fbpx

Yazarlar

Published on Haziran 7th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Bir Paradigma Kırıcı Olarak Marks ve Ne Yapmalı? – Sinan Öztürk

Marks’ın yol ve sol arkadaşı Engels’le birlikte yazdığı “Alman İdeolojisi” adlı çalışmanın, “Feuerbach Üzerine Tezler” bölümünde “11.nci tez” olarak geçen ve Türkçeye Sevim Belli tarafından “Filozoflar yalnızca dünyayı değişik biçimlerde yorumlamakla yetindiler, sözkonusu olan onu değiştirmektir.” saptaması, Almanca özgün metinde biraz farklıdır:

Die Philosophen haben die Welt nur verschieden interpretiert, es kommt darauf an sie zu verändern. Yani, „Filozoflar dünyayı yalnızca farklı biçimlerde yorumladılar, esas sorun onun değiştirilmesidir.“

Bu ayrımı belirtmemin nedeni, „yetindiler“ sözcüğünü vurgulamak isteyişimdir. Zira özgün metinde bu sözcük yoktur. Çünkü Marks, bizzat kendisi bir filozof olarak dünyayı yorumlamakla kalmadı, değişmesine de büyük katkılarda bulundu.

Marksizm hakkında en güzel tanımlardan biri Fransız filozof Althusser’indir. “Lenin ve Felsefe” adlı kitabında Marksizmi, özellikle de 11.nci Tez’e bir gönderme yaparak, tarihe bakış açısından “epistemolojik bir kopma” olarak görür. Yani kendisinden önceki tarihsel yorumları tersinden ela almış bir düşünür olarak, Marks’ın bir “paradigma kırıcı” olduğuna değinir. Gene Marks’ın tıpkı Hegel’in diyalektik yönteminden yararlanmasına benzer bir durumdur bu.

Paradigma neydi ve nasıl kırıldı? Paradigma tarihin hep böyle geldiği ve hep böyle gideceği idi. Marks’la birlikte geliştirilen “sınıf” kavramı, tarihe çok önemli bir politik bakış sunmuştur. Tarihin sınıflar savaşı olduğunu, sınıf bilincinin gelişmesi gerektiğini, dünyanın bütün işçilerinin birleşerek davalarında başarılı olabileceklerini, kapitalizmin dünya genelinde hızla geliştiği bir dönemde söylemiştir. Avrupa’daki sendikal hareketler, siyasal partiler, monarşi karşıtı hareketler de Marks’ın düşüncelerinden çok etkilenmişlerdir. Konuya çok dalmadan; cidden bir devinimin fikirsel başlatıcısı olmuştur Marks.

Sözü neden filozoflara getirmiştir o zaman?

Bir Şey Yapmalı!

Sözün filozoflara getirilmesinin nedeni tam da buydu: Bir şey yapılmalıydı!

Filozofların görevi değildi bu belki, ancak sırf dünyayı yorumlamak, dünyaya, acılara, haksızlıklara, sömürüye fazla bir şey katmayacaktı ona göre. Mesele harekete geçmek, uyuyan toplumları, sınıfları uyandırmaktı, insanlara bulundukları konumu anlatabilmek ve onları örgütlemekti. Marks’ın bizzat kendisi, elindeki olanakları, karısının ve kendi ailesinin olanaklarını bir tarafa iterek düşüncelerinin, vicdanının peşine düştü. Sürgünde olduğu Londra’nın arka sokaklarında açlıkla, sefaletle yaşarken küçük yaşlarda çocuklarını kaybetti. Ve Kapital’in son cildini yazarken kan kusarak öldü. Engels’in tamamlamaları ve düzenlemeleriyle birlikte Kapitaller tamamlanmış oldu. Marks’ın cenazesinde yaptığı konuşmada Engels; “Bizler olsa olsa zeki insanlardık. Ama Marks bir dahiydi.” demiştir. Bu dahi insanın açtığı yolda milyonlarca insan yürüdü. Kendisi yoksul öldü; ölümünden sonra milyonlarca taraftarıyla zenginleşti. 11.nci tez, kısacası “bir şey yapmalı”nın felsefesiydi.

Ne Yapmalı?

Ünlü Rus yazarı Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı” adlı romanından etkilendiğini her fırsatta dile getiren Lenin, kendi siyasi düşüncelerini kaleme aldığı “Ne Yapmalı?” adlı eserinde de günün koşullarını değerlendirmiş ve kendisince ne yapılması gerektiğini kaleme almıştır.

Bu gün bizlerin de Türkiye için bir “Ne Yapmalı?” çalışmasının içine derinlemesine girerek, sırf gelişmeleri yorumlamakla yetinmeyip, aynı zamanda Türkiye’yi değiştirebilmek için harekete geçilmesinin zamanı gelmiştir.

Her zaman söylediğim gibi: Türkiye’de denenmemiş tek siyasal iktidar, “sol iktidar” olmuştur.

Artık solun iktidara aday olması gerekmektedir. Özellikle SSCB ve Doğu Bloku’nun dağılması ve farklı bir siyasal iklime girilmesinin ardından dünya çapında sol siyaset oldukça zora girmiştir. Solcuyum demek bile en azından o dönemlerin başında “ayıp” gibi algılanıyordu. Almanya’da yeniydim o dönemlerde ve kelepir fiyatına düşmüş Marksist klasikleri ucuzundan satın alırken, garip garip yüzüme bakıldığını çok iyi hatırlıyorum. Ne de olsa sosyalizm ve Marksizm yenilmişti, anlamsızlaşmıştı! O halde bu kitapları okumanın ne anlamı olacaktı?

Oysa sol, sosyalizm, Marksizm en başta sömürüye, emek hırsızlığına, her türlü ayrımcılığa, polis devletine, askeri müdahaleye, militarizme, savaşa, işgale, müdahaleye, doğa katliamlarına, hırsızlığa, yolsuzluğa, israfa, gösterişe, çocukların öldürülmesine, insanların açlıktan ölmesine, işsizliğe, yoksulluğa, her türlü nepotizme her yerde her şartta ve her zaman karşı olmak demektir. Her ne kadar geçmiş örneklerinde bu nitelikler sıkça görülmemiş olsa bile, olması gereken niteliklerdir bunlar. Sol, tıpkı yukarda dile getirdiğim gibi “epistemik bir kopma”dır esas itibariyle.

Nasıl Yapmalı?

Bugün Türkiye açısından ele alacak olursak, ülkemizin acilen sol bir iktidara ihtiyacı vardır. Ancak koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu istemin aynı zamanda sürrealist bir beklenti olduğunu da söyleyebiliriz. O zaman ciddi ciddi “Nasıl Yapmalı?” yı düşünmek, fikir üretmek ve harekete geçilmesi gerekmektedir. Realist ve rasyonalist yaklaşımlar ne yazık ki insana her zaman istediğini veremez; bütün beklentilerini karşılayamaz, hatta bir bakıma da “yetinebilmedir”. O halde sadece yetinebilme aşamasındaysak fazlasında gözümüz olmamalı.

Ağzını açanın lanetlendiği, tutuklandığı, öldürüldüğü, her türlü üç kağıdın kutsandığı, savaş çığırtkanlıklarının yapıldığı, yolsuzluğun en profesyonelce yapıldığı, medyanın iktidarlaştırıldığı, basın özgürlüğü konusunda dünyanın en kötü ülkeleri arasında yer aldığı, eğitimin cahiliye döneminin bile gerisine götürüldüğü bir ülkenin, bu sefalet halinde devamına evet mi diyeceğiz? Dememeliyiz! Bunu dersek kendimize ihanet etmiş oluruz. “Ama!”dememek için de harekete geçmemiz gerekmektedir.

Bu ülkenin ne kadar namuslu insanı varsa bir araya gelmelidir. Bu ülkede kendisini solda gören ne kadar insan varsa bir araya gelmelidir. İrili ufaklı ne kadar parti, sivil toplum örgütü ve diğer insiyatifler ve gruplar varsa koşulsuz şartsız bir araya gelmelidir. Bütün bu yapıları bir araya getirebilecek en önemli ortak nokta; ciddi anlamda demokrasi arayışı olmalıdır. Mademki en fazla “yetinme” aşamasındayız, biz de Marksistler, sosyalistler olarak çıtamızı indirebilmeli, sınırlarımızı gevşetebilmeliyiz. Genel siyaset de bunu gerektirmektedir. Hiç kimse Türkiye’de yakın gelecekte sosyalist bir devrim beklentisinden bahsedecek kadar gerçekten kopuk olamaz! Olması istenenle olabilecek olan arasında ne yazık ki gerçekçi olunmalıdır.

Hesaplaşma yapabilmek bile artık lükstür. CHP eleştirsek de, bizim düşüncelerimizden çok uzakta olsa bile kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Toplumun belli bir kesiminde ciddi anlamda bir karşılık bulmaktadır ve ne yazık ki yetinebilmek zorunda olmamız gereken bir partnerdir. Hatta ve hatta kaçınılmaz bir gerçektir. Çünkü malzeme bu kadardır! HDP’ye olan mesafesinin kırılması şarttır. Utangaç siyasetten vazgeçmeli ve onlar da bu gerçekleri görmelidirler. Kısır bir laiklik bile artık aranan bir talep olmuştur. Ortak teleplerde buluşabilmenin önü açılmalıdır.

Ortak Talepler

Ortak talepler aşağı yukarı bellidir: AKP zihniyetinin, o zihniyet yürütücülerinin devre dışı bırakılması, sorgulanabilmesi, yargılanabilmesidir. Halkların arasındaki bariyerler kaldırılmalıdır. Güçler ayrımı yeniden demokratik bir biçimde sağlanabilmelidir. Çevre katliamları son bulmalıdır. Cinslerarası ayrımcılık kaldırılmalıdır. İnsanların daha insani yaşayabilmelerinin olanakları yaratılabilmelidir. Eğitim, din ve milliyetçilik istismarından arındırılmalıdır. Bu ve buna benzer talepler biraraya gelmek için olumlu ve gerçekçi taleplerdir.

Ötesine hazır bir toplum, siyasal örgütlenme, ekonomik konjunktür, kültürel bir yapıyı ben göremiyorum. CHP’yi biraz daha sola itip, HDP’yi biraz daha “bölge” dışına çıkarabilme başarılırsa bu taleplerin gerçekleşmesi bile başlı başına ülkeye en azından bir yirmi otuz yıl daha kazandırabilir.

Sonuç

“Gerçekçi ol, imkansızı iste!” bize Che’den kalan güzel bir cesarettir. Ben cesaretimiz ve gerçekçiliğimizin ancak imkanlarımız dahilinde olabileceklerin bunlar olduğunu düşünüyorum.

07.06.2020

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑