yarattı bu mülkü ol demde

Yaptım tasfirini nakkas idim ben

Çar anasırdan bir libasa büründüm

Nar u bad u ab u haktan göründüm

Bir zaman bu mülke İbrahim oldum

Adem ile bir yas idim ben

Ademin sulbundan Şit olup geldim

Nuh-u nebi oldum tufana daldım

Ishak, Yakup, Yusuf oldum bir zaman

Alevilikte doğuş

Raai Haqi Alevi geleneğini düşünsel- toplumsal boyutları ile tartışırken iki temel algının (doğuş- yaratılış) kesişme ya da ayrışma hattında bulunduğu, ortaya çıktığı, diğer inanç kimlikleri ve halklarla ortak mitsel-dinsel motifleri, ritüel ve kimi toplumsal kurumları bu gerçek üzerinden algılamamız gerekir. Raai Haqi Alevi geleneğinde Ana Kültü/Yol´u Alevi süreğinde ´ANA´ kültünü “ANA FATİMA´da” buluruz. Kürdistan ya da Anadolu Aleviliğinin tümünde bu motif belirgindir. Tanrıça Kültü Levant çıkışlı birçok inançta karşımıza çıkmaktadır, Meryem Ana, Gelenekte Ana Fatıma gibi… Ana Tanrıça yolunun komünal değerler üzerine kurulu bir sistem olduğunu tekrar söyleyelim.

Ana Kültü tarımcı neolitik topluluklarda ortaya çıkmış, iradi komünal yaşam biçimini oluşturmuş, kentlerin belirmesi, toplumsal yapının parçalanması sürecinde sınıflaşmanın açığa çıkması ile birlikte göçebe toplulukları istilası ile sınıflaşmada erkek egemen yöne evirilme süreci hızlandırılarak Ana/kadın ötelenmiş, eril sınıflı toplumsal sistem hâkim olmuştur. Sümer Mitlerindeki eril sisteme evirilme sürecini Gilgameş´ in İştar´a başkaldırması ile görebiliriz. Erkek kral gün geçtikçe güç kazanmakta, erk haline gelmektedir. Asıl tehlike göçebe erkek egemen toplulukların istilaları ile belirmektedir. Tarımcı yerleşik toplulukların kurduğu yerleşim alanları bu topluluklar için cazibe merkezi haline gelmiştir. Semitik topluluklardan Akadlar, Sümer kentlerini istila eder ve tarihin ilk merkezi devletini oluştururlar. Bir anda gelen, yağmalayıp kaçan atlı savaşçı erkek egemenler Ana Tanrıçanın inşa ettiği sistem için büyük tehlikeydi. Mezopotamya’nın kontrolü kısa sürede çölden gelen bu adamların kontrolüne girmişti. Eril/sınıflı gelişmelerdeki sıçramanın en önemli kaydı Babil Yaradılış destanındaki Tanrı Marduk´un Tanrıça Tiamat´ı yenmesiyle ile karşımıza çıkmaktadır. Sonraki bin yıllarda, savaşçı erkek inandığı erkek tanrının sistemini güçlendirmek uğruna Ana (Tanrıça) Kadın Kültünü ciddi anlamda zedeler.

Ana (Tanrıça) Kadının erkek cinsindeki saldırganlığı sosyalleştirmeye çekmek için oluşturduğu ilke ve kurallarla doğada var olan erkek ‘‘Doğa ve İnsan” savaşımını kontrol altına almaya çalışır. Erkek güdülerine hakim olma savaşı verir. Sosyal yaşamda çocuk ve erkekle olan ilişkisini dengeleyen kurallar koyar. Bu kuralları ‘‘Analık Hukuku ‘‘belirlerken erkeğin sosyal yaşamda öne çıkışı Ana ( Tanrıça) Kadını düşünsel, İnançsal dünyaya çeker. Ana Kadından öğrendiklerini ona karşı kurnazlıkla kullanan erkek kendi sistemini geliştirmek için taktik geliştirerek Doğa Ana ile özdeşleşen kadın için yapılan ibadet yerlerini kadını köleleştirmek için kullanır. Ve ne yazık ki Ana ( tanrıça) Kadının kölelik süreci böylece başlamış oluyor.

Ana (Tanrıça) Kadın Kültünün ekseninde gelişen toplumlarda ekonominin şekillenmesinde tarımın etkisinden ve dolayısıyla toprağın ruhunun kadın olduğuna yönelik inanıştan söz etmiştik. Sümerlerden insanlığa kalan birçok miras var, bu sadece mitoloji ile sınırlı değil. Sümer inancı öncesinde tanrısız bir inanç sistemi idi, yaşam Ana Kültü ekseninde şekillenmiş ve sistem bu yönlü inşa edilmişti. Ta ki tek tanrılı dinler çıkıp inanç sistemlerini yasaklayıp yok sayana dek.

Yaşamın hiç durmadan akan bir nehir olduğunu göz önüne alırsak Kadimden bugüne yaşayan insan topluluklarının kültürel değerlerinin fazlasıyla benzeştiğini görüyoruz. Her halkın-inancın bazı ritüeller unutturulmaya çalışılsa da en başından beri anlatılara baktığımızda Ana (Tanrıça)Kadının Barışçıl, Eşitlikçi, Komünal Yaşam değerlerini, tarihsel- yaşamsal birikimini, deneyimini kısacası KOM´un varlığını koruyabilmek uğruna verdiği mücadeleye tanık oluyoruz.

Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,

Hakkın yarattığı herşey yerli yerinde.

Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,

Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde

(Hünkâr Hace Bektaş)

Bugün her türlü milliyetçi, cinsiyetçi, tekçiliği dayatan ve gücünü zulumat deryasından alan zihniyetlere karşı Ana Kültü Düşünsel, Toplumsal varlığını sürdürerek, insanın eşitlik arayışını farklı biçimler altında devam ettirmiştir.

Raai Haqi Alevi süreği bu geleneğin önemli mirasçılarından birisidir. Dişil/ komünal yaşam biçimini tarih boyunca ortaya çıkan birikimlerle kendini var eden halidir. Yaşanılan tüm tahribatlara ve yabancılaşmalara rağmen özgürlük ve eşitlik çizgisini koruma mücadelesini sürdürüyor. Ana Kültü sadece insandan insana değil bil cümle varlığa ikrar verme halidir…

18.07.2019

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑