fbpx

Türkiye

Published on Mayıs 25th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Ali Ekber Yürek’in Anısına – Hilmi Toy

“Bir gül yetişirdim, erken soldu o gül, Onu Kalbimize Gömdük”

Bugün 25 Mayıs 1981. Ali Ekber Yürek’in Maraş’ta işkencede öldürüldüğü gün. 39 yıl oldu geriye dönüp baktığımızda. Onun anısına paylaşmak istiyorum bu yazıyı. Maraş’ta ne olmuştu sahi? “Maraş Maraş Kanlı Maraş” dedikleri yer midir Maraş? Size 78 Maraş katliamından söz etmeyeceğim, hayır. Bu konuda yazmıştım, Sanat ve Hayat dergisi ile Dayanışma.net sitesinde yayınlanmıştı yazım. Ben size bu yazımda Maraş’ın Ringi’nden söz edeceğim. Bu konuda daha öncede değişik vesilelerle yazıp paylaştığım oldu. Bir kez daha ve hatta daha çok yazmaya ihtiyaç var yine de. Korkuyu, karamsarlığı büyütmek için değil elbette. Tarihsel ve siyasal bir yüzleşmek için gerekli. Kendi eksik ve yanlışlarımızdan öğrenmek için de gerekli.

Size bir kitaptan söz etmek istiyorum. Yaşanmış bir ömürden, yaşanmış bir ömrün kitaplaştırılmasından söz etmek istiyorum. Ancak sözün başında kitabın yazarı Sevgili Şükran Lilek Yılmaz’a çokça teşekkür etmek istiyorum. Özellikle 33 yıl aradan sonra unutulanı unutulmaz kıldığı için. Dayısı için, dayısının anısına böyle bir çabaya girse de tarihsel kolektif bir sorumluluk bilinciyle araştırdığı, yazdığı, birçok unutulanı anımsattığı için teşekkür ediyorum. Bu yazarın emeğine ve yüreğine sağlık demek için, hem bir teşekkür yazısı, hem de kitabı bir kez daha tanıtım yazısı.

“Ben Dünyayı Değiştirmeye Talibim”

Dersim yayın evinde yayınlanan bir kitaptan söz ediyorum. “Ben Dünyayı Değiştirmeye Talibim” kitabın adı. Yazarı Şükran Lilek Yılmaz. 2016 yılında İkinci baskısının yapıldığını okudum tesadüfen sosyal medyada bir paylaşımında o zaman. Kendisine kitapla ilgili daha önce yazdığım tanıtım yazısını ilettim, gözünden kaçmıştı ikinci baskıya koymak için. Sonra araya zaman girdi ben içeri düştüm, uzun bir tutukluluk sonunda çıktım, Kadıköy’de bir güzel Cafe’de Şükran ile buluşup söyleştik. İlk tanışıklığımız da yine Şükran’ın beni arayıp bulup Kadıköy’de bir Cafe’de buluşmamızla başlamıştı. Dayısı Ali Ekber Yürek’le ilgili bir yazının yazarını arıyor, Dayısının Kayıp Saati’nin izini sürüyordu. Ankara Ulucanlar’da açılacak olan 12 Eylül Müzesi’nin açılışına yetiştirip kendisinin deyimiyle “iki yürek buluşamadı bir daha. Ama kayıp iki saati buluşturmak istiyorum” diyordu. Aynı zamanda kitap çalışması yaptığını söyledi o buluşmamızda.

Ben tanımıyorum Ali Ekber Yürek’i. Tanışmadık hiç. Ama işkencede öldürüldüğünü anlatılanlardan biliyorum. O dönem bende tutsaktım. Maraş – Elbistan davasından yatanlarla hapiste buluştuk. Onların anlatımlarıyla tanıdım. Sonrasında da “Kayıp Saat”in birinin kimde olduğunu, yıllardır bir emanet olarak titizlikle koruduğunu biliyorum. Bilgimi paylaştım Şükran’la. Ve ‘Kayıp Saat’i bir emanet olarak almasına, “İki Kayıp Saatin Buluşması”na yardımcı olarak katkıda bulundum. İki yürek buluşamadı ama “İki Kayıp Saat Buluştu”. Acının damıttığı bir sevincin öyküsünde benim sevincim oldu. Son görüşmemizde Şükrün’la sözleştik, Kitapta tanıklığıyla da katkısı olan ortak tanışımız Akif’in sözü vardı bize, bir akşam buluşup geceye yarenlik edecektik birlikte. Günlük koşturmanın heyulası içinde bir türlü buluşamadık. Akif’in sözü yaşam duvarımızda asılı kaldı.

Ali Ekber Yürek

Yazar dayısı Ali Ekber Yürek’in yaşamını, mücadelesini, hayallerini “Ben Dünyayı Değiştirmeye Talibim” adlı kitapla okumamıza sundu. Yazar Ali Ekber Yürek’i çok güzel anlatıyor. İlk kitap çalışması, ama ustaca bir yazım. Değişik anıların, anlatımların iç bağlantısını güçlü kurmuş Şükran Lilek Yılmaz.

Yaşayanların ve tanıyanların dilinden, anılarından sesleniyor Şükran Lilek Yılmaz. Bizi geçmişe, bizi geleneğimize götürüp geleceğimize getiriyor. Memleketimizin tarihinde karanlık bir dönemine dokunmuş kalemiyle, karanlık dönemine tanıklık ediyor memleket insanımızın. Duygu yüklü olduğu kadar, bir belge niteliğindedir. Bilenleriniz, yaşayanlarınız, tanık olanlarınız, duyanlarınız ve öğrenenleriniz vardır 12 Eylül 1980 Cuntasını ve ardından gelen yılları ve bu yıllarda yaşananları, yaşatılanları memleket insanımıza. Bu nedenle kitap ve kitaptaki yaşamın öyküsü 12 Eylül’ün cinayetleriyle mezarlığa dönen ülkede, mezarların açılmasına vurulan ilk kazmadır. Ve bu kazmanın vurulmasında ve bunun duyurulmasında, basında konu edilip kamuoyuna yansıtılmasında gazeteci İsmail Saymaz’ın önemli katkısı vardır.

“Burada Allah yok, Peygamber izine çıktı”

Kitaba gelince, bir çırpıda okunabilen, okuyacağınız bir kitap. Unutulmuşu unutulmaz kılıyor. Değerli kılan bir yanı da bu. Aşık İhsani 12 Mart 1971 darbesini ve darbeli günler sonrasını zindandan “Mektup” adlı şiirinde anlatır. Der ki, “Sana demem şu ki Sevgilim, öyle bir zor geldi ki 12 Mart, Nisan, Mayıs ve sonrası, yıkılası hapishaneleri tıklım tıklım, işte, evde, sokakta insanlar birer birer toplanmakta”. 70’li yılların ortalarında devrimci yaşam ve mücadelede kendini var eden bizler, 12 Mart 1971 Cuntası dönemini anlatılanlardan, yazılanlardan öğrendik. Ama 12 Eylül’ü ise bire bir, her şeyiyle yaşadık, tanığıyız. Hatta tanığı iken „sanığı“ olanlarız. Bize de öyle zor geldi ki, 12 Eylül, Ekim, Kasım ve sonrası ay ve yıllar. Açık hapishaneye dönmüştü güzelim memleket. Ne kadar aydını, genci, işçisi, sendikacısı, duyarlı insanı varsa hepsi işkenceli sorgulardan geçirilerek demir parmaklıklar ardına atılmıştı. İşkenceli sorgu odalarında işkencecilerin ifade ettikleri, hatta sorgu odalarına “Burada Allah yok, Peygamber izine çıktı” yazarlar. Yüzlerce insan canını verdi bu sorgularda, binlerce insanda gençliğini. Bunlar yazılmalı. Daha çok anlatılmalı. Tarihsel bir suçtur bu. Yargılanmadan birer birer kendi ecelleriyle ölseler de, Darbeyle yüzleşmek için, darbecileri yargılamak, onlarla hesaplaşmak için “tarihi adalet” adına gerekiyor. Sarayların değil, halkın adaleti gerek bize. Mülkiyetin temeli olan değil, vicdanların temeli olan adalet gerek. İşte bu doğrultuda mütevazı bir çaba Şükran Lilek Yılmaz’ın kitabı.

Okumaya değer bir kitap. Başlayınca okumaya, bitirmek için elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap. Anı ve belgesel niteliğinde bir çalışma. 12 Eylül dönemi ve o dönemin anlatıldıkça bitmeyen Maraş’ta Ring işkencesini anlatıyor. Maraş-Elbistan-Pazarcık davasından yatanlardan, bir dönem Hatay E Tipi Hapishanesi’nde koğuş arkadaşlarım olan Hamit Kapan, Saim Sağnak, Muhammed Arifoğlu’ndan dinledim ben. Sonra itirafçı polis Sedat Caner’in Nokta dergisindeki açıklamalarından, Garbis Altınoğlu’nun yazılarından öğrenmişizdir. Adı bilinen Cennet Değirmenci, Mehmet Ceren burada işkenceyle öldürülmüştür. Kısacası Maraş’ın Ringi ünlüdür. Her yaştan ve cinsten yüzlerce insan bu Ringe çıkartılmış. İnsanlık onuru bu ringte ezilmek, kırılmak istenmiştir. İnsanlığın ringle imtihanıdır o günler. Bu bakımdan da Tarihsel bir yüzleşme için kaynak niteliğindedir kitap.

Ali Ekber Yürek bir öğretmendir. 1957 yılı Sonbaharında Dersim’in Ovacık ilçesinin Çexperiye (Güney Konak) köyünde yaşama gözlerini açar, 1977 yılında Tokat Eğitim Enstitüsü’nden Sınıf Öğretmeni olarak mezun olur ve Ovacık Nenku (Aslıca) köyünde göreve başlar, 6 Mayıs 1981 yılında dönemin TKP/ML Hareketi’ne yönelik operasyonda gözaltına alınır, 25 Mayıs 1981 tarihinde ‘Maraş Ring’inde işkencede gözlerini kapar yaşama. Dersim’de başlar öğretmenliğe, Maraş’ta Afşin Kaşan’da öldürülür öğretmenliği kendisi gibi. Karanlığa karşı bir aydınlık ışık taşıyıcısıdır aslında. Onu öldürenler, canına kastedenler bu ışığı yok etmek istemişlerdir. O her şeyden önce bir dava insanıdır. Parti insanı olmaktan önce dava insanı olmak. En önemlisi budur. Parti insanı değil, dava insanı. Bunu herkes başaramıyor maalesef. Parti insanı olup dava insanı olamayan o kadar çok ki şu memlekette, kafasının içindeki parti bitince ya da partisiyle yürüyüşü bir yerde, bir nedenle son bulunca kendisi de bitiyor öylece.

Tartışmalı noktalar

Kitapta bir de tartışmalı bir nokta var. Ali Ekber Yürek işkencede ölümünden sonra o dönemin yetersiz, eksik, kimi tanıkların verdiği yanlış bilgiler, kiminin kendi yanlışını gizleyip ona itham edilen söylemleriyle sahip çıkılmaz, “şehit sayılmaz”, “cenazesine gitmeyin” türü iddialar var. Ali Ekber’in üyesi olduğu örgütün merkezi bir kararı olmadığına ilişkin dönemin tanıklarının yer yer düştükleri notlar var. dönemin örgütsel darbe yenmişliğinin bir sonucu yaşanan dağınıklıkla birlikte yerel alanda sürece tanıklık edenlerce bu tür söylem ve iddialar dile getirilir. Ancak sağlıklı bilgiye sahip olduktan sonra gecikmeli de olsa bir yanlış düzeltilir, “sol sekter” yaklaşım terkedilir “İtibarı iade” edilir örgütünce. Ailesine de gerekli bilgi verilir. Bu bilgiler kitapta var, ancak yazar buna ikna olmaz, iddiasında ısrar eder.

Sonuç olarak tekrar pahasına söylemem gerekir ki, işte bu kitap, benzeri kitaplar gibi, kör karanlığa, kahpe karanlığa karşı ışığı taşıyanlar adına bu coğrafyada, bu memleketin karanlık bir tarihi olarak da adlandırılan 12 Eylül 1980 darbesiyle yüzleşme ve hesaplaşma olarak da değerlidir. Darbeleriyle ünlüdür bizim memleket. Bir türlü kurtulamaz darbelerden ve darbeli yasalardan, anayasalardan. Bu memlekette böylesi dönemlerde binlerce insan tutuklandı, işkence ve baskı zulümden geçirildi. 17’sinde gençler yağlı urganlara çekildi Erdal Eren gibi. Doğum günlerinde asıldı insanlar, hem de asıldıktan sonra hakkında karar onaylandı Hatay Arsuz’lu Ali Aktaş gibi. “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek yapıldı hem de.

Yaşamımızda hala izleri canlı olarak duruyor. Sonuçları da yaşamımızda etkilerini sürdürüyor. Hem yargı olarak, hem adalet arayışı olarak, hem de kimi yasalar ve kurumsal olarak. Döneme ait birçok kitap yayınlandı. Ama hala eksik, hala yazılmayı bekleyen çokça yönü var. Yazması gerekenler var. “Ben Dünyayı Değiştirmeye Talibim” bu eksik adımlardan birini atan bir çalışma. Ali Ekber Yürek’in ardından annesi yaktığı ağıtta “Bir gül yetiştirdim, erken soldu o gül” der, bu söz onun mezar taşına yazılır.

Kalbimizde solmayan bir güldür o.

Bir kez daha emeğine ve yüreğine sağlık yazanın. Sizlere de iyi okumalar.

25.05.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑