Yazarlar

Published on Ocak 18th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Ekini harman, hasadı devrim olacaklara selam – Hilmi Toy

“Susmak ve beklemek, müthiş genciz, namlu gibi, ve çatal yürek barışa, bayrama hasret uykulara, derin, kaygısız, rahat, otuz iki dişimizle gülmeye. Asıl bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi” diyor Şair.

Evet, “Asıl bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi”. Hasretlik günlerimiz çok bu hayatta. Kederli günlerimizde az değil. Geriye dönüp baktığımızda geçmişle gelecek arasında yaşadığımız günler geliyor aklıma. 70’li yıllar, “müthiş genciz, namlu gibi, ve çatal yürek”.


Şimdi yaş kamile erdi, ama yüreğimiz genç yaşlanmayan anılarla. Taa o günlerden sevgili bir arkadaşım 40 yıl önceye atıfta bulunmuş “Bugün günlerden Nihat” yazımı okuyunca. 15 Ocak 1980, “Fevzi’yi unutmayalım” diye yazmıştı. Müthiş gençti Fevzi, namlu gibiydi ve hem de çatal yürekti. Cesurdu, ceylan gözlerine benzeyen gözleriyle gözü pekti. En SOL yanımızdı. Asi ve isyankar gençliğin prototipiydi. Korkusuydu düşmanlarının. Ve müthiş İbo’cuydu, “Fevzi’yi de unutmayalım” diye yazan arkadaşım gibi.

Yıl 1979 sonbaharı. “Tanrı Arayıcıları” diye adlandırılan bir grup ayrılmıştı hareketten. Kimi sevdiğimiz, saydığımız insanlar birlikte gitmişler. Fevzi’den tam bir hafta önce Düztepe’den evine yürüyerek giderken haince bir pusuda yatanlarca arkadan başına sıktıkları kurşunla öldürülen Hayri ile Kırkayak’ta Nil Kahvesi’nde Fevzi ile buluştuk. Durumu anlatmak, ayrılığa dair gelişmelerin bilgisini vermek için. Birde tavrını öğrenmek istiyorduk Fevzi’nin. Çünkü Antep gençliği içinde önemli bir etkisi var.

Benden daha yakın ve daha iyi tanıyor Fevzi’yi Hayri. Söze bir yerden girdi Hayri, genel bir bilgilendirme yaptı. Fevzi’nin ilk sorusu “İbrahim’i nasıl görüyorlar?” oldu. Hayri “küçük burjuva değerlendirip dünyada ML hareket yoktur diyorlar üstelik” dedi. Ardından hareketin çizgisi hakkında ne düşünüyorlar? “sorusunu sordu. Hayri bu, dönem gençliğimiz içinde siyasete hakim, bir çok konuda yetkin, iyi bir tartışmacı ve polemikçi aynı zamanda. Hepimizden çok okuyan biri. Günlük en az dört saat okuma planı var, hem okur hem de notlar alırdı kareli defterine. Koltuğunun altında bir kitap, bir defteriyle çok görenimiz olmuştur. Bu konuda bize de hep tavsiyede bulunurdu. Sosyo-ekonomik yapı, Ulusal sorun ve sosyal-emperyalizm konuları en çok hakim olduğu, araştırıp inceleyerek sonuçlara vardığı konulardı. Bu konularda diğer siyasetlerle çokça tartışma yürütüp, günlerde Eblehan’da Veli Lök Pasajında bulunan GALÖD de (Gaziantep Liseli Öğrenci Derneği) bir çok seminer veren biriydi Hayri. Tartışmacı özelliğinden ve bilgisini konuşturan biri olduğu için de o dönem Emeğin Birliği taraftarları “Menşevik Heyri” lakabı taktılar Hayri’ye. Bu ad onlardan kaldı Hayri’ye. Fevzi’nin sorusuna “Hareketin kitle çizgisine SOL diyerek eleştiriyorlar” dedi Hayri. Öfkelendi Fevzi, “benim için bu kadarı yeter, bende onlara karşıyım” deyip başka da soru sormadı. Sevgiyle, sevinçle Kucaklaştıp ayrıldık Fevzi’den. Hayri teorik yanımız, Fevzi pratik yanımızdı dersem çokça abartmış olmam sanırım. Hayri en yoksullarımızdan, Fevzi ise en zenginlerimizden sayılır ekonomik köken olarak. Ekonomik, toplumsal kökeninden devrimci kopuş yaşayarak mücadelenin içinde yer alır aynı zamanda Fevzi. Antep’in Barak Ovası tarafından oldukça geniş bir ailesi vardır. Büyük bir Türkmen Aşiretindendi. Ama o inançlı bir devrimci olarak yaşadı ve mücadele etti. 

SOL’un tartışma kültürü bugünkü kadar olgunlaşmamış, gruplar arası tartışmalar, önde yürüme kavgası, grupçu rekabet, yerellerde birbiri üzerinde hegemonya kurma çabaları, birbirlerini çok yüzeysel ve kolayca “karşı devrimci”, “ajan provokatör” değerlendirmelerle “SOL İçi Çatışmalar” dönemidir o yıllar aynı zamanda. Bir çok grup birbirleriyle “silahlı çatışmalar”a bile girdiği, birbirinden nice değerli insanları vurduğu dönemdi. Şu ya da bu nedenle, şu başlattı, bu ilk Kurşun sıkandı diye kimse kendini savunamaz, böyle demenin çok da anlamı yok artık. SOL’un en güçlü ve kitlesel olduğu, yüzünü Sol’a çeviren Antep’te bir çok değerli insan öldürüldü. Haki Karer, Ali Yaylacık, Ali Mengüç, Mehmet Ayık, Hüseyin Duman, Hayri Aslan, Mahmut Uçar, Mustafa Özcan, Fevzi Bozgeyik gibi isimleri aklıma gelenler. O yıllar, o günler geçti gitti, geride kaldı çok şükür, bir daha asla geri gelmez umarım. Gitsin de gelmesin.

Antep’te bir hafta içinde Fevzi’nin üç yoldaşı birer gün arayla haince tuzaklarda, kanlı pusularda vuruldu. Hayri, Mahmut ve Şawata. Fevzi’nin öfkesi dorukta, yoldaşlarının güvenlik kaygısını yaşıyor tüm benliğiyle. İşte 15 Ocak 1980 de Antep Lisesi’deki yoldaşlarının can güvenliği için oraya giderken Kırkayak kulvarında okul yolunda pusu kuruyorlar. Üç yönden çapraz ateşe tutuyorlar Fevzi’yi. Silahına davransa da ilk saldırıda ağır yaralanıyor Fevzi. Antep’te hastaneye kaldırılıyor. Durumu ağır ve acilen Adana’ya götürülüyor. Yaralı yaralı Adana’ya giderken “bunun hesabını soracağım” diyor hep. Ne var ki Adana’ya giderken hastane yolunda yeminiyle veda ediyor yaşama. Yine SOL’dan kurşunlar, yine SOL yanımızı vuruyorlar. Duyanlar öfke duyuyorlar “Fevzi gibi, böyle bir gence kıyılır mı?” diye. Bizimse yüreğimiz yangın yeri.

SOL’un en parlak günleri, yılları olduğu kadar “Kara Günleri” de aynı zamanda. SOL’un “Çocukluk Hastalığı” yaşadığı bir dönemdi. Başka ülkelerde de benzer durumlar yaşanmış, bir “bizim Sol” değil elbette bu hastalığa yakalanan. Mesele iyi bir ders alınmaması, acı tecrübelerden öğrenilememesi. Neyse ki, geçte olsa, yıllar sonra da olsa Sol bu sürecin bir muhasebesini yaptı, kimileri yüzeysel, baştan savıcı olsa da özeleştirici davrandı, bir” kan davası”na dönüştürme,” kan davası” gütme gafletine düşmedi, pratik olarak da aştı kendini. Yan yana yürüme, birlikte konuşup tartışma, birbirinin derdine derman olma, dayanışma içinde bulunma yönleri gelişti. Hiç yan yana gelmez, gelemez denilenler bile bazı ortak paydalarda, kimi yol kavşağında birlikte olup, buluşabildi. Nazım Hikmet’in dediği gibi “Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, birbirimizi sevmekte”. 

Haki Karer (Sağ başta)

İşte böyle bir süreçti. SOL’un kendine en büyük kötülük yaptığı, en çok zarar verdiği şeylere tanıklık ettik, sanığı olduk. Tarihe böyle geçti o günler işte. SOL duyudan yoksunluk neler getirdi başımıza, neler yaşattı halkımıza.

Bugün 40 yıl oldu Fevzi’nin ve yoldaşlarının hak etmedikleri ölümlerinin üzerinden. 40 yıllık acısı dinmedi sevenlerinin yüreğinde. O gün bu gündür hatırladıkça sızılar yüreğim. Sol yanım acır.

Aylardan Ocak olunca özellikle: “Sevdiğim sokak adları gibi, sevdiğim çiçek adları gibi, Tüm sevdiklerimin adları gibi, Adınız geliyor aklıma”.

Anılarına saygıyla anarken, bir çağrıyla bitirmek istiyorum şimdilik. Anılara kapatmayın gözlerinizi. Yoksa, ne ekininiz derilip harman olur, ne de hasadınız devrim.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑