Seçtiklerimiz

Published on Ocak 7th, 2020 | by Avrupa Forum 7

0

Erdoğan’dan kaçıyorlar: Almanya’nın “Yeni Türkiyelileri” ile “Yerli Türkiyelileri” buluşursa…

Işın Toymaz

Bundan tam 59 yıl önce, 1961 yılının kasım ayında Türkiyeli işçilerin Almanya hikayesi başladı. Türkiye ilk yıl 400 işçi gönderdi.  Başta ekonomik nedenlerle gelseler de aile birleşimi, evlilik, doğum gibi etkenlerle bugün Türkiyelilerin nüfusu neredeyse 3,5 milyona ulaştı.


60 YIL SONRA BAMBAŞKA PROFİLDE TÜRKİYELİLER ALMANYA’NIN KAPISINI ÇALIYOR

Anadolu’da yoksulluktan kaçan dedeleri ve ninelerinden neredeyse 60 yıl sonra ise bambaşka bir profile sahip olan Türkiyeliler yeniden Almanya’nın kapısını çalıyorlar.

Onlar eğitimliler, en az bir yabancı dil biliyorlar, ki genellikle İngilizceyi çok iyi kullanıyorlar. Türkçeleri Almanya’dakilerin aksine çok düzgün, çağdaşlar, kalifiyeler, yüksek nitelikliler, özgürlüklerine düşkünler. Entelektüel düşünce yapısına sahipler, sorguluyorlar. Haksızlıklara karşı seslerini yükseltiyorlar. Baskıya boyun eğmiyorlar. Dedelerinden farklı olan bu grup ekmek parası için değil, baskı rejiminden kaçıp Almanya’ya sığınıyor. Her geçen gün ise sayıları artarak geliyorlar. Onlar Almanya’nın yeni Türkiyelileri. 

Ellerinde buruk bir yürek ve büyük bir ihtimalle suçluluk duygusu ile geliyorlar.

Türkiye’deki çökmüş, çürümüş, bilimden uzak eğitim sisteminde çocuğu için bir gelecek göremeyip bu adımı atanlar…

Siyasi görüşleri dolayısıyla işsiz bırakılmış, köşeye sıkışmış olanlar… 

Akademik çalışmalarını özgürce yürütemedikleri için gelenler…

Haklarında soruşturma yürütülenler…

Terörden endişe duyanlar…

Günlük hayatına, saçına, başına, mini eteğine, şortuna, içkisine, çocuk sayısına, sokakta dostları ile ettiği sohbetine, gösteri yapma hakkına, hak arama özgürlüğüne karışan otoriter rejimden dolayı karamsarlığa kapılanlar…

Kadına, çocuğa, hayvanlara yönelik derecesi sürekli artan şiddete dayanamayanlar…

Kültür ve sanatta ifade özgürlüğüne susayan, basın sansüründen usanan, ana akım medyadan hep aynı masalı okumayı kendine yediremeyenler…

Evet, onlar geliyor.

BEYİN GÖÇÜNDE ARTIŞ DARBE GİRİŞİMİ İLE BAŞLADI

Aslında beyin göçünde gerçek anlamda tırmanış 2016 yılındaki 15 Temmuz darbe girişimi ile başladı. Ve her şey hep daha da kötüye gitti.

KHK ile ihraç edilenler, gazeteci, akademisyen, öğrenci dolusu cezaevleri, zamlar, eğitimde şeriatın izleri, kadın-çocuk tecavüzleri, üstünlere yargı kıyağı, aydın avı, sosyal medyadaki mesajları dolayısıyla içeriye çekilenler …

İşte o tarihten sonra nefes alamaz hale gelen memleketimizin zar zor yetiştirdiği yüksek nitelikli kadın, erkek ve gençleri ülkeyi terk etmeye başladı.  

YENİ TÜRKİYELİLER BERLİN’İ SEÇİYOR

Darbe girişiminden bir yıl sonra yani 2017 yılında çeyrek milyon Türkiyeli ülkeyi terk etti. Alman radyo kanalı deutschlandfunk’un haber portalında konuya ilişkin yer alan bir habere göre Alman üniversitelerine yerleşen Türkiye kökenli bilim adamlarının en çok tercih ettikleri şehirlerin başında Berlin geliyor. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi bünyesindeki “Bilim Özgürlüğü” adını taşıyan özel programda araştırma yapan on bir konuk bilim insanından dokuzu Türkiyeli. Einstein Vakfı tarafından “ülkelerinde tehdit altında olan ya da bilimsel çalışmaları kısıtlanan bilimadamları” kategorisinde destekleniyorlar. Benzer programlar Bonn, Siegen, Stuttgart ve diğer birçok şehirdeki üniversitede de mevcut.

SOKAKTAKİ SADE ADAMIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İSTİYORLAR

Türkiye’deki belirsizlik, korku ve kaos atmosferi dolayısıyla Almanya’ya göç etmek için fırsat arayanların sayısı artmaya devam ediyor.

Tüm bu tabloya bakarak Türkiye’den Almanya’ya gelenlerin aktivist olduğu düşüncesine kapılmak ise doğru olmaz. Avrupa’da sokaktaki sıradan adam ne kadar özgürlük ve şans eşitliği istiyorsa, onlar da o kadar istiyor. Hepsi bu.

Kapalı, muhafazakâr ve eğitim düzeyi düşük Almanyalı Türk toplumundaki Erdoğan ve AKP sempatisi ise onları tedirgin ediyor. 

ALMANYALI TÜRKİYELİLERLE YOLLARI KESİŞMİYOR

İzmir, İstanbul, Ankara gibi kentlerden Almanya’ya gelen Türkiyeliler caz kulüplerine, tiyatro gösterilerine, klasik batı müziği konserlerine gitmekten hoşlanıyorlar. Almanya’da doğup büyüyen Türkiyeliler ve Yeni Türkiyeliler birbirinden çok farklı yaşam tarzları, dünya görüşleri dolayısıyla bir araya gelmekte zorluk çekiyorlar. Yeni Türkiyeliler, göçmenlerin dolayısıyla da Türkiyelilerin yoğun olduğu mahallelerde yaşamaktan kaçınıyorlar. 

Mümkün oldukça, Türk restoranlarına, Türkçe müzik çalan barlara, canlı müziklerin olduğu kulüplere giden kesimle bir araya gelmiyorlar. Türkçeleri bozuk diye sığ diyaloglarda kalmayı tercih ediyorlar. Almanyalı Türkiyelilere üstten bakış gözlerden kaçmıyor. 

Çocuklarını piyano, bale derslerine ya da sportif aktivitelere yönlendiriyorlar. 

EV, İŞ, OKUL ARARKEN DESTEK

AKP iktidarının baskısından kaçıp memlekete sırtlarını dönmek zorunda kalan “Yeni Türkiyelilere“ Almanyalı Türkiyeliler kucak açıyor mu peki? 

Konut bulmada, dil problemlerinde, okul ve iş aramada, hatta yiyecek alışverişinde, resmi makamlarla ilişkilerde yardım isteyenlere yönelik sosyal medyada kurulan platformlarda ya da konuya özel kurulmuş derneklerde canla başla destek veriyorlar. 

Buna karşılık “Yeni Türkiyeliler“ ya da belki de daha doğru bir ifadeyle “Yeni Dalga Türkiyeliler“ ise Almanya‘nın Türkiyelilerine kültür ve dil pompalıyorlar. Tiyatro kursları açıyorlar, diksiyon kursları veriyorlar, Türkçe dersi sunuyorlar. 

AŞIRI SAĞ VE ÇOĞULCU DAYANIŞMA

Yazar ve Ballhaus yöneticilerinden İmran Ayata ise Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yayımlanan bir yazısında Almanya’nın en önemli fenomenlerinden birinin “sağa” kaymak olduğunu belirtiyor. Ayata, aşırı sağcılara “sağ popülist” diyerek hoşgörü göstermenin ve sosyal grupları birbirlerine karşı kışkırtmanın, mültecileri bireysel ve sosyal bir tehdit olarak göstermenin taşıdığı tehlikeye de işaret ediyor ve özetle şu çok önemli saptamalara da yer veriyor:

“Berlin’de ortaya çıkan yeni Türk diasporasında bu tür kalıpların nasıl işlediği kısaca görülebilir. Erdoğan’ın rejiminden kaçan entelektüeller ve sanatçılar, Türkiye’den gelen ikinci veya üçüncü nesil göçmen çocuklarla ilişki içinde olmak istemiyor gibi görünüyor.

Geldikleri sınıfı gururla sergiliyorlar, ‘çığır açan’ akademik ve sanatsal çalışmalarını durmadan anlatıyorlar ve misafir işçi çocuklarının Türkçesi ile alay ediyorlar…  Sağın nefreti ve şiddeti ise öncelikle mültecilere, göçmenlere, Müslümanlara ve Yahudilere yöneliktir. Ancak sağa karşı mücadele kimliklerin ötesinde dayanışma ve ortak siyasi hareketi gerektirir.”

EL SIKIŞIR MIYIZ?

Önümüzdeki yıl göçün 60’ıncı yılını kutlamaya hazırlanan Almanyalı Türkiyeliler, ırkçı şiddet, yabancı düşmanlığı, işsizlik, eğitim, dil ve uyum problemleri ile mücadele etmeye devam ediyor. Türkiye’deki emeklilikten, sağlık hizmetlerine dek birçok alanda yasalar karşısında mağdur duruma getirilen Almanya’nın “yerli Türkleri” tüm bu olumsuzluklara rağmen 4 kuşak boyunca siyasetten sanata, iş dünyasından spora dek yeni kuşak Türkler için çıtayı yükseltmeyi başarmış durumdalar.

Bugüne dek sosyoekonomik açıdan hem Türkiye’deki Türkler hem de Almanya’daki sağcılar tarafından hor görülen, ikinci sınıf muameleden bıkan Türkiyelilerin “yeni bir cepheye” karşı ise kendisini kanıtlama çabası içine gireceğini ise hiç sanmıyorum. 

Kendi aydınını, bilim insanını, sanatçısını, sporcusunu, gazetecisini ve siyasetçisini yaratmayı başaran “Yerli Türkler” ve özgürce ve insanca bir yaşam için Almanya’ya gelen “Yeni Türkler”  el sıkıştıkları gün Almanya’da çok daha aydınlık bir yaşamın da kapısını el ele aralayacaklar. 

Ancak ne yazık ki henüz o noktadan çok uzağız. 

Tuhaf mı? 

Yoksa karakterimiz mi? 

Kaynak: halkweb.com.tr


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑