Yazarlar

Published on Mart 26th, 2020 | by Avrupa Forum 3

0

Coronalı Günlerin Düşündürdükleri – Hilmi Toy

Coronalı sürecin Coronalı günlerini yaşıyor, konuşuyor, tartışıyoruz. Kimimiz TV ekranlarından ayrılmıyor, kimimizin elinde telefon sosyal medya paylaşımlarını takipte, kimimiz bilgisayar başında yine yazılanı çizileni, paylaşılanı okuyor, izliyor, yazıyoruz. Evlere de kendimizi hapsetme halimizle naklen takipteyiz.

Bende evdeyim, halim hallerinizden biri. İyilikler üstümüze olsun diyerekten zamanı değerlendirerek geçirmeye çalıyorum. Tam da zamanı yeni baştan örgütleme zamanı. Biraz okuyor, biraz yazıyor, eş dostu arıyor (ya da arayanlarla bol bol sohbet ediyor), biraz yemek yapıp bulaşık yıkama, biraz… Öyle işte. Yalnız olunca ev içinde başka da yapacak şeyler, uğraşlar bulmaya çalışıyor insan. Bulmalı da.


Coronalı günlerde “evde kal” çağrısına uymak üçüncü hapislik dönemi gibi oldu benim için. En önemli fark, kendi kapımı kendim açıyorum, gardiyanı yok, sayanı da. Ama yine de Hücrede kendimle baş başa hissediyorum bazen. Bugün ev içinde voltaya çıktığımda hesap ettim. İki odanın adım sayısı Silivri’de hücremizin Malta’sı kadar tam. Enine başabaş. 12 adım. Siz siz olun düşüncenizi ve yüreğinizi hücreye koymayın. Umudunuzu ise asla hücreli kılmayın. Tutuklandığımızda ilk misafirlik Metris hapishanesi oldu. Tek tek hücrelere konduk gecenin bir vakti. Sabah sayımı sonrası açıldı kapılar, havalandırmaya çıktık, birlikte kahvaltı yaptık 8 biz, iki de bizden önce gelen arkadaşlarla. Eskimiş tahta bir masaya bizden önce masanın etrafında konuk olanlardan biri tükenmez kalemle “hayatın olduğu her yerde umut var” yazısı dikkatimi çekti. Kim bilir bizden önce kaç kişi okudu bu yazdıkça tükenen ama yine de adı tükenmez kalem olanla yazılanı. Diyeceğim o ki, İnsan hücreye sığmaz, yaşam da. Hücrede bile yaşamın kazanması bundan.

Bitse de…

İçeride güne mektup güzelliği düşerdi, dışarıda bugün güne sevdiklerimiz ve sevenlerimizle, dostlardan aldığımız iyilik haberlerinin sevinci düşüyor.

Şiirin kadın anası sayılanlardan Sennur Sezen’in

“Bir bitse de

sonra konuşsak olup biteni

Ben o dayanılmaz müziği

ve ışığı geçitin hemen ucundaki

Sen üzüntüsünü dostların

Bir bitse de…

gözüm arkada kalacak yine

kucaklayamadım yoldaşları…

… bitse de

ayrı ayrı yolculukların günleri gibi

konuşsak olup biteni” şiirinde dediği gibi, bitse de Coronalı günler, konuşsak olup biteni. Bitse de salgın vurgunu günler, konuşsak sınırların kapanmasını, uçakların uçuşlarının iptalini, trenlerin boş, otobüs, tramvay, metroların boş gidip geldiğini, sokakların insansız, meydanların, parkların insansız kalışını, evlere hapsolmak mı, hapsedilmek mi? sorularını konuşsak.

Konuşsak, doğanın böylesi günlere, nefeslenmeye ihtiyacı var. Hem de çok. Doğa üstünde yaşayan yağmacı, talancı, rantçı kesim hariç herkesin doğayla böylesine barışık yaşamaya ihtiyacı var. Her bir dakikada inip kalkan Uçaklar gökyüzünü, yoğun araba trafiği yeryüzünü, kozmetiklerin saldığı şeyler vs havayı müthiş kirletiyordu. Üç beş günlük bir zamanda bile doğa kendini yeniden temizlemeye, yeniden yenilemeye bıraktı barbar insan elinden uzak. Uzmanlar hava kirliliğinin % 30 azaldığını yazıyor. Konuşsak, doğayı kirleten şeylerden arınmayı. 

Bitse de gitsek, bitse de gelsek diyebileceklerimizi konuşsak. Daha da önemlisi, bütün bunlar yanında Coronalı hayat kavgası içinde, “korunun” dedikleri bir çok şeyin kimseye verilmeyişi, herkese “evde kal” denirken işçilerin işine devam ettirilmesi, Hapishanelerde insanların ölüme tutsak bırakılması ve, ve, ve… konuşsak bütün bunları.

Bitmeden konuşulması, yazılması gereken şeyler bütün bunlar ve daha fazlası aslında aynı zamanda.

Tüm dünyada, tüm gündemlerin üstünü örttüler Corona’yla. Ne yapmak istiyor bu egemenler? Neyin peşindeler bu seçilmişler, atanmışlar, seçtiğimiz seçmediğimiz yönetenler? Neye alıştırıp, nereden uzaklaştırmak istiyorlar bizleri? İçinde “bizden yana bizim olmadığımız” bir şeylere çeki düzen vermeye çalışıyorlar hep birlikte egemenler. Hangi arbede bekliyor, hangi altüst oluş bekliyor, hangi sarsıntı sarsacak, Coronayı gösterip neyi vuracaklar?

“Bitse de…” demeden bu kez, bugün bunları konuşsak.

Söze burada bir noktalı virgül (;) koyarak şiirin dilinden Nevin Koçoğlu’nun dizeleriyle “Ey ben, kurumuşken arkların suyu, şarabı terketmişken rengi, toplum kutsamışken soytarıları ve bu kadar sahteyken kelimelerin karşılıkları,  ehlileştirme yaralarını !!!” derken, “Ey ben, sen, o, Biz” olanlar, bu virüslerin kaynağı ve sebebi olan sömürü ve zulüm sistemine karşı sınıf kini ve öfkenizi uslandırmayın.

26.03.2020

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑