sağlık

Published on Haziran 12th, 2019 | by Avrupa Forum 7

0

Evlerimizi paylaştığımız 200 bin ‘canlı türü’

Bilim insanları evlerimizde solduğumuz havada, tozda, kullandığımız suda onbinlerce tür böcek, mantar ve bakteri olduğunu söylüyor. Peki bundan endişelenmeli miyiz?

Araştırmalara göre bu canlıların sadece birkaç yüz türü hastalık riski taşıyor.


Bilim insanları şimdi evlerimizdeki bu davetsiz misafirleri yararımıza kullanmanın yollarını arıyor.

Evlerdeki tozda ‘9 bin farklı mikrop türü var

Colorado Üniversitesi’nin ABD genelinde 1200 evde yaptığı incelemeler sonunda, bakteri ve mantar oluşumu evin konumu, evde yaşayan bireyler ve evde evcil hayvan beslenip beslenmediğine göre de değişiklik gösteriyor.

Araştırmayı yürüten çevrebilim ve evrimsel biyoloji uzmanı Doçent Doktor Noah Fierer, “Bizim burada soruşturduğumuz gerçekten basit bir doğa tarihi araştırması. Mikropların evlerimizde yaşadığını uzun bir zamandır biliyorduk. Bizim şimdi yaptığımız, alana göre nasıl değişiklik gösterdiklerini anlama amaçlı modası geçmiş bir bilim” dedi.

Araştırma, gönüllü vatandaşların yürüttüğü ‘Evlerimizdeki Vahşi Yaşam’ adlı projenin bir parçası olarak yapıldı.

ABD’deki 1200 hanede yaşayan gönüllüler araştırmacılara, temizlik sırasında genelde göz ardı edilen kapıların üst kısımlarında biriken toz örneklerini gönderdi.

Mutfağınızda en kirli yer neresi?

Evinizde yüzeyleri silerek mikroplardan gerçekten kurtulabilir misiniz? Ayrıca bunu istediğinize emin misiniz? Hiç şüphe yok ki evimizdeki bazı mikroplar bizim için zararlı. Örneğin çiğ ete dokunurken zararlı bakterilerin çevreye sıçramaması için çok dikkatli olmalısınız.

Çiğ tavuğu pişirmeden önce yıkamak özellikle çok kötü bir uygulama. Bu zararlı bakterileri yok etmediği gibi ailenizi ve sizi çok hasta yapabilecek bir şeyi çevreye yaymanıza neden olacak. Bu yüzden tavukları yıkamayın.

Peki anti bakteriyel bezler ne kadar etkili?

Bunu öğrenmek için Trust Me I’am a Doctor (sağlık üzerine Bir BBC programı) üç aileye sökülebilir mutfak tezgahı verdi. Testin başında tüm ailelere antibakteriyel bezlerle tezgahları iyice silmelerini söylendi.

Sonra ailelerden bir mutfakta nasıl kullanılıyorsa tezgahları öyle kullanmaları istendi. Mutfak tezgahından mikropların oranını ölçmek için düzenli olarak örnekler alındı.

Bu örnekler Newcastle’da Northumbria Üniversitesi’de mikrobial fizyolog Lynn Dover’a gönderildi.

Dover “Tezgah temizlendikten bir saat sonra bakteri ve mantarların büyüdüğünü gördük. 12 saat sonra ise çok daha büyük bir büyüme görüldü. Pek çok mantar çeşidi bulundu” dedi.

Eğer antibakteriyel ürünleri kullanarak mikropları uzak tutmayı hedefliyorsanız zaman ve paranızı harcıyor olabilirsiniz.

Hızla geri büyüdükleri gibi evimizdeki mikropların çoğu zararsız hatta bazıları sağlık içn yararlı.

Ayrıca yüzeylere odaklanmak asıl konuyu kaçırmak olabilir çünkü mutfak yüzeyleri en zararlı mikropların bulunduğu yerler değil.

Kamu Sağlığı ve Güvenliği Örgütü NSF International’ın yaptığı bir araştırmada 22 aileden her gün mutfak yüzeylerinden cep telefonlarına kadar 30 gündelik ev eşyasından örnekler alması istendi. Araştırmada E.coli bakterisi de dahil coliform bakterilerinin yoğun olarak bulunduğu eşyaların başında bulaşık bezleri ve süngerleri bulunduğu ortaya çıktı.

Bulaşık süngerlerinin ya da bezlerinin yüzde 75’i coliform bakterisi taşıyordu.

Bu bakterilerin bulunduğu diğer yerler şöyle:

  • Mutfak lavabosu yüzde 45
  • Mutfak tezgahları yüzde 32
  • Kesme tahtaları yüzde 18

Banyoda ise coliform bakterilerinin bulunduğu noktalar:

  • Yüzde 27 diş fırçası sapları
  • Yüzde 9 banyodaki kapı, dolap kolları

Colifrom bakterisi tehlikeli değil ancak dışkı bulaşmasının bir işareti olarak kabul ediliyor.

Mutfağınıza insan dışkısıyla bulaşmıyorlar ancak çiğ ette bulunan dışkı bakterisiyle bulaşıyorlar.

Bulaşık bezleri sıcak ve ıslak oldukları için bu tür bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturuyor.

Mutfak bezleri

Arizona Üniversitesi’nde hastalıkların nasıl taşındığını araştıran mikrobiyoloji profesörü Dr. Chuck Gerba, mutfak süngerlerinin ve bezlerinin evdeki en kirli şeyler olduğunu söylüyor.

Gerba’nın araştırmaları ortalama bir tuvalet klozetinde 6.5 santimetre karede 50 bakteri varken, bir süngerde santimetre karede 10 milyon bakteri ve bezlerde de bir milyon bakteri olduğunu ortaya koydu.

Diğer bir deyişle mutfak süngeriniz tuvaletinizden 200 bin kat daha kirli olabilir.

Eğer mutfağınızda kötü mikroplar yüzünden endişeliyseniz, bulaşık bezini ve süngerini mümkün olduğunda kuru tutabilir ve haftada bir çamaşır suyunda bekletebilirsiniz.

Bazı dergiler de süngerlerinizi temizlemek için mikrodalga fırınına ya da bulaşık makinesine atabileceğinizi söylüyor.

Doğrama tahtalarına gelinde sadece çiğ et için ayrı bir tane bulundurmak iyi bir fikir olabilir.

Kişisel olarak ben ahşap doğrama tahtası kullanıyorum ve sonrasında sabunlu suyla yıkıyorum. Daha derin temizlik için sirke ya da asetik asit de kullanılabilir.

Vücudumuzun yarısı bakterilerden oluşuyor

İsrail ve Kanadalı araştırma ekibinin 2016’da yaptığı yeni hesaplara göre, vücudumuzda yaklaşık olarak kendi hücrelerimiz kadar bakteri bulunuyor.

Bakterilerin çoğu kalın bağırsakta yer alıyor. Emar taramalarında elde edilen bilgilere dayanarak ortalama bir insanın bağırsak hacmi hesaplanıyor.

Bir gram dışkıda 90 milyar bakteri bulunduğundan yola çıkarak vücuttaki toplam bakteri sayısının 38 trilyon civarında olduğu tespit ediliyor.

Ortalama bir vücuttaki toplam insan hücresi sayısı ise 30 trilyon.

Bilim insanları bazı mikropları açlığı bastıracak moleküller üretecek şekilde programladı. Böylece suya eklenmiş bakteri ile kilo vermek kolaylaşabilir.

İngiltere’de nüfusun yarısından fazlası kilolu veya obez kategorisinde yer alıyor. Birçok kişi hızlı kilo vermek için yağ yakıcı haplar alıyor.

Ancak bunların işe yaraması için düzenli ve sürekli alınması gerektiği gibi, işe yarayıp yaramadığına dair kesin sonuçlara ulaşılmış değil.

bakteri

Bunun üzerine araştırmacılar, bir probiyotik bakteri türünün genleri üzerinde oynayarak NAPE adlı molekülleri üretmeleri sağlandı. Vücut bu molekülleri hızla açlık hissini bastıran NAE moleküllerine dönüştürüyor.

Sekiz hafta boyunca bu bakteriler suya karıştırılmış halde farelere verildiğinde, sadece su verilen farelere göre zayıfladıkları ve glikoz metabolizmalarının iyileştiği görüldü.

Araştırmacılar, bu bakterilerin, aylar boyunca bağırsaklarda yaşadığı için düzenli olarak açlık bastırıcı bir işlev gördüğünü söylüyor.

Fakat araştırmacılar insanlar üzerinde denemelere başlamadan önce bu bakterinin genlerinde bazı değişiklikler yaparak ihtiyacı olmayan insanlara kolay bulaşmasını önlemeye çalışıyor.

Çoğu bakteri mikroskop olmadan görülemeyecek kadar küçüktür.

Ama 1999’da Namibya kıyılarında araştırma yapan bilim insanları, Thiomargarita namibiensis (Namibya’nın sülfür incisi) adlı bir bakteri keşfetti. Bu bakteri türünün bir tek hücresi 0,75 milimetre büyüklükte.

Diğer bakterilere kıyasla bu kadar büyük olması hidrojen sülfat gazıyla balon gibi şişmesinden kaynaklanıyor.

Sağlıklı bağırsaklar için 6 öneri

Tuvalete gidiyorum. Dışkımdan küçük bir numuneyi özel plastik kutuya koyarak kapağını sıkıca kapatıyorum. Sonra onu buz torbalarının içine yerleştirip Map My Gut (Bağırsak Haritası) adlı kuruluşa gönderiyorum.

Bağırsaklarımda yaşayan mikroplarla ilgili bilgileri ortaya koyacak bu deneyi BBC’nin The Curious Cases of Rutherford and Fry adlı radyo programı için yapıyoruz. Programda, vücut ağırlığımızın ne kadarını bakterilerin oluşturduğunu öğrenmeyi hedeflemiştik.

Son yıllarda, sindirim sistemimizdeki mikropların sağlığımız açısından sandığımızdan daha önemli olduğunu gösteren çok sayıda bulgu ortaya çıktı.

Benim tahlilde çıkan sonuç ‘yararlı’ bakterilerin çok sayıda olmadığını, fakat onları besleyecek belli diyetlerle bu sayının artırılabileceğini gösteriyordu.

Alerjiye karşı yeni yaklaşım ve yararlı bakteriler

Vücudumuzdaki birçok bakterinin bize düşman değil dost olduğunu, daha zararlı canlılara karşı bizi koruyup bağışıklık sistemimizi geliştirdiklerini biliyoruz.

Bazıları bu nedenle sabunu bir kenara bırakıp aşırı temizliğin bizi daha az sağlıklı yaptığını, saman nezlesi, astım, alerji gibi hastalıkları artırdığını iddia etmeye başladı.

Fakat uzmanlar evi köşe bucak dezenfektanla temizlemenin de sabundan vazgeçmenin de doğru olmadığını söylüyor. Vücudumuzdaki yararlı bakterilere iyi bakmamız gerekiyor, ama bunu yapmanın kirli dolaşmaktan daha iyi yolları var.

Uzmanlar ‘hedefli hijyen’ yaklaşımını öneriyor. Yani zararlı organizmaların bulaşmasını önleyecek tedbirler almak ve aynı zamanda yararlı bakterilerin gelişmesini sağlamak.

İngiltere’deki Kamu Sağlığı Kurumu RSPH, vücudumuzda yaşayan yararlı bakterilere dair bilgiler ışığında, alerji ve salgın hastalıklarla ilgili sorunlara karşı stratejilerin gözden geçirilmesi amacıyla Şubat ayında mikrobiyolog, bağışıklık, alerji ve kamu sağlığı uzmanlarıyla bir toplantı yapmıştı.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden tıbbi mikrobiyoloji fahri profesörü Graham Rook modern diyet, şehirdeki yaşam tarzı ve antibiyotik kullanımının mikroorganizmalarla karşılaşmamızı sınırladığını ve asıl sorunun bu olduğunu, ellerimizi sabunla yıkamaktan vazgeçmek gerekmediğini söylüyor.

1980’lerde temiz içme suyu, çocukluk hastalıklarına karşı aşıların yaygınlaşması ve hijyenin gelişmesiyle tifo ve kolera gibi tehlikeli bulaşıcı hastalıklar azalsa da alerji artış gösteriyordu. 1989’da salgın hastalık uzmanı Profesör David Strachan çocuklukta yaygın bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olmanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, tersi durumda ise bağışıklık hücrelerinin polen, yumurta gibi maddelere aşırı tepki göstererek alerjiye neden olduğunu iddia etmişti.

Fakat bu söylenenler zamanla yanlış anlamaya ve değişime uğrayarak “aşırı temiz olmak bizi hasta ediyor” iddiasına dönüşmüştü.

Fakat daha sonraki araştırmalar alerjinin ortaya çıkışı ile ilgili bu teoriyi doğrulamadığı gibi bir tek faktöre bağlanamayacağını da gösterdi. Bugün alerjinin nedeni konusundaki en tutarlı açıklama şu:

bakteri

Sağlıklı bir bağışıklık sistemini yaratan nezle, kızamık ya da diğer bulaşıcı hastalıklar değil, insanın bağışıklık sistemi gelişirken içinde bulunduğu ortamdaki mikroplar ve parazit solucanlar gibi “eski dostlar”dır. Bunlar bugün şehir ortamında fazla bulunmuyor ve artan çevre kirliliği ve o ortama dışarıdan gelmiş polenlere maruz kalma gibi diğer çevresel faktörler de alerjik hastalık riskinin artmasına neden oluyor.

Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Yararlı bakterilere daha fazla maruz kalmamızı sağlayacak, aynı zamanda hastalıklara yol açanlarla karşılaşmamızı asgariye indirecek bir strateji gerekiyor bunun için.

Ama bu kirlere kucak açıp ellerimizi yıkamayarak olacak bir şey değil. Bazı bulaşıcı bağırsak hastalıkları bugün 1990’lardaki seviyesinden çok daha yüksek. Ayrıca bakterilerin antibiyotiklere direnç göstermesi nedeniyle enfeksiyonların tedavi edilmesi zorlaşıyor.

Bu soruna çözüm önerilerinden biri ‘hedefli hijyen’. Yani, gündelik yaşantınızda istediğiniz kadar temiz ya da pis olabilirsiniz; önemli olan doğru yerde ve zamanda hijyenik olmaktır. Bunun için şu konulara dikkat etmek gerekir:

  • Çiğ tavuk ve etin dokunduğu bütün yüzeyleri derhal temizlemek ve elleri yıkamak
  • Öksürüp hapşırırken ağzı mendille kapatmak ve mendili derhal çöpe atıp elleri yıkamak
  • Tuvalete gittikten sonra elleri yıkamak, ama bununla yetinmeyip tuvaleti, sifon kolunu, muslukları ve tuvalet kapı kolunu düzenli olarak dezenfekte etmek

Uzmanlar ayrıca özellikle çocukluk döneminde yararlı mikroplarla karşılaşma olanaklarını artıracak önlemlerden söz ediyor. Bunun için de şunlar öneriliyor:

  • Normal doğum
  • Çocukların kardeşleriyle ve birbirleriyle fiziksel temasta bulunması
  • Spor ve diğer açık hava aktiviteleri (bebeklerin bebek arabasıyla dışarıda dolaştırılması da dahil)
  • Kapalı ortamda daha az zaman geçirmek
  • Daha az antibiyotik tüketmek

Uzmanlar ayrıca diyetin önemine dikkat çekiyor. Lifli gıdaların ve kırmızı şarap ile meyve ve sebzelerde bulunan polifenollerin bağırsaktaki bakteri çeşidi üzerinde olumlu etkisi olduğunu, bu besinler yeterince alınmadığında çeşidin azaldığı ve bazı bakteri türlerinin ortadan kalktığını söylüyor.

Bakteriler ruh halimizi nasıl etkiliyor?

Bizleri insan yapan aklımız, düşüncelerimiz ve duygularımız, Ama yeni ortaya çıkan tartışmalı bir anlayış, bağırsaklarımızdaki bakterilerin beynimizdeki değişimlerde ‘görünmeyen el’ olduğunu iddia ediyor.

Bilim hala, her birimizde yaşayan trilyonlarca bakterinin, yani mikrobiyomumuzun fiziksel sağlığımızı nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyor

Ama depresyon, otizm ve nörodejeneratif hastalıklar bu küçük organizmalarla ilişkilendiriliyor. Yüzyıllardır nasıl hissetiğimizin sistemimize neler yaptığını biliyoruz. Bir sınav ya da iş görüşmesi öncesi neler olduğunu düşünün. Şimdiyse bunun iki taraflı bir süreç olduğu söyleniyor.

Bir grup uzman, akıl sağlığını iyileştirmek için “ruh hali mikroplarının” ya da “psikobiyotiklerin” kullanıldığı bir devrimin eşiğinde olduklarını inanıyor. Bu yeni yaklaşımın fitilini yakan araştırma Japonya’daki Kyushu Üniversitesi’nde yapıldı. Araştırmacılar, mikrop ve bakterilerle hiç karşılaşmamış, tamamen steril farelerin baskı altına girdiklerinde normal fareleer kıyasla iki kat stres hormonu salgıladıklarını ortaya koydu. Fareler, mikrop ve bakteriler dışında birbirinin tamamen aynısıydı. Aradaki farkın mikroorganizmalardan kaynaklandığı yönünde güçlü bir bulguydu.

Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nden Dr. Jane Foster “Mikropları ele alan ilk beyin uzmanları dalgasının çalışmalarına döndük. Depresyon ve anksiyeteyi inceleyenler için gerçekten etkileyici bir sonuç” dedi.

Çalışma, mikrobiyal tıbbın akıl sağlığında kullanılabileceğine işaret eden ilk araştırmaydı.

Evrende bilinen en karmaşık nesne olan beyin, bağırsaklardaki bakterilere nasıl tepki verebilir?

  • Bir yol, sindirim sistemini beyne bağlayan bir bilgi otobanı diye anılan vagus siniri.
  • Bakteriler, aldığımız gıdalardaki lifleri kısa zincir yağ asitlerine dönüştürüyor ve bunun tüm beden üzerinde etkileri olabiliyor.
  • Mikrobiyom bağışıklık sistemini etkiliyor, bağışıklık sistemi bazı beyin hastalıklarıyla da ilişkilendiriliyor.
  • Bağırsak bakterilerinin, sinir hücrelerindeki DNA’nın nasıl çalıştığını değiştiren mikroRNA adlı genetik kod şeritleri kullandığına dair artan kanıtlar var.

Mikroplardan arındırılmış farelerle davranışları ve hatta beyin yapılarının nasıl değiştiğini ilişkilendiren bir dizi araştırma var.

Ancak faralerin tamamen steril yetiştirilmiş olmasının gerçek dünyayla bir ilgisi yok. Çevremizde sürekli mikroplarla temas ediyoruz ve hiçbirimiz tamamen mikropsuz değiliz.

Cork Üniversitesi Hastanesi’nden Prof. Ted Dinan, depresyona giören hastalarının mikrobiyomlarında neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Temel kural, sağlıklı bir mikrobiyomun çeşitlilikler içermesi ve tüm vücüdumuzda yaşayan farklı türlerde organizmalardan oluşması.

Prof. Dinan “Klinik depresyon yaşayan birini sağlıklı biriyle kıyaslarsanız, mikrobiyomdaki çeşitliliğin azalmış olduğunu görürsünüz. Depresyonun tek nedeninin bu olabileceğini söylemiyorumk ama çok sayıda bireyde depresyonun ilk ortaya çıkmasında rol oynadığına inanıyorum” diyor.

Dinan ayrıca, düşük lifli gıdalarla beslenmek gibi bazı yaşam biçimlerinin, bizleri daha fazla tehdit altına sokabileceğini söylüyor.

Gut-Brain illustration

Bizleri insan yapan aklımız, düşüncelerimiz ve duygularımız,

Ama yeni ortaya çıkan tartışmalı bir anlayış, bağırsaklarımızdaki bakterilerin beynimizdeki değişimlerde ‘görünmeyen el’ olduğunu iddia ediyor.

Bilim hala, her birimizde yaşayan trilyonlarca bakterinin, yani mikrobiyomumuzun fiziksel sağlığımızı nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyor

Ama depresyon, otizm ve nörodejeneratif hastalıklar bu küçük organizmalarla ilişkilendiriliyor.

Yüzyıllardır nasıl hissetiğimizin sistemimize neler yaptığını biliyoruz. Bir sınav ya da iş görüşmesi öncesi neler olduğunu düşünün. Şimdiyse bunun iki taraflı bir süreç olduğu söyleniyor.

Bir grup uzman, akıl sağlığını iyileştirmek için “ruh hali mikroplarının” ya da “psikobiyotiklerin” kullanıldığı bir devrimin eşiğinde olduklarını inanıyor.

Bu yeni yaklaşımın fitilini yakan araştırma Japonya’daki Kyushu Üniversitesi’nde yapıldı.

Araştırmacılar, mikrop ve bakterilerle hiç karşılaşmamış, tamamen steril farelerin baskı altına girdiklerinde normal fareleer kıyasla iki kat stres hormonu salgıladıklarını ortaya koydu.

Fareler, mikrop ve bakteriler dışında birbirinin tamamen aynısıydı. Aradaki farkın mikroorganizmalardan kaynaklandığı yönünde güçlü bir bulguydu.

Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nden Dr. Jane Foster “Mikropları ele alan ilk beyin uzmanları dalgasının çalışmalarına döndük. Depresyon ve anksiyeteyi inceleyenler için gerçekten etkileyici bir sonuç” dedi.

Çalışma, mikrobiyal tıbbın akıl sağlığında kullanılabileceğine işaret eden ilk araştırmaydı.

Bacteria

Evrende bilinen en karmaşık nesne olan beyin, bağırsaklardaki bakterilere nasıl tepki verebilir?

  • Bir yol, sindirim sistemini beyne bağlayan bir bilgi otobanı diye anılan vagus siniri.
  • Bakteriler, aldığımız gıdalardaki lifleri kısa zincir yağ asitlerine dönüştürüyor ve bunun tüm beden üzerinde etkileri olabiliyor.
  • Mikrobiyom bağışıklık sistemini etkiliyor, bağışıklık sistemi bazı beyin hastalıklarıyla da ilişkilendiriliyor.
  • Bağırsak bakterilerinin, sinir hücrelerindeki DNA’nın nasıl çalıştığını değiştiren mikroRNA adlı genetik kod şeritleri kullandığına dair artan kanıtlar var.

Mikroplardan arındırılmış farelerle davranışları ve hatta beyin yapılarının nasıl değiştiğini ilişkilendiren bir dizi araştırma var.

Ancak faralerin tamamen steril yetiştirilmiş olmasının gerçek dünyayla bir ilgisi yok. Çevremizde sürekli mikroplarla temas ediyoruz ve hiçbirimiz tamamen mikropsuz değiliz.

Cork Üniversitesi Hastanesi’nden Prof. Ted Dinan, depresyona giören hastalarının mikrobiyomlarında neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Temel kural, sağlıklı bir mikrobiyomun çeşitlilikler içermesi ve tüm vücüdumuzda yaşayan farklı türlerde organizmalardan oluşması.

Prof. Dinan “Klinik depresyon yaşayan birini sağlıklı biriyle kıyaslarsanız, mikrobiyomdaki çeşitliliğin azalmış olduğunu görürsünüz. Depresyonun tek nedeninin bu olabileceğini söylemiyorumk ama çok sayıda bireyde depresyonun ilk ortaya çıkmasında rol oynadığına inanıyorum” diyor.

Dinan ayrıca, düşük lifli gıdalarla beslenmek gibi bazı yaşam biçimlerinin, bizleri daha fazla tehdit altına sokabileceğini söylüyor.

Body bacteria illustration
  • İnsan olduğumuzdan çok mikrobuz – Vücudumuzdaki hücrelerin sadece yüzde 43’ü insan hücresi
  • Geriye kalan kısmını mikrobiyomumuz oluşturuyor, bunlara bakteriler, virüsler, mantarlar ve tek hücreli arkeler dahil.
  • İnsan genomu, gen adı verilen ve bizi biz yapan 20 bin talimattan oluşuyor.
  • Ancak mikrobiyomumuzdaki tüm genleri topladığımızda ortaya iki ila 20 milyon mikrobiyal gen çıkıyor.
  • İkinci genom diye bilinen bu gen topluluğu, alerji, obezite, uzun süreli sindirim sistemi problemleri, Parkinson, kanser ilaçlarının işe yarayıp yaramaması ve hatta depresyon ve otizmle ilişkili.

Bağırsak mikrobiyomundaki dengesizliğin depresyonla bir şekile ilişkili olabilmesi merak uyandıran bir konsept.

Dolayısıyla, Cork Üniversitesi’nin APC Mikrobiyom Merkezi’ndeki uzmanlar, depresyondaki hastalarının mikrobiyomlarını hayvanlara nakletmeye başladı.

Çalışma sonucu, bakteriyle birlikte davranışı da naklettiğiniz anlaşıldı.

BBC’ye konuşan Prof. John Cryan “Sadece mikrobiyom örnekleri alarak, depresyondaki bir bireyin çok sayıda davranışını bir fareye taşıyabileceğinizi gördüğümüzde çok şaşırdık” dedi.

Bu davranışlar arasında anhedoni, yani insanların normalde keyifli bulduğu şeylere ilgisini kaybetmesi de var.

Fareler içinse bu normalde içmeye doyamadıkları şekerli suydu. Cryan “Depresyon yaşayan bireyin mikrobiyomunu verdiğimizde artık şekerli suya aldırmıyorlardı” dedi.

Parkinson hastalığı konusundaki araştırmalarda da mikrobiyomu, bağırsakları ve beyni birbiriyle ilişkilendiren benzer kanıtlar ortaya çıktı.

Parkinson, net bir beyin rahatsızlığı. Beyin hücreleri öldükçe, hastalar organları üzerindeki denetimlerini kaybediyor ve karakteristik titreme hali ortaya çıkıyor.

Ancak Caltech’ten mikrobiyoloji uzmanı Prof. Sarkis Mazmanyan, bağırsak bakterisinin oynadığı rolü araştıran çalışmalar yapıyor.

Mazmanyan “Klasik beyin uzmanları, beyindeki olayları bağırsağı araştırarak anlaşılabileceğinin söylenmesine sapkınlık olarak bakar” diyor.

Mazmanyan, Parkinson hastası olanlar ve olmayanların mikrobiyomları arasıntaki farkların “çok güçlü” olduğunu söylüyor.

Genetik olarak Parkison hastalığına yatkın hayvanlardaki çalışmalar, hastalığın ortaya çıkabilmesi için bağırsak bakterilerinin gerekli olduğunu gösterdi.

Bu farelere bir Parkison hastasının dışkısı nakledildiğinde de farelerde, sağlıklı bir bireyin dışkısını alan farelere kıyasla “çok daha kötü” belirtiler tespit edildi.

Mazmanyan “Mikrobiyomdaki değişiklikler, motor beceri belirtilerinin itici gücü gibi görünüyor. Bu konuda çok heyecanlıyız çünkü yeni tedavilerde mikrobiyomu hedeflememizin önünü açıyor” diyor.

Mikrobiyom ve beyin arasında ilişki kuran araştırmalar daha çok yeni.

Ancak bu alanın öcüleri, heyecan verici bir ihtimalin ufukta olduğunu söylüyor.

Mikroplar gerçekten beynimizi etkiliyorsa, belki mikroplarımızı iyileştirebiliriz. Psikiyatristlerin, hastalarının ruh hallerini iyileştirmek için ruh hali mikropları veya psikobiyotikler reçete ettiği belirtiliyor.

Los Angeles’teki California Üniversitesi’nden Dr. Kirsten Tillisch “Bakteriyi değiştirirsek, verilen tepkiyi de değiştirilebilir miyiz?” diye soruyor ve beyni hangi tür, hatta hangi alt tür bakterilerin etkilediğini bulmak için çok daha büyük çalışmalar gerektiğini anlatıyor.

Tillish ayrıca “Burada bir bağ olduğu çok net. Heyecanlı ve hevesliyiz çünkü bu alanda çok etkili tedavilerimiz olmadı” diyor. Kaynak: bbc.com/turkce


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑