Yazarlar

Published on Mayıs 2nd, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Bamberg 1 Mayıs’ından izlenimler – Mustafa Şener

Kaderde 2019 1 Mayıs’ını Bamberg’te kutlamak da varmış. Bilen bilir, Almanya’nın Bavyera eyaletinde, küçük, şirin, tarihi bir şehir. Doğal güzelliği, tarihi kilise ve binaları kadar, hatta onlardan daha çok yüzlerce çeşidi bulunan biralarıyla ünlü…
I Mayıs yürüyüşü umduğumdan daha kalabalıktı. Tabi burası Almanya, 1 Mayıs yürüyüş ve mitinginde devrim ve sosyalizmden söz eden pankart ve sloganlar aramak naifliğin ötesinde bir saflık olur. Nitekim hiç de öyle “radikal” söylemler içinde değildi eylemciler, büyük ölçüde sendikal talepler ön plandaydı.
Çoğunluğunu sanayi işçilerinin oluşturduğu kitle sanırım birkaç bin kişiyi buldu en kalabalık anında. Yaklaşık 7500 kişinin çalıştığı Bosch fabrikasının işçileri, sendikaları IG Metall öncülüğünde tartışmasız biçimde mitingin belirleyen gücüydü. Hem sayısal olarak hem de mitingin içeriğini oluşturmak babında. Pankart ve dövizlerin çoğu yakın bir zamanda önemli bir kısmı işsiz kalma tehlikesi yaşayacak bu işçilerin taleplerini yansıtıyordu. Mesele şu: Almanya yakın zaman içinde dizel araçların üretimini tümüyle yasaklama kararı aldı. Elektrikli arabalara geçişi teşvik edecekler bir yandan da. Ama Bamberg’teki Bosch fabrikasının büyük bölümü dizel arabalara parça üretiyor. Öyleki IG Metall’in hesaplamalarına göre fabrikada dizel bölümünde çalışan her on işçiye karşılık yalnızca üç işçi benzin bölümünde ve sadece bir işçi de elektrikli araçlarla ilgili bölümde çalışıyor. Daha doğrusu bölümlern emekgücü işhtiyaçları bu oranlara göre belirleniyor. Yani gelecekte diyelim ki tümüyle elektrikli araba üretimine geçilecek olursa bugünkü 10 işçiden sadece birine ihtiyaç duyulacak bu fabrikada. Sendika bugünkü mitingi de bu oranları yansıtan biçimde görselleştirdi. Dizel bölümünü temsil eden kırmızı yelekli işçilerin sayısı çok kalabalıkken, benzinli bölümü temsil eden işçiler bunların üçte biri kadardı. Ve yine kırmızı yeleklilerin onda biri kadar bir grup işçi de beyaz önlükler giymişlerdi, elektrikli araba parçalarını üretecek işçileri temsil etmek üzere…

IG Metall’in yanısıra eğitimcilerin sendikası GEW, hizmet işçileri sendikası VERDİ, ve demiryolu ve ulaştırma işçilerinin sendikası da kendi pankart ve falamalarıyla yürüyüşün dikkat çeken diğer işçi gruplarıydı. Siyasi partilerden SPD (Sosyal Demokrat Parti), die Linke (Sol Parti) ve MLPD (Almanya Marksist Leninist Partisi) alanda temsil edilen partilerdi, fakat hiçbirinin ciddi bir kitlesi olmadığını belirtmek gerek. Yine de MLPD’nin adını yürüyüşte anti-kapitalist bir hatta işaret eden tek siyasi yapı olduğu için özellikle anmak doğru olur.
Sabah saat 9.30 gibi tren garından başlayan (Sabahın dokuzunda yürüyüşün başlamasını bira içerek bekleyen işçilerin görüntüsü tabi bize biraz tuhaf gelmedi değil, bunu da bir dedikodu notu olarak buraya ekleyelim 😉 ve yaklaşık bir buçuk kilometre süren yürüyüş tam şehir merkezinde sona erdi ve orada bir miting yapıldı. Sendika temsilcilerinin konuşmaları canlı ve etkileyiciydi, baştan savma konuşmalar değildi kesinlikle. Emek hareketinin ve sendikaların güncel sorunları gayet sistematik biçimde sıralandı, sorunların çözümüne yönelik öneriler sunuldu ve bunlar hayata geçirilmezse işçi sınıfının mücadeleye hazır olduğu vurgulandı.


Motorlu araçlardan vazgeçilmesine tümden karşı çıkılmadı, sadece bu geçişin sürece yayılması ve bunu yaratacağı işsizliğin alınacak çeşitli önlemlerle daha baştan telafi edilmesi talep edildi. Zaten mitingin ana sloganı “Transformation braucht Zeit”dı, yani “Dönüşüm zamana ihtiyaç duyar.” Tabi ki reformist bir talep ama unutmayalım sene 2019 ve burası Almanya. Radikalizmin şu anda belki de en uzak olduğu topraklar…

Kiralık işçiliğin artması ve taşeronlaşma, işsizlikle birlikte en büyük sorunlar olarak ele alındı tüm konuşmalarda. Kiralık işçiliğin yasaklanması istendi. Emekli maaşlarının düşüklüğü üzerinde özellikle duruldu ve bunun önümüzdeki dönemde ciddi bir mücadele başlığı olacağı duyuruldu. Yeterince vergilendirilmeyen sermaye kesimlerinin yükünün emeklilere ödetildiği ifade edildi. Zaten çok yüksek olan emeklilik yaşının daha da ileriye çekilmesi yönündeki tartışmalara değinildi ve bunun kesinlikle kabul edilmeyeceği vurgulandı. Zaten şu andaki emeklilerin önemli bir bölümü geçinemedikleri için o yaşta ek iş yapmak zorunda kalıyorlardı ve bunun çözümü emeklilik yaşının değil, emekli aylıklarının yükseltilmesinden geçiyordu.

Özellikle büyük şehirlerdeki konut kiralarının yüksekliği de ele alınan başlıca sorunlardan biriydi. Emlak piyasasındaki tekelleşmeye dikkat çekildi ve kiraların yüksekliğinin başlıca sorumlusu olarak onbinlerce, hatta yüzbinlerce konutu elinde bulunduran emlak tekelleri gösterildi. Bu tekellerin mülkiyetindeki konutların kamulaştırılması talep edildi. Ayrıca genç işsizliği ve bu konudaki umutsuzluk da en çok değinilen konulardan biriydi. Öyle ki işçilerin kendilerinden ziyade çocuklarının geleceğinden endişe duydukları defalarca tekrarlandı. Uzun zamandır büyük fabrikaların yeni işçi almadıkları, emekli olan ya da bir şekilde işten çıkan işçilerin yerinin boş bırakılarak işçi azaltımına gidildiğinden yakınıldı.

Tabi yakında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimleri de gündemdeki maddelerden biriydi. Bütün konuşmacılar işçi sınıfına bu seçimlere katılma çağrısı yaptılar. Milliyetçilerin ve aşırı sağ partilerin Avrupa Birliği karşıtı söylemlerinin tehlikelerine dikkat çektiler. Evet, AB’nin çeşitli sorunları vardı ama bunlara karşı mücadele etmek, Avrupa’yı daha sosyal bir Avrupa yapmak mümkündü, oysa AB karşıtları düpedüz yabancı düşmanı, faşist partilerdi ve onların gösterdikleri şey asla bir çözüm değildi. Zaten hu partileri bugüne kadar herhangi bir hak mücadelesi içinde, işçi sınıfı ve emekçilerin yanında gören olmamıştı.

Bakalım Alman sendikaları gayet farkında oldukları tüm bu sorunların çözümü için gerçekte nasıl bir mücadele hattı izleyecekler? Alman ekonomisi dünyadaki en güçlü ekonomilerden biri gibi görünüyor şu anda ama bugün yine alandaki sendikacılardan birinin söylediği gibi istatistiki rakamlara çok da inanmamak gerek. “Onlar ne derse desinler diyordu” sendikacı, “biz her geçen gün yoksullaştığımızı gayet iyi biliyoruz.” Ama şu soruyu da aklına getirmiyor ya da dillendirmeye cesaret edemiyordu: Kapitalist sistemin tüm dünyada krizde olduğu ve sebep olduğu ekolojik kriz nedeniyle kendisiyle birlikte dünya üzerindeki tüm hayatı da son derece büyük bir tehlikeye attığı günümüz koşullarında anti-kapitalist bir içeriğe sahip olmayan bir mücadele hattının başarılı olma şansı var mıdır? Neyse canım, dedik ya, 2019 yılında Almanya’dayız.
Eee sonra mı, sonrasi piknik ve eğlence tabi. Çalsın müzik, gelsin biralar, hava da güzel ….

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑