Seçtiklerimiz

Published on Eylül 16th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

CHP demokrasisinin iki yüzlülüğü ve sahte dostluğu – Teslim Töre

CHP, HDP’nin almış olduğu seçim stratejisi kararı sonucu HDP ve Kürtlere karşı farklı bir tavır içine girdi. Ben bu yazıda HDP’nin beklediğinin karşılığını alamadığı gibi bir imada bulunmayacağım. Çünkü HDP’nin seçim stratejisi herhangi bir parti için değil, Erdoğan diktatörlüğüne karşı belirtilmiş bir strateji idi. Bu bağlamda 31 Mart yerel seçimlerinde Erdoğan diktatörlüğü söz konusu seçim stratejisinde ağır bir darbe alırken CHP de önemli kazanımlar elde etti. Erdoğan diktatörlüğünün ağır darbe yemesi tabi ki HDP’nin seçim stratejisinin ana hedefi idi. Ama CHP’nin söz konusu stratejiden kazançlı çıkmasında HDP stratejisinin payı olsa da CHP’nin bu stratejiden kârlı çıkmasında esas rol CHP’ye aittir.

CHP, HDP’nin 31 Mart seçimi nedeniyle belirlemiş olduğu stratejiyi doğru okumayıp, ona denk bir siyasi pozisyon alıp, dengeli bir politika izlememiş olsaydı, CHP seçim sonuçlarından almış olduğu başarıyı elde edemeyecekti. Demek istenen HDP’nin 31 Mart seçim stratejisinin CHP’ye sağlamış olduğu yararın tek yanlı yani sadece HDP’nin seçim stratejisinin politikanın bir ürünü değil, CHP’nin de HDP’nin bu politikasına denk bir siyasi pozisyon almasının da katkısının önemli olduğu olgusudur. HDP’nin bu politikası karşısında CHP, Kürt sorununun çözümünde sorumluluk üstlenebileceği, hatta çözeceği gibi söylemlerin yanında Diyarbakır, Mardin, Van gibi seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden alınıp, yerlerine kayyumların atandığı illere CHP’nin yetkili organlarından yetkililer göndererek, demokratik dayanışma içine girdiler. Aynı şekilde İBB Başkanı Diyarbakır’a giderek, Diyarbakır’ın seçilmiş belediye başkanı ile görüştü. Demokratik desteğini belirtti, Kayyumlara karşı demokratik tutum sergiledi.


Siyasi alanda bütün bunlar yaşanırken yayın alanında da o güne kadar hiç olmamış olan bir gelişme yaşandı. CHP’nin yayın kanalı olduğu söylenen HALK TV Diyarbakır, Mardin, Van Belediye başkanlarını canlı yayına davet ederek son derece yararlı ve verimli bir program yaptılar. Söz konusu programda başkanları zorlayacak sorular da sordular ama programın genel akışı dostluk, dayanışma, demokrasi ve barış perspektifi doğrultusundaydı. Yani HDP ile CHP’nin çakışan politikalarının adeta bir yakınlaştırılması programı niteliğinde olduğu söylenebilir. Esasında HDP’nin belirlemiş olduğu 31 Mart seçim stratejisi Türkiye’de o güne kadar oluşturulmuş olan denge politikalarını temelinden sarstı, siyasal ortamın doku ve dengelerini bozdu, siyasi arenadaki doku ve dengelerin yeniden dizayn edilmesine yepyeni bir zemin yarattı. Siyasi partiler kendilerini farklı bir kulvar üzerinde yeni perspektifler belirlemek zorunda hissetmeye başladılar. Sözünü etmiş olduğum bu siyasi atmosfer daha çok da CHP üzerinde etkili oldu. 31 Mart seçimi sırasında yaşananlar, söz konusu yaşananlara HDP’nin seçim stratejisinin eklenmesi, doğru bir söylemle belirtecek olursam: CHP’de neredeyse tabanı tavan konumuna tırmandırırken yönetim erkini ise tabana bağlı duruma getirdi. Hem Erdoğan’ın hışmı, hem de toplumun beğenisi CHP yönetimi üzerinde değil, İstanbul il yönetimi ve özellikle de il başkanı Canan Kaftancıoğlu üzerinde toplandı. Erdoğan diktatörlüğü zaman kaybetmeden Canan Kaftancıoğlu’na ağır bir ceza verdirdi, İstanbul halkı ise Canan Kaftancıoğlu’nun etrafında kümelenerek Canan Kaftancıoğlu’na destek verdi.

Yaşanmış ve yaşanmakta olan bu yalın gerçek: CHP’de tabir yerindeyse: ayakların baş, başın ayak olduğu gibi son derece ilginç bir durumun doğmasına neden oldu. Seçim ortamının yaratmış olduğu bu atmosfer tamamen bitmemiş olsa bile, genel merkez hızlı bir şekilde söz konusu atmosferi yeniden değiştirerek eski haline döndürmeye çalışıyor. Söz konusu atmosferde HDP ve Kürtlerle demokratik dayanışma tavan yaparken siyasi hayatın bütün alanlarında inanılmaz bir yakınlaşma devam ederken yönetimin yeniden etkinliğini koymaya başladığı bir ortamda, daha önce Mardin, Diyarbakır, Van belediye seçilmiş başkanlarının davet edilip, adeta ağırlandıkları HALK TV’de Fatih Ertürk’ün yapmış olduğu bir programda HDP’nin kapatılması için ilginç bir tartışma yapıldı. Gerekçe olarak ise: PKK’nin yapmış olduğu bir askeri eylem gösterildi. PKK’nin yapmış olduğu eylemle HDP’nin hiçbir ilişkisini kuramadan, böylesi bir ilişkinin herhangi bir delili olmadan programın yapımcısı Fatih Ertürk ile programa davet edilmiş olan şahıs kendilerini savcı ile hakim yerine koyarak, PKK’nin yapmış olduğu eylemi doğrudan HDP ile ilişkilendirerek, HDP’nin kapatılmasına “hükmettiler”. Seçim sürecinde HDP ile yaratılmış olan olumlu diyalog ve geleceğe yönelik yapıcı atmosfer CHP merkezinin devreye girmesi ile birlikte yerini yeni açmazlara bırakmaya başladı.

Tabi ki; HDP ile CHP arasında oluşmuş olan olumlu atmosfer bir TV programı ile yok edilemez, edilmemeli de. Ancak demokrasi güçlerinin yaratmış olduğu olumlu siyasal ortamın titizlikle korunması gerekir. Çünkü HDP ile CHP’nin yakınlaşması Türkiye’de AKP-MHP ittifakının zehirlemiş olduğu siyasal atmosferi çok kısa sürede tümü ile olmasa bile kısmen olumlu yönde etkilemeyi başardı. İktidar adaleti yeniden dizayn etme çabalarına gidi. Yeni Anayasa çalışmaları başladı. Yeni partilerin de oluşumu ile birlikte iktidar seçenekleri artmaya başlayacak. HDP ile CHP bir ittifak içinde olmasalar bile toplumsal ilerlemenin geleceğinde son derece önemli bir rol oynayacaktır.

Evet henüz Erdoğan’ın kurmuş olduğu Ergenekon, MHP konsepti varlığını devam ettiriyor olsa da hiç olmazsa CHP’nin ulusalcı kanadı söz konusu konseptin içinde değil dışında bir yerlerde durmaya devam ediyor. CHP’de Ergenekon’un “avukatlığını” yapan ve yapacak kimse hali hazırda yok gibi. O nedenle CHP’nin bu gün durmuş olduğu yer dünkünden daha olumlu. Her ne kadar Erdoğan CHP’li büyükşehir belediye başkanlarını saraya çağırır çağırmaz, herkesten önce Kılıçdaroğlu “hay, hay tabi” dediyse ve başkanlar “kaçak” dedikleri, “diktatörlük” olarak niteledikleri saraya koşar adım gitmiş olsalar da Kılıçdaroğlu’nun “anayasaya aykırı ama yine de ‘evet’ diyeceğim” dediği konumda değiller.

Bütün bunlara rağmen CHP hala ikiyüzlülükten kurtulabilmiş değil. CHP’nin ikiyüzlülüğünden birisini yukarıda HALK TV konusunda yaptıkları tutarsızlıklar nedeni ile değindim. Ondan daha olumsuzunu da Saray’a misafir giden başkanlar yaptılar. CHP büyükşehir belediye başkanlarından Ekrem İmamoğlu önce Diyarbakır, Mardin, belediyelerinin seçilmiş belediye başkanları ile yapmış oldukları görüşme ve dayanışma toplantılarından sonra onların yelerine atanmış olan kayyumlarla da sarayda bir masa etrafına oturarak oldukça kötü bir tutarsızlık göstermiştir. Üstelik söz konusu masa etrafında otururken Erdoğan’ın kendine hasım olarak gördüğü, o nedenle de üzerine oturmuş olduğu sandalye ile bir “sabotaj” hazırladığı Ekrem İmamoğlu kendini yerde bulmuştu. Erdoğan’ın kırılmış olan sandalyeyi kastederek “israf yaptın” sözüm ona esprisine “bir dahaki sefere sağlam otururum” diyerek yanıt vermesine rağmen söz konusu davete iştirak da hiç olumlu bir intiba bırakamamıştır.

CHP merhum Bülent Ecevit’ten bu yana ilk kez iktidar olma olanağı yakalamış görünüyor. Onlarca yıl sonra ortaya çıkmış olan bu olanağı CHP’nin iyi değerlendirmesi gerekiyor. CHP onlarca yıldır peşine takılmış olduğu dar ulusalcı ideoloji ile iktidara yakın bile gelemedi. Onlarca yıl sonra yakalanmış olan bu fırsat kaçırılmamalıdır. İkiyüzlü politikalar ve sahte dostluklar CHP’nin yıllar sonra yakalamış olduğu iktidar olma olanağını yaratmaya katkı yapamaz. Yeni politika olarak “herkesi kucaklama” politikası tam bir ikiyüzlülük ve sahte dostluk politikasıdır. Erdoğan’a hem “diktatör” deyip, hem de gidip söz konusu diktatörü “kucaklamak” düpedüz sahtekarlıktır, iki yüzlülüktür. “Diktatörlükle” demokrasi arasında her zaman düz bir ayrım çizgisinin, hatta bir Çin seddinin olması gerekir. Çünkü hem “demokrat” hem diktatör olunamaz. Dimitrof’un söylemi ile ifade edecek olursam: “hem tanrıya hem şeytana kulluk yapılmaz”. Bir demokrat ile bir diktatör arasında antagonisttik bir çelişki vardır. Söz konusu çelişki her önüne gelene “sarılmakla” çözülemez. Tersine her önüne gelen, hele de akşam sabah “diktatör” olarak nitelediğin birisine gidip onun sarayında sarılmak dimdik bir sahtekarlık olur.

Bir şeyi herkesin özellikle de HDP’nin kapatılmasını isteyen CHP’lilerin iyi bilmesi ve unutmaması gerekiyor. HDP kapansa da Kürt halkı kalacaktır. Devrimci demokrasi güçleri kalacaktır. Bu güçler politize olmuş, örgütsüz olsalar da kimsenin hazmedemeyeceği kadar çelik çekirdeğe dönüşmüş durumdalar. Sizin ikiyüzlülüğünüz ve sahte dostluğunuz sadece size kalır.

TeslimTÖRE
15Eylül2019

(Facebook: Teslim TÖRE – Yeni Sayfa)

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑