Yazarlar

Published on Haziran 12th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Cinsellik ibadettir – Gül Güzel

İşte size bir bilmece: en çok zevk alınan, en çok çekilen, en çok kınanan şey nedir? Hadi bilin bakalım…

İnsanların asırlar boyu en çok ikiyüzlülük gösterdiği iki konu var: Dinsellik ve Cinsellik. İkisi de katı dogma sınırları içinde kurumsallaştırılmış. İki kurumun ortak noktası, insanın gereksinmelerini karşılaması bir yana , insan doğasına aykırı kurallarla yaşamı bir azap haline getirmeye yönelik çalışır.


Her iki kurumun bir başka ortak özelliği ise ikisinin de temeleinde ‘’egemen erkek’’ toplum anlayışının yatmasıdır.

Yasal cinsellik kurumu olan evliliğin oluşturulmasında din daima büüyük bir rol oynamıştır. Dini örf ve adetlere göre yapılan törenlerin yanısıra, dini nikahın kadın ve erkeği birbirine helal kılması müslüman ülkelerde oldukça yaygın bir anlayış. Hristiyan ülkelerde ise nikahların çoğu Rahip tarafından kıyılır.

Asırlar boyu dini telkinlerle oluşmuş toplumsal kurallara göre, insanlar kadın ve erkeğin paylaşabileceği en güzel hazlardan biri olan cinselliğe ayıp, kötü, günah ve pis olarak bakarlar…

Ama bu bakış açısı evlilik kontratına imza atılır- atılmaz sihirli bir değnek değmişçesine değişmek zorunda. Çünkü artık cinsellik yasal ve kutsal oluyor…

Erkek, cinsel organıyla daha haşir – neşir yaşayan bir varlık. Cinsel organının bedeninin dışında yer alması ve erkeğin idrarını bedeninden atabilmesi için bir kaç kez, organını tutması zorunda kalması, onu şekilsel olsa bile cinselliğinin sembolü olarak gördüğü organıyla yabancılaşmasını önlüyor. Kadının organı ise bedeninin içinde yer aldığı için gizli ve kuytu bir köşede, kadının gözünden uzak ve kadına yabancı.

Ayrıca kadın ayda bir kanama geçirdiği için semavi /ataerkil dinler tarafından ‘’dini yarım’’ olarak görülmüş. Regl olduğu günlerde ibadet edemiyor ya. Din, hem onun kanaması varken dini vecibelerini yerine getirmesine izin vermiyor, hem de dini bütünlüğünde tenzilat yapıyor. Sırf bu yüzden cennetlik olması mümkün değil. Kadının doğal olarak gideceği yer cehennem olacağı için şeytanla özdeşleştirilmesi de bu yüzdendir. Yine bu yüzden Tanrı da müslüman erkeklere cennetlik hurileri ve Gılmanları vaadetmeye gerek görmemiş.

Tanrı, erkeklerin mülkiyet haklarını korumak amacıylai erkeklere torpil geçmiş. Nasıl mı? Kadınların dölyatağına kızlık zarı denilen bir garanti belgesi koymuş. Bu zar kadınların daha önce bir başka erkek tarafından ilişkiye girmediğinin belgesi; kadının ‘’iyi MAL’’ olduğunun garantisidir.

Kadının monogam(tek eşli), erkeğin poligam(çok eşli) olduğu gerçeği Tanrı’nın başının altından çıkmış. Erkeğe bol keseden ve büyük bir çömertlikle dağıtabilmesi için her boşalmada 3 milyon Sperm bahşettiği halde, kadına sadece her ay bir yumurta hakkı vermiş. Zavallı erkeğin bunca spermi elinden geldiğince fazla sayıda dişiye dağıtmaktan başka ne gelir ki?

Kadın ise, erkeğin erkeğin soyadını taşıması ve erkekliğini kanıtlaması için kullanacağı bu yumurtayı iyice kollamak zorunda.

Aslında erkek, malı olan kadının namusundan sorumlu olduğu için büyük fedakarlıkla bu zorlu görevi de üstlenmiş. Yeter ki mülkiyet hakkı; bunca çalışıp çabalayarak kazandığı mal varlığı yanlışlıkla bir başka erkeğin sperminin ürününe gitmesin…

Erkek tabii ki fizyolojik açıdan güçlüdür. Fakat nefsine hakim olamayacak kadar da zayıf olduğundan, onları kendi nefislerinden koruma görevini de kadın üstlenmiştir. Nasıl mı? Tepeden tırnağa kapanarak ve karafatma görünümüne girerek. Malum, bir tel saçın görünmesi bile erkeğin şeheci duygularının azması için yeterli . Bu yüzden de evleninceye kadar, kadını bir erkeğe ilgi duyması nasıl doğal karşılanabilir ki? Ama evlilik kontratına imza atılır atılmaz, Tanrı o anda kadına cinsel arzu vahyini gönderiveriyor. Bir anda artık kocasını memnun etmesini bilen, yüzde yüz dişi bir varlık haline dönüşmesi gerekiyor. Ama sevmediği biriyle evlendiriliyormuş, ama dişlerini doğduğundan beri fırçalamıyormuş hiç önemli değil. Onu karı olarak aldı ve artık evli bir kadın olma mertebesine eriştirdi ya!

Erkeğin cinsellik anlayışı kadının içinde masturbasyon yapmadan öteye gitmese de beş dakikada boşalıp, rahata erer, arkasını dönüp, horuldamaya başlarsa da önemli değil. Kadın denilen yaratığın dokunulmaya, okşanmaya, saygıya, sevilme ve orgazmı tatmaya ne gereksinmesi var ki. Onun tek görevi, Tanrı’nın torpilli kulları olan ve müslüman erkek cinsine mensup kocasının ihtiyaçlarını karşılamak ve kocasının dışında hiç bir erkeğe yan gözle bile asla bakmamak.

Cinsellik aslında pis bir şey olduğu için Tanrı, cinsel birleşmeden sonra yıkanmayı emretmiş. Pislikten arınmaları için. bu yüzden de sussuz İstanbul’da bıyıklı erkekler ellerinde ‘’eşlerimizle kardeş olduk’’ pankartlarıyla susuzluğun protestosunu yapıyorlar.

Tanrı’nın bu kurallarında bir yanlışlık var gibi geliyor bana. Bence, cinsellik birbirini sven iki insanın birbirine ibadet etmeleri olmalı. Nasıl ki ibadetten önce insanlar kendilerini temizliyorlarsa, cinsel birliktelikten önce de insanlar banyo yapmalı. Mis gibi bedenleriyle sevişmeliler.

Cinsellik ibadet olmasaydı, insanlar hangi dilde olursa olsun, orgazm anında ‘’oh Tanrım geliyorum!’’ diye bağırırlar mıydı?

Dip not: Yazımda sürekli Tanrı sözünü kullandım ama söz konusu imtiyazları sadece Müslüman erkeğe değil; aynı zamanda bütün din ve inançlardaki(Hristiyan, Yahudi, Budist, Brahman, Şintocu vb.) erkeklere bahçetmiştir. O yüzden, söz konusu dinler olunca, Tanrı/Allah kelimesini aslında birlikte düşünmek gerekir…

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑