fbpx

Almanya

Published on Ağustos 7th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Almanya’da neler oluyor? – Perihan Baçaru

Geçtiğimiz günlerde Hessen Eyaleti İçişleri Bakanı Peter Beuth, Almanya’nın sekiz ayrı eyaletinde 27 kişi ve kuruluşa NSU 2.0 (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) imzalı 69 ırkçı ve tehdit içerikli mektubun gönderildiğini açıkladı. Fakat kim? veya kimler? tarafından gönderildiğinin bulun(a)madığını ifade etti. Bu ifadeler bize inandırıcı gelmiyor. Ayrıca verilen rakamlar sadece buz dağının görünen yüzü, görünmeyen yüzü ise daha derinlerde.

Ağırlıklı olarak Hessen Eyaleti Karakol Merkezi’nden çıktığı anlaşılan NSU 2.0 imzalı tehditler   kamuoyunun ‘Dönerci Cinayetleri’ olarak tanıdığı, davanın avukatlarından, Seda Başay Yıldız’dan, Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen, Martina Renner, Gökay Akbulut, Helin Evrim Sommer, Janine Wissler’e, Yeşiller Partisi’nden Annalena Baerbock, Filiz Polat, Hannover Büyükşehir Belediye Başkanı Belit Onay’dan gazeteci Deniz Yücel’e ve kabare sanatçısı İdil Baydar’a  kadar pek çok oyuncu, gazeteci ve  politikacıyı kapsadığını görüyoruz.

NSU 2.0 tehditler ırkçı, cinsiyetçi ve sol düşmanı!

NSU 2.0 imzalı tehditlerin daha çok göçmen kökenli olanlara, kadınlara ve demokrasi mücadelesinde yer alan sol kimlikleriyle öne çıkmış politikacı, sanatçı ve gazetecilere yönelik olması ayrıca dikkat çekici.

Yani tehditler ırkçı, cinsiyetçi ve sol düşmanı. Bu üç eksen üzerinden yapılan tehditler öyle rast gele değil planlı, programlı, bilinçli bir şekilde düzenlendiği ortadadır.

Çünkü tehditlerin yapılış biçimi bize, Alman devletinin bazı teşkilatlarının ve isimlerin desteği olmadan yapılamayacağını gösteriyor. Yani gizli servis gibi kurumların koruması, kollaması olmadan olmaz.

Peki bu yeni bir durum mu? Hayır yeni değil.  Almanya 2.nci dünya savaşında yenilgiye uğradıktan sonra da hayatta kalan Nazilerin büyük bir kısmını ya devlet yapılanmalarının içinde gizlice barındırdı veya görevlerinde bırakılarak açıktan açığa korundular.

Arkasından ABD’nin başını çektiği ve komünizme karşı mücadele etmek amacıyla başlattıkları soğuk savaş süreci ile Almanya’da askeri ve güvenlik merkezli yapılanmalar, bu sürecin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırıldı.

Duvarların yıkılması ile her ne kadar derin devlet, gladyatör, kontrgerilla gibi tartışmalar gündeme gelse de hiçbir devlet kendi içindeki derin ve kirli ilişkilerle tam anlamıyla yüzleşmedi. Emperyalist, kapitalist devletler köklü bir temizlik yapma yerine tam tersine bu ilişkilerin hasır altı edilmesini sağladılar.

90’nlı yıllarda Doğu Avrupa’daki rejimlerin yıkılması, Neo liberal politikaların hızlanması ve yoksullaşmanın derinleşmesi gibi sorunlar Avrupa genelinde ve Almanya’da Neo-faşist hareketlerin yeniden örgütlenebileceği koşulları yarattı.

Fakat Alman devleti tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan Nazi dönemi gerçekliğine rağmen NPD, NSU, AfD gibi faşist örgütlenmelerin ortaya çıkmasına göz yumdu. 

Merkel ve onun gibi politikacılar bu tür örgütlenmeleri tolerans etmediklerini iddia etseler de ortaya çıkan gerçek tam tersi olduğunu gözler önüne serdi.

Örneğin; Kamuoyunun, ‘’Dönerci Cinayetleri’’ olarak yakından tanıdığı sekiz Türk ve bir Yunanlının öldürüldüğü olaylar zincirinde Alman İstihbarat Servisinin (BND) NSU ile nasıl içli dışlı olduğu açığa çıktı. Gizli servisin Neo faşist örgütü nasıl finanse ettiği, ihtiyacı olan sahte kimlik, silah ve evrakları nasıl sağladığı ortaya çıktı. Fakat deliller yakıldı, kimi deliller de karartıldı.  Sonuçta bu ilişkinin varlığını gizlemeye çalışsalar da ortaya çıktı.

Bana göre bu nedenle bir türlü söz verilen Araştırma Komisyonları kurulmuyor.

Bu durum ise NSU gibi faşist örgütlenmeleri daha da cesaretlendiriyor.

NSU 2.0 imzalı tehditler bunun en bariz göstergesi değilse nedir?

Tehditler cinsiyetçi ve anti-feminist!

NSU tarafından ölümle tehdit edilenlerin isimlerden anlaşılacağı gibi ağırlıklı olarak kamuoyunda öne çıkmış, aktif kadınlar var.

Buda bizlere geleneksel kadınlık rollerine karşı çıkan, kendine güvenen, başarılı ve özgür kadın profillerini hedef aldığını gösteriyor.

Çünkü ırkçı, faşist ideolojiler kadınların politikanın özneleri olmalarını, kendi politikalarını üretmelerini ve kendilerini her alanlarda var etmelerini bir tehlike olarak görüyorlar.

Ayrıca tehdit edilenler kamuoyunda isim yapmış, çoğunluğu göçmen kökenli ve sol siyaset içinde yer alan kadınlar. Irkçı, faşist hareketler göçmen kökenlilerin yönetim mekanizmalarında yer almalarına, eşit haklar ve özgürlükler mücadelesini yükseltmelerine tahammülleri yok.

Bir diğer nokta ise Almanya’da Neo Nazilerin yükselmesine ve ırkçılığa karşı sesini en çok yükselten ve alanlara çıkanlar kimler diye sorduğumuzda cevabı gençler ve kadınlar. 

Kadınlar tartışma programlarında ve gazetelerde yükselen ırkçılığa ve aşırı sağ yapılanmalara dikkat çekiyor ve onları eleştiriyor.

Kadınların bu tavrı AfD, NPD gibi faşist partilerin ve NSU 2.0 gibi yeraltı örgütleri rahatsız ediyor.

Bir başka konu ise Neo faşist hareketler, çocuk doğuran Alman kadınların sayısının düştüğünü, bu nedenle Alman nüfusunun azaldığını, bununda Almanya’ya göç dalgasına neden olduğunu bu sonuçtan ise feminizmin sorumlu olduğunu iddia etmekteler.  

Feminizm düşmanlığı bütün sağcı, ırkçı ve faşist hareketlerin ortak yanı olduğunu biliyoruz.

 Sadece Almanya’da değil, örneğin Norveç’te 2011 yılında yaptığı katliamla 77 masum insanın ölümüne neden olan Neonazi Anders Breivik, “Feminizmin güçlendirilmesi Batı’nın sonu anlamına geliyor” demesi aynı motivasyonla örgütlendiklerini gösteriyor.

Sonuçta bu tehditlerle amaç kadınların umutlarını ve mücadele azimleri yok etmek. Kadınları sindirerek geleneksel ‘kadınlık ve annelik’ rollerine geri göndermek.

Kadınlara yönelik tehditler politiktir!

NSU 2.0 imzalı tehdit mektupları son derece önemli bir mesele olmasına rağmen faillerinin bir türlü bulun(a)maması  oldukça düşündürücü değil mi?

Hem de Almanya gibi dünyanın en güçlü istihbaratına sahip olan ülkelerden birinde, tehdit edilenlerin özel hayatlarına dair bilgiler ele geçiriliyor, NSU 2.0 imzalı mailler polis karakolundaki bilgisayarlardan gönderiliyor, polislerin ifadesi alınıp bırakılıyor ve failleri bulunamıyor?!?

İçişleri Bakanı Seehöfer ise halen bu durumu yapısal bir sorun olarak görmüyor ve Araştırma Komisyonunun kurulmamasında ısrar ediyor. 

Egemenler faşist hareketleri sınıf mücadelesini kırmak için el altında tutuyorlar.

Bu nedenle AfD, NPD ve NSU gibi ırkçı faşist hareketlerin maalesef ‘demokrasi’ adı altında Alman Devleti tarafından korunup kollanıyor!

Fakat bugün sınıf hareketi değil kadınlar alanlarda. Tehditler şimdilik daha çok kadınlara yönelik olması bu yüzden. Belki de tehditleri bu nedenle çok ciddiye almıyorlar.

Ancak NSU 2.0 tehditlerini hafife almak, önümüzdeki sürecin katliama gidecek yol taşlarının döşenmesine hizmet etmektir.

Neo faşist NSU 2.0 terörünü önemsememek, bireyselleştirmek son derece tehlikeli bir tavır. Alman devletinin bu kaygı verici tavrı Neo Nazileri daha da cesaretlendireceği gibi Almanya’daki homofobik, ırkçı ve anti-feminist terörün daha da artmasına neden olacaktır.

Unutmayalım ki bu topraklar faşizmin doğduğu topraklar ve Almanya’da ırkçılığın ve kadın düşmanlığının nasıl tehlikeli boyutlara varabileceğini 2.nci dünya savaşı sürecinde tüm çıplaklığı ile gördük.

Tarihte ders çıkarmak, katliamları bir daha yaşamamak için;

Irkçılığa ve Neo faşist hareketlere karşı her alanda, hep birlikte anti-faşist mücadeleyi yükseltmek umudu ile!

Umut bizlerde, Umut biz kadınlarda!

Birlikte Güçlüyüz!

7 Ağustos 2020

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑