Kürdistan

Published on Ekim 15th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Diplomatik çöküş Erdoğan’ı devirmeye yetmez – Tuncay Yılmaz

Rojava’yı işgal etmeye girişen TC/Erdoğan’ın evdeki hesabı çarşıya uymadı. Kimi tarihsel ve aktüel dayanaklara güvenerek Rojava’ya saldıran TC/Erdoğan bir taşla kuş katliamı yapmayı planlarken attığı taşla kendi kafasını yarmış görünüyor.

TC/Erdoğan bu işgal girişimiyle Kürtlerin kazanımlarını sonlandırmayı, sıkışan Türk sermayesi için yeni pazar ve kaynaklara ulaşmayı, uluslararası alanda pozisyonunu güçlendirmeyi ve iç politikadaki yenilgi havasını tersine çevirerek faşist hegemonyayı yeniden tahkim etmeyi hedefliyordu. Gelişmeler bütün hedeflerde bir fiyaskoya doğru gidildiğini gösteriyor.


Afrin rüyası Kuveyt kabusu

Sahada olanları (inanılmaz bir bilgi kirliliği olsa da) herkes izliyor. Kafa karıştıran açıklamalara, manipülasyonlara rağmen öyle ya da böyle gerçek ısrarla günyüzündeki yerini alıyor. TC/Erdoğan’ın pespaye medyası, kerameti kendilerinden menkul “strateji/savaş uzmanları” sabahtan akşama kadar “şanlı ordumuz aldı başını gidiyor”, “kimsenin gücü Türk’e yetmez” hamaset edebiyatı parçalıyor olsalar da yavaş yavaş onlar dahi “Türk’ün Türk’ten başka dostu yokmuş”, “Sen de mi Brütüs/Akıncı?” savunma hattına doğru çekilmeye başladılar.

Solun bir kesimini dahi saran Kürtler’in ABD’ye/emperyalizme güvenerek hareket ettiği safsatası şöyle dursun, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi halkların çıkarlarını ön planda tutarak ABD’yi devre dışı bırakan manevrasıyla adeta taktik, strateji ve diplomasi dersi verdi tüm dünyaya. Kürt Özgürlük Hareketi her fırsatta esas olanın kendi güçleri ve örgütlülükleri olduğuna dikkat çekti. Ancak kendi özgücünün olması durumunda sahadaki çatakların ve fırsatların değerlendirilebileceğinin farkında olan Özerk Yönetim de kendisini bu perspektife göre şekillendirdi ve hareket etti.

Öncelikli olarak Rojava halkının direniş kararlılığı ve seküler, özgürlükçü, demokratik mücadele perspektifi, bunun yanı sıra Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu mücadeleyi dünya halklarına mal etme becerisiyle TC/Erdoğan’ın “kurtuluş işgali” Saddam’ın “Kuveyt işgaline” dönmek üzere.

TC/Erdoğan’ın işgal girişimi sahadaki tüm güçleri karşısında biraraya getirdiği gibi, uluslararası alanda da bütün güç merkezleri bu işgalin karşında tavır almak durumunda kaldı. İşgale başlarken Afrin rüyası gören TC/Erdoğan, operasyonun haftası dolmadan Kuveyt kabusuyla karşı karşıya kaldı.

Kendiliğinden yıkılmaz

TC/Erdoğan “bir kere kalkan bayrak bir daha yere inmez” diye dursun, yaptırımlar, silah ambargoları, uyarılar, kararlar, kınamalar ve en önemlisi bütün dünyaya yayılan protesto gösterileriyle adım adım köşeye sıkışıyor.

Uluslararası alandaki bu sıkışma “yavru vatanın ihaneti!” noktasına kadar geldi. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Adı Barış Pınarı olsa da savaşlarda akan su değil kandır” açıklaması içeride başlamak üzere olan bozgunun habercisi gibiydi.

HDP’nin ve şovenizmin zehrinin etkisinde olmayan sol-sosyalist güçlerin işgal karşısındaki tutumu zaten belli. Oluşturulan milliyetçi linç ortamına rağmen bu kesimler barış mücadelesi bayrağını yere düşürmediler, düşürmüyorlar.

İşgal bloğunda Erdoğan’ın arkasında dizilen güçlerde henüz anlamlı bir çözülme başlamasa da, CHP’den Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker ve (zayıf da olsa) Canan Kaftancıoğlu’nun açıklamaları savaş bloğunun nereden çözülmeye başlayacağını da işaret etmekte.

CHP’nin bir kez daha Erdoğan’a destek vererek baltayı kendi ayağına vurduğu bizzat CHP’liler tarafından dile getiriliyor. Rojava’da direniş, Suriye’de işgal karşıtı uzlaşma, uluslararası alanda TC/Erdoğan’ın savaş suçlarına sessiz kal(a)mama zorunluluğunun devam etmesi durumunda bu çözülme hızlanacak, işgal bloğundan kopuşlar bireysel olmaktan çıkıp kitlesel hale gelecektir.

Ancak bunun kendiliğinden olmayacağı da çok açık. Şayet ülke içinden işgal karşıtı muhalefeti, sesi yükseltmeyi başaramaz, savaş bloğunu çözülmeye zorlayamazsak Erdoğan iktidarı ne yapıp edip ayakta kalmayı başaracak, bir süre uluslararası ortamda tecrit edilse de çok geçmeden kapitalist-emperyalist sistemin kar ve çıkara dayalı ilişkiler ağında kendine yeni meşruluk alanları bulacaktır. Bugün dahi, emperyalist güçlerin tavşana kaç derken tazıya tut demeye devam ettiğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Kapitalist-Emperyalist sistemin diktatörlere, savaşa, antidemokratik iktidarlara, insan hakları karşıtı uygulamalara karşı olduğu/olacağı yanlış beklentisi büyük bir yanılgıdır. Hâlihazırda dünyamız bunun örnekleriyle dolu. Bu güçler Yemen’deki insanlık dramına hala silah pazarı olarak bakmaktalar, bu güçler İran’da, Brezilya’da, Macaristan’da, Mısır’da, Suudi Arabistan’da Kamerun’da, Bahreyn’de ve daha pek çok ülkede diktatörlere göz yummaktalar, bu güçler Filistin’de, Myanmar’da, Endonezya’da, Afrika’da savaşlara silah satmaktalar, bu güçler kendi ülkelerinde antidemokratik, cinsiyetçi, ırkçı ve sömürücü uygulamalarını hayata geçiriyorlar!

Biz itmezsek düşmez!

Erdoğan’ı ve faşist cumhur ittifakını iktidardan indirecek olan ancak ve ancak ülke içinde büyütmek zorunda olduğumuz antifaşist barış ve demokrasi ittifakıdır. Bu ittifakın öncülük sorumluluğu başta HDP olmak üzere devrimci demokratik güçlerde. Biz itmezsek Erdoğan düşmeyecektir, bunda herkes net olmalı!

Öncelikle işgal bloğunu dağıtacak, sonra AKP-MHP faşist bloğunu iktidardan indirecek ve bu süreçte açığa çıkartacağımız enerji ve örgütlülükle demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti kurma mücadelesini sonuna kadar devem ettirecek taktik ve stratejiler geliştirmeliyiz.

Dünya’nın dört bir yanında gerçekleşen Rojava halkıyla dayanışma ve işgali protesto eylemlerine, ülkeden de ses vermenin yollarını bulmalıyız. Halihazırda sadece HDP milletvekilleri odaklı yapılan protestolar çok kıymetli ancak yetersiz. İşgale destek verenleri -tıpkı Gar Katliamı anmasında olduğu gibi- savaşa ve Erdoğan’a verdiği destekle yüzleştirmeli, bu tutumlarından geri çekilmeye, barış savlarına geçmeye zorlamalıyız. Buradaki yaklaşımımız rovanşist değil kazanma odaklı olmalı.  Bireysel tepkilerden kolektif tepkilere, sokak eylemlerinden sosyal medyaya, sivil itaatsizlikten her türlü meşru, demokratik eyleme her yol ve yöntemi devreye sokmaya çabalamlıyız.

Nasıl ki işgal tüm güç odaklarını baş döndürücü taktik değişikliklere zorluyor ve herkes her an yeni duruma göre yeniden şekilleniyorsa, demokrasi güçleri de stratejik ufuklarını hiç yitirmeden sürece uygun taktikler geliştirmek, geri çekilmeler, ileri atılmalar gerçekleştirmek, yeni konumlanışlar yapmak ve taktik/stratejik hedeflerine göre sahadaki güçleri buna zorlamak durumundalar. 

Bu süreçte ihtiyaç olan aklı, cüreti, yaratıcılığı, stratejik netliği ve taktiksel esneklikleri gösteremezsek belirleyen değil ancak belirlenen oluruz.

Tuncay Yılmaz

15 Ekim 2019 

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑