Kürdistan

Published on Aralık 21st, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Erdoğan Suriye’yi Türkleştiriyor

Türkiye’nin girdiği yerlerde yaptığı ilk şey bayrağını dikmek! Yönetim, öğretim ve her türlü hizmeti götürme adına orayı Türkleştirmeye çalışıyor. İnsanlığa karşı suç işliyor.

Türkiye ve çeteleri Suriye’nin altını üstüne getirdi. Erdoğan mültecileri şantaj olarak kullandı ve Batı’dan milyarlarca para aldı.


ERKAN GÜLBAHÇE / ANF – BRÜKSEL

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) “Suriye’deki insan hakları ve konuşma özgürlüğüne dair farkındalığını arttırma, ülkedeki insan hakları ihlallerini gözlemleme ve belgeleme amacıyla” 2006 yılında kuruldu.  2011 yılında patlak veren Suriye iç savaşını bağımsız olarak gözlemleyen kuruluş, kurduğu ağ ile güncel gelişmeleri hızlıca kamuoyuna aktarmayı hedefliyor. Verdiği bilgiler sayesinde birçok kurum, kuruluş ve hatta devlet yetkilileri tarafından da referans gösterilen SOHR’un kurucusu, aynı zamanda direktörlüğünü yürüten Rami Abdurrahman ile Brüksel Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleşen Rojava konulu konferansta görüştük. Abdurrahman; Suriye ve Rojava’daki savaşın ortaya çıkardığı tabloya, yaşanan kayıplara, gerçekleşen savaş suçlarına, Türk işgali ve saldırılarına, Rojava ve Suriye’nin geleceğine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Suriye’deki iç savaş 10. yılına doğru gidiyor. Geçen süreçte insani açıdan Suriye ve özel olarak Rojava için nasıl bir tablo ortaya çıktı?

Suriye devriminin başarısız olmasının tek sebebi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Suriye halkı demokratik bir Suriye kurmak istedi. Ama bu devrimi ve demokratikleşme önündeki en büyük engel Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Erdoğan Suriye devriminin başında Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütünü destekleyerek kendi hedeflerine ulaşmaya çalıştı. Radikal dincileri sınırdan Suriye’ye geçirme fırsatı yakaladı.

2017 yılında Beşar Esad düşmek üzereydi. Suriye topraklarının yüzde 17’si rejimin elinde kalmıştı. Türkiye ve Rusya’nın anlaşması ile birlikte Esad güç kazandı. Toprakların yüzde 17’sine hükmederken, Rusya ve Türkiye’nin yardımı ile Suriye topraklarının yüzde 70’ine hükmeder duruma geldi. Yani bir anlamda rejime çalıştı. Rejim, Türkiye’nin yardımları sayesinde ayakta diyebiliriz.

Şimdi şu soru akla gelecek; Erdoğan 2016’ya kadar Suriye savaşına neden girmedi? Evet, 2016 yılına kadar Suriye savaşına müdahil olmadı. Ama her zaman radikal dincilere sınırlarını açtı. Erdoğan Suriye’de kendi emelleri için her şeyi mübah gördü. Örneğin; Suriye muhalifleri Şam’a kadar ilerlemişti. Guta’daki silah sesleri Şam’da duyulurken, Erdoğan Rusya ile anlaşarak Efrîn’i işgal iznini alabilmek için Guta’daki muhalifleri Esad’a teslim etti. Aynı şekilde Erdoğan ve Rusya, Cerablus ve Bab yani Şehba dediğimiz bölgeye karşı İdlib’ten geri çekildi. Türkiye kendi çıkarları için Suriye muhalefetini sattı. Satarken de sürekli kötü rol aldı. Bozmaya oynadı, katletmeye oynadı ve sürekli bölgenin kaosa sürüklenmesi çabası içerisinde oldu. Yani Türkiye rejimi, Suriye’deki insan haklarının ayaklar alınmasının en büyük sebebidir.

Türk devletinin Suriye’de oynadığı olumsuz rolden bahsettiniz. İnsan haklarını ayaklar altına alan birçok uygulamanın, katliamın arkasında Türkiye’nin olduğuna dair birçok haber, belge, görüntü de var. Peki, sizce bu durum uluslar arası kurumlar tarafından bilinmesine rağmen neden sessiz kalınıyor?

Nedeni çok basit, Türkiye’nin ekonomisinden ve siyasi konumundan elde edilen çıkarlar var. Uluslararası kurum ve devletler kendi çıkarlarının zedelenmesini istemiyorlar. Bundan dolayı da kimse Türkiye’nin yaptıklarına sesini çıkarmıyor. Hatta şunu belirteyim; bazı devletler, IŞİD terör örgütünü aratmayan örgütlere dahi Türkiye ile ilişkide oldukları için yardımda bulunuyorlar.

Şunu da ekliyeyim; Türkiye’nin Suriye’ye saldırmasının yegane sebebi Kürtler. Erdoğan, Kürt halkının varlığını kabul etmiyor. Erdoğan, Kürtleri topyekûn ‘terörist’ gördüğü için nerede Kürt varsa kontrol altına almak istiyor.

Yani sorun Türk devletinin iddia ettiği gibi “PKK’nin orada bulunması” değil diyorsunuz…

   Kesinlikle, bakın eğer düşman PKK olsaydı sadece PKK’ye saldırırdı. Ama bakın Rojava’daki her kesimi kabul etmiyor, onları eziyor ve öldürmeye çalışıyor. Sırf Kürt oldukları için onlara saldırıyorlar. Onları yok etmek istiyor. Ve Türkiye dünyadaki dev basın kuruluşlarına muazzam paralar akıtarak PKK’yi karalamaya, ‘kendi haklılığını’ ispatlamaya çalışıyor.

Rojava’da bir realite var. Suriye Demokratik Güçleri, YPG ve YPJ var. Türkiye iddia ettiği gibi terör örgütlerine karşı savaşmıyor. Dünya terör örgütleri listesinde olan örgütle Erdoğan ile birlikte İdlib’te omuz omuza mücadele ediyor. Türkiye’nin DAİŞ terör örgütüne verdiği yardımların dışında diğer terör örgütleriyle de ilişkileri çok iyi. Örneğin; Türk MİT’i ile El Kaide terör örgütüne bağlı Cephet El-Nusra arasında haftalık toplantılar gerçekleşiyor. Cephet El-Nusra dünya terör örgütleri listesinde hatta Türkiye’nin listesinde.

Suriye devriminin gelişmesine karşı Türkiye en başından beri devrimi ezme rolünü üstlendi. Teröristlere yardım etti, devrim yapmak isteyen güçler arasına nifak soktu, Suriye’nin tarihi eserlerini çalma ya da yok etme gibi bir rolü de başarı ile gerçekleştirdi. Kısacası, Suriye’nin altını üstüne getirme çalışması yürüttü. Ve Erdoğan tüm bunlara rağmen mültecileri şantaj olarak kullandı ve Batı’dan milyarlarca para aldı.

Erdoğan’ın yaptıklarına sesini çıkarmayan dünya yavaş yavaş sesini yükseltmeye başladı. Dünyanın birçok yerinde kurumların, hukukçuların ve insan hakları temsilcilerinin yeni yeni Erdoğan’ın yaptıklarına ilişkin bilgi toplayarak Erdoğan’ın yargılanması için kımıldamaya başladıklarını görüyoruz.

Türk devletinin işgal ettiği bölgelere bütün kurumlarını taşıdığını görüyoruz. Siz daha önceki röportajlarınızda Türkiye’nin işgal ettiği yerlerin demografik yapısını değiştirmeye çalıştığını da söylemiştiniz. Türkiye orada kalıcı olmaya mı çalışıyor, nasıl bir planı var?

Türkiye’nin girdiği yerlerde yaptığı ilk şey bayrağını dikmek! Yönetim, öğretim ve her türlü hizmeti götürme adına orayı Türkleştirmeye çalışıyor. Türkiye’nin orada kalıcı olmaya çalıştığını düşünüyorum. “Olur da ileriki bir süreçte Suriye bölünürse, ben de girdiğim yerleri topraklarıma katarım” düşüncesindedir. Türkiye, işgal ettiği yerlere çeteleri ile giriyor. Ve yarın öbür gün kendisine karşı uluslararası alanda herhangi bir yargılama süreci gelişirse “ben bir şey yapmadım, çeteler yaptı” demek için her yere çetelerle giriyor. Yani “Biz değil, Suriye vatandaşları yaptı” gibi bir kılıf uydurma düşüncesinde.

Suriye Gözlem Evi (SOHR) olarak Suriye savaşının ilk gününden itibaren yaşananları takip ediyorsunuz. Bilançolara, hak ihlallerine, katliamlara dönüp baktığınızda Türk devletinin uluslararası hukuka göre savaş suçu işlediğini söyleyebilir misiniz?

Bunu çok net söylerim; evet, Türkiye savaş suçu işlemiştir, insan haklarını hiçe saymıştır. İnsanlığa karşı suç işlemiştir. Yani Türkiye sadece yaptıklarının sorumlusu değil, omuz omuza verdiği çetelerin yaptıklarından da sorumludur. Çünkü onların suç ortağıdır. Bir kez daha vurgulamak istiyorum; biz Türk halkını konuşmuyoruz, suçlamıyoruz. Biz Erdoğan yönetimindeki Türk rejimini konuşuyoruz, onların işlediği suçları söylüyoruz.

Basından çokça biliyoruz ama siz de bir kez daha Türk devletinin işlediği savaş suçlarına birkaç örnek verebilir misin?

Ellerindeki esirleri katlettiler. Mahkeme gerçekleştirmeden insanları öldürdüler. Sivil bölgeleri bombaladılar. Efrîn’in demografik yapısını değiştirdiler, yüzbinlerce insanı yerinden göç ettirdiler. Tüm bunlar başlı başına uluslararası hukuka göre birer savaş suçudur. İdlib’te terör örgütlerini destekliyor ama Efrîn, Cerablus yani Rojava’da kendisi savaş suçlarını işliyor.

Peki, siz tüm bu savaş suçları karşısında dünya kamuoyunun tepkisini nasıl buluyorsunuz?

Uluslararası alanda tanınmış şahsiyetlerin öncülüğünde bir tepki ve harekete geçme noktasında bir çalışma başladı. Bir tekinin artarak devam ettiğini gözlemliyoruz. National Human Rights, Amnesty International gibi uluslararası kurumlar ve bunlara benzer komiteler oluşturuluyor. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama ne yazık ki bu kurumlar dahi istedikleri gibi korkusuzca Türkiye’ye karşı bir duruş sergileyemiyorlar. Çalışmalar var ama istenilen gibi değil. Hatta, Kuzey-Doğu Suriye Yönetimi’nin bile Erdoğan’ın işlediği savaş suçlarına ilişkin bir çalışması yok. Yani Rojava Yönetimi, Erdoğan’ın yaptıklarını teşhir etme ve işlediği savaş suçlarını dünya kamuoyuna duyurma noktasında çok zayıf. Eğer Türkiye’nin işlediği savaş suçları dünya kamuoyuna iyi anlatılabilseydi, Erdoğan bugün Rojava’da bu kadar pervasız savaş suçlarını işleyemeyecekti.

Suriye’de kalıcı barışın sağlanması adına Astana’da, Soçi’de, Cenevre’de toplantılar gerçekleştirildi. Fakat barışı sağlama ve kalıcı çözümü yaratma noktasında henüz bir irade açığa çıkmış değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Suriye’de kalıcı bir barışın sağlanması için uluslararası alanda henüz bir irade ortaya çıkmış değil. Eğer böyle bir irade ortaya çıkmış olsaydı, taraflara baskı uygulanır ve kalıcı barışın yolu açılırdı. Yani uluslararası alanda bir irade oluşmadığı sürece barışı pek konuşamayız. Gerek uluslararası ve gerekse bölgedeki devletlerin Suriye’de çıkarları var. Bu çıkarlarını bir tarafı bırakmadıkları sürece barışın gelmesi için bir çaba sarf edeceklerini düşünmüyorum.

Son olarak bundan sonrası için neler söylemek istersiniz? SOHR, yoluna nasıl devam edecek?

Suriye iç savaşından önce de insan hakları alanında çalışma yürütüyorduk. Savaş başlayınca insan hakları ihlallerini gözlemledik ve kaydını tuttuk. Bundan sonra da bu işimize devam edeceğiz. Her zaman her yerde insan haklarını savunarak, haksızlıkların takipçisi olacağız. Bundan sonra daha fazla işimiz var. Savaş boyunca savaş suçu işleyenleri bulup teşhir ederek, mahkemelerde yargılanmaları için çabalayacağız.

Tekrar tekrar şunu vurgulamak istiyorum; hiçbir şekilde Türkiye ve başka bir halka karşı bir düşmanlığımız yok, bütün halklar kardeştir. Bizim sorunumuz Erdoğan, Türkiye devleti ve ona benzer güçlerdir.

SOHR’un iç savaş bilançosu

SOHR’un verdiği bilgilere göre; Suriye iç savaşının başladığı 15 Mart 2011 tarihinden 01.10.2019 tarihleri arasında Suriye topraklarında 380.232 kişi hayatını kaybetti. Bu sürede, 21.815 kadın ve 13.815 çocuk olmak üzere toplam 115.316 sivil yaşamını yitirdi. Askeri operasyonlar, bombalama ve bombalama operasyonları, 2 milyondan fazla Suriyeli vatandaşın çeşitli yaralar ve kalıcı sakatlıklar ile yaralanmasına yol açarken, yaklaşık 12 milyon vatandaş, yüz binlerce çocuk dahil olmak üzere yerlerinden edildi.

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑