Yazarlar

Published on Ocak 16th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Bir milim kazanım için de olsa – A.Mahir

İnternet düzleminde, ipe sapa gelmez sözler sarfedildiğine çokça şahit oluyoruz. Çoğuna bir cevap bile vermeden geçiyorum. Bu, ukalalık olarak algılanmasın sakın. Değil. Halkın sağlıklı düşünebilme yeteneğinin kalmadığına hükmediyorum. Bundan ise, ürküyorum ondan.

1970’li yıllardan beridir, az çok Marksist kültürle, kuramla haşır neşir olmuş birisiyim. Sol içi yarışlarda harcanan eforla, bir kaç devrim yapılabilir olduğuna hep inanmışımdır. Şimdi böyle dedikse, devrimi basite aldığımdan değil elbet. Heba olmuş emeklere yandığımdandır.


Karmaşık meselelerde, başvuru metinleri aslında çokça vardır.
Örneğin seçimler, boykot ve diğer konularda yazılmış Leninin sayısız makalelerini, arada bir hep karıştırırım. Yaklaşık 100 yıl önceye ait bu yazılardaki seviye ve tartışma düzeyine bakınca delirmemek ne mümkün! Kıyas kaldırmayacak denli bizden ilerde yazılar.

Ustamız diyor ki, ”Devrimci bir yükseliş söz konusu ise, burjuvazi bir yapmacık seçimden yararlanıp, kendine meşruiyet kazanmak isteyecektir. Tam böyle anda seçimleri boykot etmek, en devrimci bir tutumdur!” Bunun ilk tarihsel örneği de 1905 Duma seçimlerinde yaşanmış, seçimler boykot edilmiş ve haklı olarak Rus Emekçileri için önemli kazanımlar sağlanmıştır. Devam eden yıllarda, devrimci durumun geri çekildiği koşullarda Lenin boykotu devam ettirmiş ama, sonrasında bunun yanlışlığına atıfta bulunmuştur.

Anlaşılacağı üzere boykot veya seçime iştirak etme gereği, objektif koşulların ışığında ele alınması gereken bir durumdur. Türkiyede 1970’li yıllarda yapılan tüm seçimlerde bu hastalıklı tutum bıkıp usanmadan tekrarlanmıştır. Ne acı kaderdir ki, hiç bir boykot kararından emekçiler adına, zerrecik bir fayda sözkonusu olmamıştır. Siyasetin işleyen kurallarında, fizik yasalarını tiye almanın emekçiler adına bir getirisi yok. Bunu Leninden 100 yıl sonra bile öğrenemedik.

Denizde dalga çıkarmak için kıyıya gidip, dozerlerle, iş makinalarıyla suya çarpmak yeterli olamaz. Bir karışlık dalganız, birkaç saniyede erir gider. Ne ki, denizi fırtınaya gömecek olan dürtü, belki de bir sardalyanın kuyruğundan verilmiş çırpıntı sayesindedir. Müdahale zamanı, yeri ve noktası gibi fiziksel etmenleri hiçe sayarak, sizin boş gürültülerinizden denizin kabaracağını umuyorsanız, daha çok beklersiniz.

Dönelim 31 Mart seçimlerine. Yeni kurulmakta olan Türk/İslam Devletinin önemli son ayağı bu seçimlerdir. İlk ikisinde, yani Başkanlık Anayasası ve Sarayın Parlamentosu seçimlerinde kaybettik. Hileleri bertaraf edememek kaybetmeyi masum kılmıyor. Devletin üzerinde duracağı sacayağı, üç ayaktan oluşacaksa, bu iki seçimden sonra gerekli olan ayak, yerel seçim üzerinden tamamlanacaktır. Saraya bağlı, yerel yönetimler eliyle bir nevi yeniden yapılandırılacak olan belediyeler, birer devlet valisi durumuna getirilecektir. Geriye 2023’te Türk İslam Cumhuriyetinin ilanı kalacaktır.

Muhalefet görev yaptırılmıyor. Ablukaya alınmış. Adaylar üzerinden seçimi baskılamak istiyorlar. CHP’nin İstanbul adayını kuşatıyorlar. Onun da meşrebi uygun gibi! Sahipsiz binalarda mükerrer seçmen yazımı ayyuka çıkmış. Bu gidişle Türkiyenin nüfusu seçimlere kadar Rusyaya kavuşacak gibi görünüyor. Çine kavuşmak zor tabi! Tutuklamalar bütün hızıyla devam ediyor. Artık her kafada, bu seçimlerin anlamı kalmamış gibi bir kanaat uyandırmak istiyorlar. Muhalefette yer alanlar, ancak böyle bir karşılığı olmayan tepkiler gösterebilirler. İktidarın eteğindekiler de ellerini oğuşturarak, seçimlere rakipsiz katılmanın avantajına yatmak istiyorlar.

Emekçiler hakkıyla bir seçim yaptırma baskısını kuramadığı yerde, boykot çağrısı yaparsa, karanlıkta yüksek sesle türkü çığırmaya dönüşür ve korkuyu gizlemenin bir yöntemi olur bu sadece. Lenin bize tersini söylüyor. Devrimci yükseliş ve tırmanışın önünü kesecek bir seçim oluyor da, bunu mu göremiyoruz? Bırakın devrimci kazanımların alıp başını gitmesi, biz hala demokratik bir seçim modunda bile değiliz.

Hep Lenine başvuruyoruz diye, kimse takılıp kalmasın. Herhalde, artık Lenin de aşılmıştır diye düşünenimiz yoktur! Diyor ki, ”Bir zırnık bile emekçiler adına kazanım varsa, seçimlere de, parlamenter mücadeleye de emekçiler girmelidir!” Bakalım bir zırnık kazancımız olabilir mi?

Diyelim ki, hilelerle başettik ve kayyumlu belediyeleri sistemden geri aldık. Üç büyük illeri, onunla birlikte ağırlıklı bazı illeri de batıda AKP’den kopardık… Seçim sonuçları CHP’nin şapşal tutumundan da öte, ülke siyasetini yeniden yapılanma zaruretine götürebilir! CHP adaylarına batıda oy vermenin, faşistleşen sürece eldeki olanaklarla dur demek olabileceğini gözden kaçırmamalıyız. Belki CHP’yi de bu sürece yamamaktan kurtarmak, bu yoldan mümkün olabilir!? Hani bir kırıntı çıkar uğruna da olsa!

Siyasetin yeniden karılacağı bir sürece ülkeyi evirecek önemli bir kıpırdanma buradan doğabilir. Kimbilir, sardalyanın denizi fırtınalara boğacak vuruşu gibi, bir fiziksel kanun çıkagelir!?

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑