Almanya

Published on Şubat 4th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Almanya’da “Kürtaj araştırması” tartışması: Kadınlar aşırı sağa teslim olmayacak

Alman Sağlık Bakanlığı, kadın örgütlerinin eleştirilerine rağmen kürtajın “duygusal sonuçlar” üzerine bir araştırma yapmaya hazırlanıyor.

Gülce Fitzek / AF


Almanya Federal Sağlık Bakanlığı bir süre önce tartışmaya açtığı “kürtajın duygusal sonuçları” araştırmasını hayata geçirmeye dönük somut adımlar attı.

Aşırı sağ / muhafazakar ideolojinin bir yansıması olan ve yakın zamanda gündeme gelen 219/a maddesi ile ilişkilendirilen “araştırma”, doğal olarak, kadın örgütlerinin ve sol partilerin tepkisiyle karşı karşıya.

Nitekim Bakanlık Almanya’da yayımlanan TAZ Gazetesi’nin söz konusu araştırmanın, ceza kanununun 219. maddesinin a fıkrası kapsamında yapılan reform paralelinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin sorusunu bir bakanlık sözcüsü olumlu yönde yanıtladı.

Yani, evet, ilgili “araştırma” Alman Ceza Kanunu’nun 219. maddesinin a şıkkında yapılan reform ile ilgili.

Peki Almanya’da son dönemlerde özellikle kadın örgütleri ve feministler tarafından çok tartışılan bu “219 / a” nedir?

Kadınlar duymasın!

Yasa maddesi hamileliğinin sonlandırılmasına, yani kürtaja ilişkin duyuru, reklam ya da benzeri uygulamaları düzenliyor. Buna göre, özel bir kurumun kamuya açık duyurularında, tekliflerinde, açıklamalarında ya da benzeri iletişim yöntemlerinde kürtaj işlemi yaptığını bildirmesi cezalandırılmasını gerekli kılıyor.

Örneğin bir muayenehane doktorunun web sayfasında uzmanlık alanlarından birisinin kürtaj olduğunu belirtmesi, hakkında soruşturma açılmasına ya da ceza almasına yol açabilecek. Ki bunun örnekleri görülmeye başlamış durumda.

Örneğin Almanya’nın Kassel şehrinde bir kadın jinekolog, web sitesinde kürtaj operasyonu da yaptığını belirtmesi nedeniyle cezalandırıldı ve bu durum Kasselli feministler tarafından protesto edildi.   

“Kürtaj araştırması”

Alman Sağlık Bakanlığı’nın planladığı “kürtaj araştırması”, 2018 yılının Aralık ayında Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Hristiyan Birlik Partileri’nin  (CDU / CSU) bakanları tarafından parlamentoda önerge olarak sunulmuştu.

Önerge aynı zamanda 28 Ocak 2019 tarihinde oylamaya sunulan “kürtaj yasasında kürtaja ilişkin duyuruların kısıtlanmasına ve/veya yasaklanmasına; 219/a’da reform” başlıklı diğer önerge için de temel oluşturdu.

Ancak “reform” önergesinin taslağında artık “kürtajın duygusal sonuçları” araştırmasından bahsedilmiyordu. Bir başka ifadeyle, en azından görünüş itibarıyla tepki çeken “araştırma” gündemden kalkmıştı.

“Araştırma” ısrarının yeniden ortaya çıkması, önergenin dolaylı sahiplerinden birisi olarak da görülebilecek olan SPD dahil farklı partilerden kadınların tepkilerine yol açtı.

Örneğin SPD’nin sol kanadından Hilde Mattheis, TAZ gazetesine verdiği demeçte, taslağı “utanç verici” olarak değerlendirdikten sonra şunları ekledi:

“Tasarının sunumundan sonra ‘şükürler olsun ki sözü edilen araştırma artık yok’ diye düşündüm. Uzun zaman önce terketmemiz gereken bir rol-modeli temsil eden, sosyal bir azınlığı tatmin etmek istiyorlar gibi görünüyor. Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn, kimin için siyaset yaptığını kendisine sormalı”.

Kadın örgütleri ve sol tepkili

Sosyal Demokrat Kadınlar Derneği Başkanı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Maria Noichl de taslağı sert bir dille eleştirenler arasındaydı: Araştırma ısrarını “delilik” olarak tanımlayan Noichl’nin vurgu yaptığı nokta ise taslağın aşırı sağcı ideolojinin bir yansıması oluşu idi.

TAZ’a yaptığı açıklamada Sağlık Bakanlığı’nın bu araştırmada ısrar etmesi durumunda SPD’nin bunu önlemesinin mümkün olmayacağını vurgulayan Noichl, kürtajın olası olumsuz sonuçlarına tek taraflı odaklanmanın aşırı sağcı bir ideoloji olduğunun altını çizdikten sonra sözlerine şu soruyla devam etti:

“Peki ya iradeleri dışında çocukları olan kadınların ve istenmediklerini bilerek büyüyen çocukların durumları? Kadınları, kendi kararlarından sözümona koruma iddiası, gerçekten alaycı bir yaklaşım”.

Akademisyen Kirsten Achtelik’in sözleri de sosyal demokratların kürtaj araştırmasına dönük tutumunun yetersizliğini ortaya koyar nitelikteydi. Başlangıçta “kürtaj araştırması”nın yasa tasarısında olmamasının bir çok kişi tarafından SPD’nin girişimlerine bağlandığını belirten Achtelik, federal hükümetin “kürtaj araştırması”nı kamuoyundan saklama girişiminin “kandırmaca” olduğunun altını çizdi.

Sosyal demokratların muhafazakar siyaset ile kadın bedeni üzerinden giriştiği gizli ittifak Yeşiller Partisi’nin de işaret etttiği bir gerçeklikti.

Nitekim Yeşiller meclis gurubunun Kadın İşleri Sözcüsü Ulle Schauws yasa tasarısını “Hristiyan Birlik Partisi, kadınlara güvenmek ve destek vermek yerine, kadınlara karşı güvensizlik sergiliyor ve kadınların kontrol altında tutulmasını destekleyen tutumlarını sergilemeye devam ediyor” sözleriyle eleştirdikten sonra sözlerine şu şekilde devam etti:

“Bu tür çalışmalar, sözde `yaşam korumacılarının´ katıksız popülizminden başka bir şey değil. SPD şimdi açıkça kendini konumlandırmalı”.

Sol Parti’nin kadın politikalarından sorumlu sözcüsü Cornelia Mohring sözleri ise daha sertti:

“Kadınların haklarını güçlendirmek yerine, kürtaj karşıtlarının tartışmalarının içine düşen SPD, eğer yasa tasarısının arka kapıdan geçmesine izin verirse, kürtaj karşıtlarının önünde omurgasızca çökecektir”.

Araştırma bilimsel olarak da doğrulanmadı

Sözde Kürtaj Sonrası Sendrom (Post-Abortion-Syndrom – PAS) kavramı 1980’lerde ABD’de ortaya çıkan “Pro-Life Hareketi” tarafından ortaya atıldı. “Yaşamı Koruma Hareketi” ya da  “Yasam Hakkı Hareketi” olarak da bilinen bu kürtaj karşıtı muhafazakar hareket, insan yaşamının döllenmeyle başladığını, dolayısıyla döllenen yumurta hücresi olan zigotun da yaşam hakkı olduğunu savunuyor. Yaşamın embriyonal evrede mi, yoksa fetal evrede mi başladığı tartışmasının ötesinde, iradesi dışında hamile kalıp, istemediği bebeği doğurmak zorunda bırakılan bir kadının hayatinin nasıl devam edeceği ise, bu ahlak kumkumalarının gündemlerinin çok dışında.

Bu sözümona yaşam savunuculuğunun kadınların kendi bedenleri üzerindeki tasarruf hakkını ihmal ediyor olmaları bir yana; kadın bedeni üzerinde beliren dolaylı ya da doğrudan patriarkal şiddeti görmezden geliyor olmaları diğer yana, ahlakçı argümanları da akademik çalışmalar tarafından yanlışlanmış durumda.

Örneğin, gene TAZ’da aktarıldığı üzere, son zamanlarda yapılan bir çalışma, kadınların yüzde 95’inden fazlasının kürtajdan üç yıl sonra dahi aldıkları kararın arkasında durduklarını, hatta kararlarından memnuniyet duymaya devam ettiklerini ortaya koyuyor.

219/a’nın kaldırılması için yürütülen kampanyanın önde gelen figürlerinden doktor Kristina Hänel’in aşağıdaki sözleri ise “kürtaj araştırması” aracılığı ile, kadın bedeni üzerinde kurulacak olan muhafazakar tahakküme bilimsel kılıf uydurulması çabasını açığa vurur nitelikteydi:

“…Dünyanın düz bir tepsi olduğunu kanıtlamak istiyorsanız, bunu yapabilirsiniz. Önergenin sunumunda, planlanan araştırmayla ilgili tek kelime edilmemesi, durumun ne kadar samimiyetsiz olduğunu gösteriyor”.

Görünen o ki, Almanyalı kadınlar ve sol, aşırı sağın ya da muhafazakar ideolojinin kadın bedeni üzerinde kurmaya çalıştığı hegemonya karşısında bedenlerini tepside sunmaya razı gelmeyecekler.

***

Not: Yazıda TAZ gazetesinin online versiyonun da yayımlanan ve linki aşağıda verilen haberden faydalanılmıştır.

https://taz.de/!5566994/?fbclid=IwAR1gPb5TbIlLLQJIwE5qDcH4qfLsJNi7svgponnWRRHqStPHHba9Woz8ys8

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑