fbpx

Almanya

Published on Temmuz 26th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Almanya’da neden bu kadar çok sakat insan var? – Sinan Öztürk

Almanya’ya ilk geldiğim dönemlerdeydi. Herkesin ilgisini çeken ilkler vardır ya, benim ilklerimden birisi de sokaklarda haddinden fazla bedensel engelli görmekti. Doğrusu hemen bir açıklama bulamıyordum bu bolluğa. Yaşlı engellileri daha çok savaşa bağlıyordum. Ya gençler?

Trabzon’da yaşarken sahile inen sokakların birinde bir komşumuz vardı. Güneşli günlerde bahçe kapısını açar, yüksek sarı duvarlarla çevrili evin önündeki taşlıkta üçü de bedensel engelli yetişkin üç çocuğunu güneşe çıkarırdı. Biz kapının önünden geçerken ister istemez kafalarımızı kapıdan uzatır, taşlıkta güneşlenen çocuklara bakardık. Çocuk dediğim herhalde o zamanlar hepsi de otuz yaşın üzerindeydi. Hepsi de garip hareketlere bulunur, dışarıya aç bir gözle bakarlardı. Sanki köpekler gibi, bütün yaşamlarını o taşlığa bağlamışlardı. Güneş olmayan günlerdeyse evin, camları kapalı rutubetli odalarında hayat tüketirlerdi. Herbirinin bedeni eğrilmiş üzüm dallarını andırırdı. İçimiz erirdi onları gördüğümüzde.

Buraya yeni geldiğim günlerdeydi. Yine benim gibi ama kalıcı değil de gezmek için Bursa’dan gelmiş elli yaşlarında bir öğretmenle tanışmıştım. O da bedensel engelliydi. Bir bacağı diğerine oranla oldukça kısaydı ve yürürken bir hayli sendeliyordu. Tanıştığımızda bana ilk sorduğu soru şuydu: ‘‘Almanya’da neden bu kadar çok sakat insan var?’’ Açıkçası ben de bilmiyordum. Yukarıda yazdığım gerekçelerden başka da söyleyebilecek bir sözüm yoktu o zamanlar. Ama hocam da kendisine “sakat” diyordu. Ne desindi? O yıllarda en fazla “özürlü” kelimesi kullanılıyordu. “Engelli” sözcüğü henüz dilimize yerleşmemişti.

Ortaokuldayken sınıfımızda engelli bir arkadaşımız vardı: ‘‘Topal Selim’’. Biz ona ‘‘Sulugöt Selim’’ derdik. Çünkü öğretmen onu her tahtaya sözlüye çağıracağı zaman sıkıntıdan altına işerdi. Onun için bu ismi takmıştık ona. Selim’in bir bacağı diğerinden belki de yirmi otuz santim kısaydı. Giydiği ayakkabının tabanı çok kalın olsa da yürüdüğünde bir hayli aksıyordu. Bu arkadaşımızın en büyük korkusu işte bu sözlü sınavlarıydı. Sendeleye sendeleye tahtaya kalkıp kızların gözleri önünde titremektense, altına işer ve derse çalışmadığını söylerdi. Onun için bütün sözlüleri daha başından kaybetmişti.

Yine ilkokuldayken bir kolu iki yaşındayken kangrenden dolayı dirseğinden kesilmiş olan Recep diye bir arkadaşım vardı. Nam-ı diğer ‘‘Kolsuz Reco’’. Okulun en hırçın çocuğuydu Reco. Kızların tuvaletine gizlenir onları röntgenlerdi. Silgisini, kalemtraşını yalandan sırasından düşürür, kızların eteklerinin altından bakardı. Öğretmen onun için özel fındık çubukları getirirdi. Sırtında yediği ve kırılan çubukların hesabı yoktu. Ama o Selim gibi utangaç ve içine kapalı değildi. Kesilen kolunu siyah önlüğünün kolundan çıkarır bize gösterirdi. Kimse onun gibi Karadeniz’in hırçın sularında kulaç atamazdı. O bu yanıyla bir şekilde daha barışıktı.

‘‘Almanya’da neden bu kadar çok sakat var?’’

‘‘Almanya’da neden bu kadar çok sakat var?’’ sorusunu bana yönelten Bursalı öğretmen şimdi hayatta mı bilmiyorum. Ama bu sorunun yanıtını ben kısa zamanda çözmüştüm: Almanya’da engelliler sokağa çıkabiliyor da hocam, bu yüzden çok görünüyor. Sayısını bilmiyorum, araştırmadım da. Ama belki de Türkiye’de buradan daha çok ‘‘sakat’’ var. Ama onlar en fazla güneşli günlerde evlerinin taşlığına çıkabiliyorlar. Eğer artık taşlık kalmışsa tabii. Onların buradakiler gibi olanakları yok hocam, onun için. Onlar toplumun en aşağılanan, en horlanan, en adam yerine konulmayan kesimi de, ondan hocam. Onlara uygun okullar, değişik eğitim olanakları yok. Devlet ve belediyeler onlar için hiçbir altyapı çalışması yapmıyor da ondan hocam. Burada yürüyemeyen bir insan tekerlekli sandalyesiyle okuluna, işine gidebiliyor, sporunu yapabiliyor. Yollar, araçlar, asansörler ona göre düzenlenmiş de onun için hocam. Buradaki çocuklar sözlü korkusundan altlarına işemiyorlar hocam.

Şimdi uzun yıllardır yaşadığım bu ülkede bedensel engelli insanlar doğrusu dikkatimi çekmiyor. Her şeye rağmen mutlaka yaşadıkları büyük zorluklar var. Ama onlar da hepimiz gibi yaşama dahil olmuşlar. Ayrık otu gibi, kaşık düşmanı gibi, hiçbir işe yaramazmış gibi bir his hasıl olmuyor burada. Hatta karşılaştığımı da farketmiyorum. Bu duygunun gelişmesinde, demek ki onlar için harcanan bir emek var. Tabii ki engellilerin de büyük mücadeleleri oldu bu olanakları elde etmelerinde. Savaştılar. Gerektiğinde benim de tanık olduğum trafik düzenlemelerine yönelik başkaldırıları oldu. İş yaşamına dahil olmak için mücadele ettiler. Ve kazandılar.

Bana sorarsanız Almanya’daki en büyük, en anlamlı devrimlerden biri de budur. Ve bu devrimin dünyanın her tarafına sıçraması için ‘‘Dünyanın bütün engellileri: Birleşin!’’ diyorum.

26 Temmuz 2020

Tags: ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑