Yazarlar

Published on Ocak 27th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

“Duvarları Delen Çizgiler”le buluşunca ne mi oldu? – Hilmi Toy

Akşam geç vakitte haber verdi bir can arkadaşım. Hep haber veriyor böyle, haberdar ediyor sağolsun. “Kimselerin vakti yok ince şeyleri düşünmeye, oysa ağrımasa bilirmiydim yüreğimin yerini” diyor hani Şair, böyle zamanda düşünüyor arkadaşım. Düşünüyor sağolsun kırmızı gül güzelliğinde has bahçenin.

Bugün günlerden Pazar. “Duvarları Delen Çizgiler” resim sergisi vardı “Görülmüştür” Ekibi’nin Tohum Kültür Derneği’nde. Önce kahvaltı, sonra açılışı serginin. Gıyabında tanışan arkadaştık Adil Okay’la,içerideyken basından ilgiyle takip ediyorduk bu ekibin özverili çalışmasını. Gazeteci Hüseyin Aykol’u da öyle. Şimdi Adil konuşurken tanıdım, tanıştık yüz yüze, konuştuk. Sözün söze, sesin sese dokunuş güzelliği oldu. Adil Hataylı, Hatay’da doğmuş büyümüş, bense Hapishanesinde yattım Hatay’ın. Adil, Duvarları Delen Çizgiler’le, tutsakların özgür düşlerinin çizgileriyle buluşturdu bizi. Güzel, anlamlı ve değerli bir emek. Güzel bir sergi ve buluşma. İçerideyken mektup arkadaşım olan Barış İnan’ın da çizimleri vardı sergide. Hepsi bir başka güzellikte. Berran ana geldi aklıma, Barış’ın annesi. Mahpusluk günleri geçti gözlerimin önünden. “mektup günleri” geldi aklıma. İçeride hiç mektup beklemeyenin, “mektup beklemiyorum” diyenin bile “Mektupçu Gardiyan” kapının mazgalını açıp “Mektup” diye seslendiğinde yerinden kalkıp gözlerini mazgala dikip, okunan isimlere kulak kesilenler geldi gözlerimin önüne. Bundan olsa gerek Sergide çok duygulandım. Karınca misali çalışarak bizlerle buluşturanlara çok teşekkür ederim. Adil Okay’ın çağrısı “Sizin de bir Mektup Arkadaşınız olsun!” Bu çağrı önemli ve anlamlıdır. İçeridekinin dışarıdaki sesi olmak. Güne anlamını veren bu çağrıya yanıt olmak bir sorumluluk.


Sergiden sonra mezarlıkta yattığı yerde Şerif baba ile Meryem Ana’yı ziyaret ettim. Ve onlara komşu giden Aysel’imizi. Birbirlerinde tuz ekmekleri vardı bu dünyadan göçmeden önce. Şimdi göçtükleri yerde de paylaşırlar. Aysel’imiz Ben içeride duvarların öte yakasında iken mektuplar yazmıştı zaman zaman. Aysel’imize, beni Sergiden haberdar eden canım arkadaşım için Adil’e imzalattığım “Duvarları Delen Çizgiler”i götürüp gösterdim. Duvarları aşıp gelen mektuplarını anımsattım, teşekkürlerimi sundum bir kez daha. Sesim ruhunda yankılansın istedim. 

Arkadaşım yoktu, gelmemişti.” haber veren gelmemiş” demeye dilim varmadı. İçten içe duygu seline kapılan bir gün yaşadım sayesinde, sana da teşekkürler arkadaşım.

Günün akışı devam ediyor. Can TV ile dayanışma gecesi var Stuttgart’ta, gitmek istiyor gönlüm. Gitmeden bir arkadaşımı aradım, bir dost ziyaretine gidiyorlardı. Dayıyı aradım, Lokali açmaya söz vermişti, sözünde durup nöbete kalmıştı adeta. Tekti ama bekliyordu bir gelen olur diye. “Geliriz” diye söz verenler vardı geçen haftadan. Sözü test ediyordu bir anlamda. “iyi o zaman, sen bekle” dedim. Yola devam edip gittim geceye. Bir damla da benden olsun istedim dayanışmanın pınarına. Damladan deniz olur derler. 

Ne çok tanıdık vardı gecede. Yıllardır görmediğim, göremediğim dostlar gördüm. Gençlik az, orta yaş ağırlıklı bir insan kitlesi. Bir arkadaşım “genç az, kaygı verici. Ama bu yaşta insanların gelmesi, ilgili ve duyarlı olması da iyi” diyor. Evet diyerek onaylıyorum. Dayanışma inceliğini, dostluk bağlarını koruyan, paylaşanlar olmak ne güzel.

Görüp görüştüklerimle hoş beş edip geçtim salona. Arka sıralarda 30 yıldır tanış olup, saygın, sevgiyle beslenen dostluklar yaşadığımız bir arkadaşımın yanına ilişip oturdum tokalaşarak sessizce. Arada girip çıksak da uzun bir süre izleyip dinledik sanatçıları. İçli türküler, yanık türküler, klamlar dinledik güzel sesli. Kimi sevda türküsü, kimi kavga, kimi de ağıt gidenlerin ardından söylenen. Çoğu da Kürtçe. “Kürtçe anlıyormusun dedi yanımdaki arkadaşım”, “Senin kadar” dedim gülüştük. Aklıma Şener Şen ile Meltem Cumbul’un ‘Gönül Yarası’ adlı filmdeki Kürt sanatçı Aynur Doğan’ı dinlerken aralarında geçen diyalog geldi.

Sergide buluşmadığımız arkadaşımla mesajlaştık bu arada. Birkaç arkadaşıyla ön sıralardan izleyip dinliyormuş. Buna sevindim, arada görüşürüz nasıl olsa diyerek. 

HDP Amed Milletvekili Garo Paylan da gecede konuşmacı olarak gelmişti. Sahnede Garo konuşuyor, insanlar pür dikkat dinliyor. Konuşma araları coşkun alkışlarla kesilir oluyor. Dış salonda kimse yok, gecenin en kalabalık olduğu an. Garo ajite ediyor, insanların duygularına hitap ediyor. Selo ve Figen ile tutsak vekillerin selamını sunduğu anda kitle daha bir coşkun. “Herşey var” diyor memlekette, “siyasal süreç ağır, bunun bedeli de ağır, ama her şeye rağmen direnişte var, umutta” deyince alkışların sesi yükseliyor. Bu sesi duymak güzel, duyunca gönle su serpiliyor biraz.

Biz aramızda yorum yapıyoruz arkadaşımla, “Garo ajite değil de süreci daha iyi anlatıp siyasal mesajlar verse” destekte, insanlarında ihtiyaç duydukları, umut ettikleri Garo’nun bu yaptığı konuşma diyoruz. Herkesin beklentisi farklı elbette. Sonuçta bir gece ve sahneden seslenecek Garo. Panel değil, sempozyum değil burası. Bir de buradan bakıp öyle değerlendirmek daha adil olur. Görüştüğüm çoğu insan beğenmişti konuşmayı. Hoş geldin Garo, hoşça da gidesin yol açıklığıyla.

Gecenin sonuna doğru salonda gördüm elinde yemek tabağıyla arkadaşımı. Geldi yanımıza eskimeyen dostlukla eski dostlarla ayak üstü sohbet ederken. Hepimize ikramda bulundu, herkes teşekkür etti, bir ben ısrarlı ikramı karşısında “tuz ekmek olsun” diyerek bir parça aldım.

Dayanışma için güzel bir buluşma oldu. Günü güzelleştiren küçük sevinçlerin büyütülecek umutlara düşler ekti.

Gecenin ardından “hısımız, akrabayız, kirveyiz, dostuz, biz bir aileyiz” dediğim arkadaşlara uğradım. Yemek yeyip çay içtik. Gün üstüne sohbet edip paylaştım günü. Sitemde ettim biraz “bizimkiler, ah bizimkiler, böyle olmamalı bizimkiler” diyerek. Kaç etkinliktir böyle göremiyorum, görünmüyor kimi “bizimkiler”.

Sevgili Nevin Koçoğlu’na Adil Okay’la tanıştığımızı, sergi ve Aysel’imizi ziyaret üzerine bu yazının, daha doğrusu gün ortasına kadar olan yazdığım bölümü gönderdim mesajla. Nevin Koçoğlu yazar ve şairdir. Yazar kalemli, Şair bir kadın arkadaşım. Hemşerimdir aynı zamanda. Yazdıklarını takip ederim. İyi bir okuru sayılırım kendimce.

Nevin, “yaşam böyle bir şey, üzgünüm. Adil’le tanışıyoruz. Onun bir de ‘Kapılar’ kitabı vardı. Bizden kısa şiirler alıp fotoğrafla birleştirmişti” diye yazdı. Ortak bir tanıdığımız olduğunun sevinciyle ben de “evet, hayat işte, dağları yollar buluşturup kavuşturuyor, insanları kimi anlar” diye yanıt verdim. Nevin de “evet, bazen de ayırıyor” dedi haklı olarak. Hayat işte, ayırdığı oluyor bazen, kavuşturduğu da. Her şeye rağmen yaşamaya değer hayat. Nazım’ın dediği gibi “yaşamak güzel şey, umutlu şey”, akılda olup hatırda kalmak da.

“Duvarları Delen Çizgiler” varken, düşleri kuşatılmış geceden payımıza düşeni almasını ve yaşamasını bilmeli insan. Akılda olup hatırda kalmayı başarmalı. İçeride dışarıda, derste sırada, işte evde, sokakta hasrete yurt, özgürlüğe sevda, Umuda ses olmalı.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑