Yazarlar

Published on Şubat 25th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Faşistler ve destekçileri kaybetti – Hüseyin Şenol

“Thüringen Komplocuları” AfD, FDP ve CDU üçlüsüdür. Hamburg’ta kaybeden bunlardır…


Geçtiğimiz pazar günü Hamburg’ta yapılan Eyalet Seçimlerinde, liberaller barajın altında kalırken,, faşistler ise düşüşe geçti. Özellikle Thüringen Meclisinde eyalet başbakanı seçiminde yaşananlar ve Hanau’da gerçekleştirilen ırkçı katliam sonrası, Hamburg Seçimleri daha bir önem kazandı.


Son duruma göre, Hamburg eyalet parlamentosu seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti (SPD) sandıktan birinci parti olarak çıktı. Oy oranını iki katına çıkaran Yeşiller büyük zafer elde etti. Sürekli, “sağlı-sollu” linç edilmeye çalışılan Sol Parti (Die Linke) de oylarını artıran parti oldu. Faşist AfD ilk kez oylarını artıramadı ve “destekçisi” liberal FDP yüzde 5 barajının altında kaldı. Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) da tarihi yenilgisini aldı.

            Seçim akşamı hep birlikte büyük heyecan yaşadık ve umutlandık. “FDP ve AfD barajın altında kaldı, giremeyecekler” diye sevindik. Bana göre sevincimiz kursağımızda kalmadı; Hamburg seçimlerinin kaybedeni, “Thüringen Komplocuları” AfD, FDP ve CDU üçlüsüdür.

AfD-FDP yakınlaşmasının Hamburg’a etkisi

            Hamburg seçimleri, özellikle önce Thüringen’deki faşist parti AfD ve liberal parti FDP’nin dayanışmasına bir yanıttır. Yine, orada bu oyuna dahil olduğu ortaya çıkan, CDU’ya da bir cevaptır.

Alınan sonuca bakıldığında; CDU, 70 yılın en düşük seviyesine düşerken, liberal Hür Demokratlar (FDP) barajın altında kalarak, bir önceki 2015’teki seçilerde aldığı yüzde 7,4’lük orandan yüzde 6,1’e düştü. Kendi oyunu baz alırsak, FDP yüzde 33 civarında bir oy kaybına uğradı. Oyu, artmadığı gibi, yüzde 5,3 düşen faşist parti Almanya için Alternatif (AfD) büyük darbe aldı, Hamburg’ta. AfD, bir önceki eyalet seçiminde 6,1 ve geçtiğimiz yılın mayıs ayında gerçekleşen Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde ise Hamburg’taki oy oranı yüzde 6,5 idi. Yine bunların da kendi oylarına göre oranını hesapladığınızda, 2015’e göre yüzde 13, ve geçen yıla oranla ise yüzde 23 civarında bir kaybı demektir.

Thüringen’de faşist “darbe”

            En son geçtiğimiz geçtiğimiz Şubat ayı başında eyalet başbakanını belirlemek için mecliste yapılan oylamının 3. turunda, sadece 5 milletvekili ile parlamentoda bulunan FDP adayı Thomas Kemmerich seçilmişti. Sol Parti ve SPD ile Yeşillerin ortak adayı Bodo Ramelow ise seçimi 1 oy farkla kaybetmişti. Yani liberal Kemmerich 45 oy alırken, sosyalist Ramelow 44 oy almıştı.

            Üç turdaki adaylar ve sonuçları beklenmedik tarzda gelişti. 5 Şubat’ta eyalet parlamentosunda yapılan başbakanlık seçiminin ilk turunda FDP aday göstermezken, Sol Parti adayı 43, AfD adayı ise 25 milletveklinin oyunu aldı. İkinci turda Sol parti 44, Afd 22 oy aldı. Son üçüncü turda ise, faşist AfD’nin adayı Christoph Kindervater’e hiç oy çıkmadı. Onun yerine, faşistler ve muhafazakarlar anlaşarak, kapalı kapılar adında “tuzak” oylamanın planlarını yaparak, 3. turda liberal partili Thomas Kemmerich’in aday gösterilmesini sağlayarak, ona oy verdiler. Sonuç: AfD 0, Sol Parti 44 ve FDP 45 oy aldı.

            Aslında 5 Şubat’ta bu yaşanan, bir nevi, faşistlerin liberallerle ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir “darbeydi”. Bu sadece, faşistlerin liberallere desteği olarak görülmemeli. Asıl destek, liberallerin faşistlere verdiği destekdir. Bu oyunu planlayan faşistlerdir ve bu oyuna destek veren de liberallerdir. Yoksa, 5 oyla, 45 oy almanın başka açıklaması olamaz.

            Yukarıda da belirttiğim gibi; “Thüringen Komplocuları” AfD, FDP ve CDU üçlüsüdür

Koch örneği

            Sadece Almanya’da değil, ırkçı politikanın her zaman prim yapmadığı doğrudur. Ama bunun da zamanını ve yerini ayarlayamayan, bundan nasibini alamaz ve kendi seçmeninin bile tokadını yer. Bu Thüringen’de de, Hamburg’ta da böyle oldu.

            Hatırlayanlarımız vardır, Hessen’de Koch zamanını ve Bavyera’da Beckstein zamanını. Bu ve benzeri bir çok isim, “ırkçılık kimliği” ile yükselmiş, aynı şekilde bundan dolayı da düşüşleri hızlı olmuştur. Özellikle de, Roland Koch, 2010’da süpriz bir şekilde politikayı bıraktığını açıklamıştı. 1998-2010 yılları arasında, Hrıstiyan Demokrat Birlik’in (CDU) Hessen’de başında bulunan ve merkezi olarak da partide önemli söz sahibi olan Koch, her geçen gün ırkçı yönünü daha fazla göstermiş, bu şekilde partisine de, kendisine de kazandıracağını zannediyordu. Son seçimlerde, ırkçılığın dozonu tamamen artırınca, hem eyalette, hem de genelde partisine çok oy kaybettirdi.

            Baskılara daha fazla dayanamayıp 2010’un ortalarında politikayı bırakıp, çoğu burjuva politikacısı gibi, efendilerine hizmete “ekonomik” alanda devam etmeye başladı. CDU’nun başına bile geçeceği zannedeilen Hessen Eyalet Başbakanı Koch, o tarihten beri siyaset sahnesinden tamamen çekilerek, halen sermayeye “hizmete” devam ediyor.

Faşizm oy kaybetmeye devam edecek

            Faşizmin, hiç kimsenin beklemediği oranda yükselmesi, devleti bile korkuttuğunu düşünüyorum. Dizginlerinden boşalan faşizm, devletin de işine gelmez. Dizginlenemeyen faşizm, devletin kontrol sınırları dahilinde olmayan bir faşist hareket, halihazırda Alman emperyalizminin de çok istediği bir durum değil. Şu anda gerek de duymuyor buna. Yani ihtiyacı da yok.

Faşizmin her zaman yedekte tutulan bir hareket olması, egemeler tarafından da arzu edilendir. İstedikleri zaman, istekleri kadar salıyorlar faşistlerini. Bazı dönemler söyleyemediklerini, onlar üzerinden mesaj vererek yapıyorlar.

Evet, o oylar şimdi kendilerine lazım.

Faşizme karşı mücadele

            Thüringen meclisinde yaşananlar ve daha sonrası Hanau’da gerçekleştirilen ırkçı katliam karşısında, tüm Almanya’da ve bazı komşu ülkerlerde gösterilen tepki çok anlamlıdır. Bu tepkinin büyümesi ve sürekli olması da çok önemlidir.

            Anti-faşistlerin tepkisi tüm Almanya’da büyümüştür ve daha da genişletilmelidir. her ulustan göçmen ve azınlıklar bu mücadele içerisinde çok daha aktif ve geniş olarak yer almalıdır.

            Yerli ve diğer uluslardan anti-faşistlerle birlikte, yaptıkları açıklamaların yanı sıra, meydanlarda da tepki gösteren Türkiyeli “göçmen” örgütlenmelerden AGİF, ATİF, ADHF, AGEB, DİDF, FİDEF, KON-MED, SYKP gibi kurumlar, daha büyük birleşik anti-faşist mücadeleyi örmek için bir araya gelmeli. Sadece kendi aralarında değil, yerli halkla birlikte, yerelde ve genelde tüm uluslardan göçmen ve azınlıklardan kurumlarla bunu gerçekleştirmek için büyük çaba harcamalıdırlar.

            Bana göre, bulunduğumuz koşullarda gelebileceği en üst seviyeye geldiğini düşündüğüm faşist hareketin, bundan sonra kaybetmeye, kaybettirilmeye başla(n)ması sürecine girilmesi, mücadeleye ara verilmesi anlamına gelmemeli. Bu “kaybedişi” daha da hızlandırmak için çaba harcanlanmalıdır. Oran ne olursa olsun, faşistlerin iktidara ortak olması bile kabul edilmemeli, “Thüringen direnişi” gibi tavır konmalı.

Faşistlerden kalacak oyların büyük bölümü CDU, FDP gibi gerici partilere gidecek. Yani mücadele bitmeyeyek, bizzat daha da zorlaşacak.

Faşist hareket, AfD’den ibaret değildir. Toplam oranının yüzde 20-25’lerde olması da çoktur, yüzde birlere düşmesi de yeterli değildir. Faşist harekete karşı olduğu gibi, her türden ırkçılığa, ayrımcılığa, gericiliğe karşı mücadelenin önemi kavranmalı, kavratılmadır.

            Türkiyeli faşistlerin iki yüzlü tavrı da ayrıca üzerinde durulmalı ve teşhir edilmelidir.

            Eğer “faşizm bir düşünce değil, insanlık suçudur” diyorsak, tamamen yok olana kadar, yeryüzünden tamamen siline kadar mücadeleye devam…

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑