fbpx

Kadın

Published on Temmuz 8th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Asla yalnız yürümeyeceğiz! – Perihan Baçaru

Avusturya’nın Tirol bölgesine ait Imst kasabasında kocası T. Ünal tarafından 28 Haziran’da öldürülen Bircan’ın cansız bedeni geçtiğimiz günlerde Inn nehrinde bulundu.

Hemen her gün dünyanın herhangi bir yerinde kocası, sevgilisi, babası, abisi veya en yakınında olan bir erkek tarafından katledilen bir kadın haberi bu defa Avusturya’dan geldi.

Bircan’ın ölümüyle bir can, bir kadın, bir yaşam, bir beden, bir çığlık daha son buldu!

Nerede son buldu? Kutsal ev, kutsal eş, kutsal aile olarak sığındığı bir erkeğin dünyasında.

O dünya öyle bir dünya ki, kadın olarak ya erkeğin koyduğu kurallara uyacaksın, kadınlık rollerini itirazsız yerine getirecek, erkek egemenliğini sorgulamayacaksın, şiddete boyun eğeceksin, ya da onurlu ve insanca bir yaşam için kadına dayatılan eşitsizliklere ve haksızlıklara itiraz edeceksin.

Kadın ikincisini seçip erkeğe itiraz ettiğinde ve boyun eğmediğinde daha çok şiddete maruz kalıyor.  Boşanmak istediğinde ise emanet edildiği eller ‘’ya kara toprağısın ya benim’’ diyerek kadını katlediyor.

Her kadın cinayeti bize erkeklere emanet edilen kadınların hayatlarına, erkeklerin nasıl ihanet ettiğini gösteriyor aslında.  Bu emanet edilişin, erkeğin kadını kendi mülkü olarak görmesini nasıl sağladığını, kadının canını alma hakkını kendinde nasıl gördüğünü ve erkeklerin kadınlara neler yapabileceğini gözler önüne seriyor.

Her yerde aynı hikâye!

Hemen her kadın cinayetinde, faili erkekler, aynı fabrikadan çıkmış gibi ‘’çok seviyordum, kıskandım, öfkelendim, ayrılmak istemedim’ gibi benzeri bahanelerle çıkıyor karşımıza. Böylece kadına şiddetin hem nasıl bireyselleştirildiğine hem de ince bir şekilde güç ilişkilerini yeniden nasıl üretildiğine şahit oluyoruz.

Bu hal erkek devletin kadına şiddet uygulayan erkeği koruması, iyi hal indiriminden yararlandırması şeklinde devam ediyor mahkeme binalarında. Buda erkekleri cesaretlendirerek, kadına şiddetin önü alınamayacak tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden oluyor.   

Erkeklerin baş vurduğu şiddetin %88’nin kadına yönelik şiddet olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda meselenin ne kadar ciddi boyutta olduğunu görmeye yeter sanırım.

Hele birde göçmenseniz!

Kadın kimliğine birde göçmenlik eklenince hem dış dünyanın ve onun yarattığı emek sömürüsü, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi politikaların çok yönlü ezilme ve sömürülme biçimine maruz kalıyor. Hem de evdeki ataerkil ailenin erkek egemen yapısı altında eziliyor ve yaşamı kuşatma altına alınıyor.

Göçmen kadınlar sistemin çarkı içinde emeğine en düşük ücret verilenler. Bunun sonucu yoksul kadınların %70’ini göçmen kadınlar oluşturmakta. Bu yoksullaşma kadını şiddete daha açık duruma getiriyor.

Erkekler dış dünyada kuramadığı iktidarı, evdeki kadının yaşamını kıskaç altına alarak kuruyor. Erkek egemen paradigmanın şiddeti, kültürü ve kimliği koruma adı altında çıkıyor karşısına göçmen kadının.

Üçüncü kuşak kültürler arası ve kuşaklar arası çatışmayı daha derin yaşıyor. Avrupa’da bu kuşakta her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Boşanma nedeninde kadına şiddet birinci sırada.  Bircan ise Hatun Sürücü gibi erkek şiddetiyle katledilen göçmen kadınlardan sadece biri.

Kadınlar, kadın oldukları için öldürülüyorlar!

Türkiye’de kadın cinayetleri batıda aşk, doğuda töre adı altında değerlendiriliyor. Almanya Fransa, Avusturya gibi Avrupa ülkelerinde ise kadın cinayetleri eğer yerliyse ‘aile trajedisi veya kıskançlık’ olarak değerlendiriliyor. Göçmense ‘onların aile yapısı ataerkil, zaten kültürlerinde var’ bakışı hâkim.

Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi şekilde değerlendirilirse değerlendirilsin kadınlar sırf kadın oldukları için öldürülüyorlar. Ve kadın oldukları için şiddete maruz kalıyor, onuru, özgürlüğü elinden alınıyor. Kadına şiddet uygulayan erkekler şiddeti bilerek, isteyerek uyguluyor. 

Şu bir gerçek ki, hangi toplumsal yapıdan, kimlikten, sınıftan, dinden, dilden olursa olsun her kadın farklı da olsa herhangi bir şekilde ezilme ve sömürülme biçimi yaşıyor veya şiddete maruz kalıyor ve hiçbir kadın bundan muaf değil.

Ancak kendinden daha kötü koşullar içinde ezilen kadınları baz alarak, Alevilerin ‘bizde kadın erkek eşittir, şiddet yoktur söylemi Bircan olayı ile birlikte bu söylemin  bir karşılığı olmadığını gözler önüne serdi.

Eğer bu eril söylem devam ettirilirse alevi kadınların yaşadıkları eşitsizlikleri daha da ağırlaştıracağı gibi sorunlarını açığa çıkarmasına ve sorgulamasına engel olacaktır.

Kadınların karşılaştıkları her türlü eşitsizliklerin sürdürülmesini sağlayan, erkek egemenliğine patriarkaya karşı hep birlikte, nerde karşımıza çıkıyorsa, bizi nereden yaralıyorsa oradan ayağa kalkarak amasız, fakatsız hep birlikte mücadele etmek zorundayız.

Kadın mücadelesi çok uzun soluklu bir yürüyüş. Her an her yerde sorgulamayı, değiştirmeyi, dönüştürmeyi isyanı, devrim yapmayı gerektiren bir özgürlük manifestosu.

Bir kişi daha eksilmemek için, Tek çare hep birlikte yürümek

Daha fazla BİRCAN’ lar yaşanmaması için,

ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ!

Çünkü kadın dayanışması yaşatır!

08.07.2020

Tags: ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑