Alevilik

Published on Ekim 7th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Buluşuyoruz ve birleşiyoruz – Leyla Uyar

1980 kuşağı sonrası olan bizler, Güneyli (Adana-Mersin-Hatay) olmanın bir yanıyla avantaj diğer yanıyla dezavantajlarını yaşadık. Avantajımız 80 öncesinin sol sosyalist hareketleriyle bağ kurabilmemizdi. Dezavantajımız ise kimlikler (Arap Alevi, Hristiyan vb. farklı kültürleriz aynı zamanda) arayışlarımızda izleyeceğimiz yöntemler konusunda referans alacağımız birikimlerin darbe ile birlikte koparılmış olmasıydı.

Bu koparılan bağlar sebebiyle elbette zorlanıyorduk. Çünkü iz sürerken referanssız olmamızın yanı sıra ölüm tehditleri, gözaltılar, cezaevleri ve ailelerimize yönelik baskılar her geçen gün artıyordu. Buna rağmen kör kuyulara gömülmüş olan Arap Alevi, Arap (Rum) Hristiyan,  Ermeni kimliklerimizin izlerini sürmekten vazgeçmedik.


Samandağ’da o dönem Arapça dili düğünlerde dahi yasaklanmıştı. Yeni doğan Hristiyan çocuklarına (azınlık statüsünde olmalarına rağmen) verilmek istenen isimler “ecnebi ya da politik isimler ” denilerek nüfus dairesinden geri çevriliyordu.  Bu hukuksuz muamelelere bireysel itirazlar yapılsa da planlı, programlı, derli toplu olmayınca sonuç alıcı da olamıyordu.

Oysa bu bölgenin kültürel zenginliği Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce de vardı ve bu zenginlik ülkenin gelişimine katkı sunabilecek güçte ve birikimdeydi. Ancak hepimizin bildiği -ya da bilmediği- gibi kurulan Cumhuriyet zenginlikleri korumak ve gelişmelerine imkan vermek yerine “tekçilik” topluma dayatılmıştı bile. Türkçe konuş, Türkçe düşün, Türk gibi yaşa dayatmaları tesadüfen oluşmuş bir argüman değildi. Ülkede var olan farklı etnik kimlikler ve kültürel değerlerin içini boşaltıp hizaya sokma taktiği idi bu.

Varlık yokluk mücadelesi

İşte bu dayatmaların arka planının farkında olmayan, okula gidene kadar tek kelime Türkçe bilmeyen bizler, çok fazla sayıda olmasak da bu durumu benimsemeyerek haksız-hukuksuz uygulamalar karşısında buluşuyorduk.  Ve buluşurken düğünlerimizde yasaklanan Arapça türkülerimize ve yasaklanan isimlerimize sahip çıkarak kimliklerimizin üzerindeki bu tekçi dayatmaya, yasaklamalara karşı çıkıyorduk.

Bu satırlara sığdıramayacağım kadar detaylı ve ağır bedelli bir süreçti anlattığım o dönem. Ağır bedeller ödesek de yürürken yeniden kazanıma dönüştürdüğümüz her alanın mücadelesi yıllarca sürdü. (Daha önce Arap Aleviler ve HDP ile ilgili bir yazı paylaşmıştım Toplumsal dinamik olan Arap Alevilik ve azınlıklar meselesi temsiliyetinin bir mücadele alanı olan parlamento da olması üzerine. Orada 30 yıllık mücadele deneyimlerimizin detayları mevcut bu yazıyla bağ kurmak açısından bakmanızda fayda vardır)

12 Eylül 1980 darbesi sürecinde sol ve sosyalistler Türkiye’de ağır bedeller ödedi. Bu ağır bedeller nedeniyle bölgemizden birçok kişi siyasi sığınmacı olarak yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Sadece siyasal zor değil, ekonomik ve sosyal zorlamalar da pek çok insanımızı yurtdışına, Avrupa’ya savurdu. Arap Alevi ve Hristiyan kesimlerden de göç etmek zorunda kalanlar oldu elbette.  Bu kesimler gittikleri ülkelerde süreç içerisinde birbiriyle buluştular, oluşturdukları kurumlar yoluyla yaşamla yeniden bağ kurdular. Elbette bu kolay olmamıştır. Hatta sosyalist mücadeleyi dogmatikçe kavrayanlar kimlik mücadelesi etrafında ortaya çıkan bu yan yana gelişi gereksiz bile görmüşlerdir. Ancak meseleyi doğru kavrayanlar bu zorlu süreci sırtlanarak Avrupa’da Federasyonlaşma sürecine kadar geldiler.

Avrupa’da önemli buluşma

HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Leyla Uyar, Barış Akademisyeni Hakan Mertcan

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Arap Alevi Federasyonu (AAAF) anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.  Arap Alevi kimliği ile yıllardır devrimci mücadelenin içinde yer alan ve hâlihazıpda HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç, Mersin Üniversitesinde akademisyen iken barış bildirgesine imza attığı için KHK’yla görevinden uzaklaştırılan Hakan Mertcan’la birlikte “Ülkedeki ve bölgedeki siyasal gelişmeler ve Alevilere etkileri” konulu panel gerçekleştirdik. Almanya’nın Berlin kentinde gerçekleşen bu buluşma 30 yıllık kimlik arayışlarımız açısından çok anlamlı ve umut vericiydi.

Hatay’da başlattığımız bu mücadelede Mersin ve Adana’da yaşayan Arap Alevi toplumuyla da bağ kurma ve kaybolmaya yüz tutmuş kültürel dokumuzla buluşma iddiamız vardı. Zorlu ve daha fazla sorumluluk gerektiren bir iddiaydı bu. Çünkü sosyalist olmanın dışında yazılı dayanağımız yoktu kimliklerin önemi üzerine. Genel düzlemde kimlik mücadelesine ilişkin yazılanları elbette yadsımıyoruz. O yazılanlar bizim sosyalist belleğimizde mevcut. Ancak Türkiye’deki Arap kimliğine dair resmi tarihin dışında sosyal, tarihsel, kültürel bilgi üretimi yapmak başka bir anlam taşıyordu.  Hele hele bu üretim o alanın bizzat içerisinden yapıldığında anlamı ve değeri daha da önem kazanıyor. Bizler uzunca bir süre bu üretimden yoksunduk ne yazık ki.

Adana’da Karşıyaka ve Seyhan bölgelerinde Arap Aleviler yoğunluklu olarak birbirine yakın yerleşim yerlerinde yaşarlar. Bu bölgelerde 50 kişiyle başlattığımız kültüler etkinlikler yıllar içerisinde on binleri aşan kitlelere ulaştı. Fakat hala sözlerimizin güçlü bir tarihsel dayanağı yoktu. 2011 yılında Suriye’de patlayan savaş ve kaygılar bu bölgede tedirginliği arttırırken, diğer yandan farklılıkların bir yana bırakılarak yan yana gelinmesi konusunda duyarlılıklar gelişti. Bu yan yana gelişleri besleyen Hakan Mertcan’ın ‘Türk Modernleşmesinde Arap Aleviler’ kitabı oldu. Mertcan’ın bu kitabı, toplumsal bir dinamik olarak Arap Alevilerin yazılı tarihine önemli bir katkı olmanın yanı sıra, Güney bölgesinde yaşayan Arap Alevilerin tarihleriyle yeniden bağ kurması ve ‘köksüzlük’ denen illetten kurtulmasının başlangıcı niteliğindeydi.

Avrupa’da yaşayan Arap Aleviler

80 darbesinden sonra yurtdışına gelen aileler gittikleri yerlerde çocukları ile kendi dillerinde konuşma ve geleneklerini sınırlı ölçülerde de olsa yaşatma çabası içerisinde oldular. Belki de yurtdışında bambaşka kültürler içerisinde yetişen gençlik, köksüzlük illetinin süreç içerisinde kendilerini nasıl bir toplumsal travma ile karşı karşıya bırakacağını tahmin edemeyebilirler. Arap Alevi gençliğinin karşı karşıya olduğu “köksüzlük illeti”ne dikkat çekmek için sevgili Hakan Mertcan panelde önemli tespitlerde bulundu.  Mertcan’ın değerlendirmelerinin paneldeki Arap Alevi gençleri tarafından heyecanla karşılanması çok anlamlıydı. Gençliğin inisiyatif olmadığı bütün mücadeleler başarısız ve zayıf çabalara dönüşüyor. Öyle ki, gençliğin aldığı inisiyatif sürdürülen mücadelenin toplumla kurduğu bağın ve mücadelenin sürekliliğin göstergesi durumundadır.

Bu anlamlı sunumdan sonra HDP Adana milletvekili Tülay Hatimoğulları da bölgede ve ülkedeki gelişmelerin Arap Alevilere yansımaları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları sadece durum tespiti yapmadı aynı zamanda neler yapılabileceğine ilişkin önemli noktalara da işaret etti. Sosyalist kimliğinin yanı sıra Arap Alevi kimliğiyle de TBMM’deki çalışmalarını sürdüren Hatimoğulları, konunun özneleriyle buluşmaya, biriktirmeye ve sözünü güçlendirmeye devam ediyor.

Bu umut verici gelişmelerin karşılık bulması ve sahiplenilmesi panelin yapıldığı salona da yansıdı. Verilen emeklerin boşa gitmediğini görmek hepimize güç verdi. Kendimizle ve birbirimizle ne kadar buluşur, halleşir ve geleceği kurma iddiamızı güçlendirirsek her yerde varlığımızı sürdürebiliriz. Böylesi buluşmalar tam da buna hizmet etmekte.

Bu vesile ile Avrupa Arap Alevi Federasyonu’na,  Berlin Arap Alevileri Birliği’ne, Avrupa Arap Alevi Gençlik Kolları’na ve dayanışma içinde bizlere yerini açan Dersim derneğine teşekkürlerimizi de iletmek isterim.

Bu önemli başlangıcı devem ettirecek, yine buluşacak ve daha çok birleşeceğiz.

07 Ekim 2019

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑