fbpx

Yazarlar

Published on Eylül 6th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Freud üzerine değerlendirmeler – Sinan Öztürk

Bu yazı dizisini hazırlarken sık sık başvurduğum kaynaklardan biri; kendisini şahsen tanıma ve dostluğunu kazanma şansını elde ettiğim, 2004 yılında aramızdan ayrılan psikiyatrist-yazar Serol Teber, “Bilimsel Bir Peri Masalı – Freud’un Aile ve Tarihsel Romanı” kitabında (Türkçe okurların bu kitabı okumalarını öneririm. Freud’un aile romanı olduğu gibi,  çalışmalarının, düşüncelerinin gelişimi çok rahat, anlaşılır bir dille yazılmış) Freud’un önemine ilişkin aşağıdaki yorumu yazar:

Kopernikus (1473-1543), sonradan “Kopernikus Devrimi” olarak da anılan büyük buluşuyla (1545), dünyanın, evrenin merkezi olmadığını saptamıştır. Dünyanın uzaydaki yıldızların en küçüklerinden biri olduğunu kanıtlayarak dünya merkezli evren görüşü yerine, güneş merkezli yeni bir evren kuramı geliştirmiştir. Darwin (1808-1882), yayınladığı “Türlerin Kökeni” adlı yapıtında insanların, daha önce sanıldığı gibi kutsal bir varlık olmadığını, yeryüzünde bulunan sayısız canlıdan/hayvandan sadece biri olan insanımsı ortak bir ata-maymun üzerinden geliştiklerini savunan “Evrim Kuramını” (1859) açıklamıştır ve böylelikle salt dinbilimcileri değil pek çok doğalbilimciyi de şaşırtmış, insanın kendisine dönük özgüvenini, narsistik duygularını bir kez daha sarsmıştır. Kopernikus ve Darwin ardından bu kez de Freud (1856-1939) psikanaliz yöntemini geliştirmiştir. Freud “Düş Yorumu”nda (1900) bilinçdışının varlığını öngörmüştür. Yapıtlarında, insanın düşüncelerinin ve davranışlarının, içinde yaşanan kültürel yapıların etkisiyle biçimlenmiş ve saptırılmış içgüdüsel tortuların bulunduğu, bilinçdışının yönetiminde ve denetiminde çalıştığını söylemiştir. İnsanın evrenin merkezi ve tanrının sevgili kulu olmasının yanılsamalı bir düşünce olduğunu; tam tersine insanın kendi benliğinin, düşüncelerinin ve duygularının – özcesi kendi evinin – efendisi (bile) olamadığını göstermiştir. Devrimsel nitelikteki bu üç buluş, üç büyük narsistik darbe ile insanın binlerce yıldır inandığı “kutsal durumunu” evrende, dünyada ve bizzat kendi öz-benliğinde son derece ciddi boyutlarda sorgulama gereksinimi duymuştur.

Freud için genel bir yorum olmakla birlikte, tarihsel sürecin kendi içinden baktığımızda Freud tıp biliminde, kültür tarihi içerisinde ve insan dünyasının irdelenmesi bağlamında yeni bir dönem başlatmıştır. Freud’un yaşadığı dönemlerde Viyana pek çok bilim insanının, araştırmacının, sanatçının, kültür insanının iç içe yaşadığı, çok önemli bir bilgi ve birikim merkeziydi.

Psikanalize Freud dışında da katkıları olmuş ve hemen hepsi Freud’un “paltosu”ndan çıkan, isim yapmış analistler ve doktorlar ile olan ilişkileri, dostlukları zamanla bu yeni kuşakla Freud arasında zihinsel çatışmaları, farklı perspektifleri de beraberinde getirmiştir. Psikanalizm de diğer alanlar gibi zamanla yeni yöntemler geliştirmiştir, terapi biçimleri değişmiştir. Kendisine ait bazı konseptler (Odipus kompleksi gibi) eleştiriyle karşılanmış, bazılarıysa tamamıyla yanlış bulunmuştur. Bütün bu kavramlar ve tartışmalar üzerine büyük bir külliyat gelişmiştir. Fransa’da Lacan, İsviçre’de Jung’un analitik psikoanalizi, Almanya ise kısmen Amerikan ve İngiliz ekolünün etkisi önem kazanmıştır.

Freud ve çok önemli iki öğrencisi

Carl Gustav Jung (1875-1961) ve Alfred Adler (1870-1937) geliştirdikleri kendi kuramlarıyla zaman içerisinde Freud’dan uzaklaşmışlardır.

Jung, „Analitik Psikoloji“yi;  Adler‘se „Bireysel Psikoloji“yi geliştirir. 1913 yılında Jung ile psikanaliz okulu arasında kesin bir kopma olur. Bu kopuş, yani analitik psikoloji ile Freud’un psikanalizi arasındaki temel görüş ayrılığı „libido“ya bakışlarındaki değişiklikle başlar. Freud’da libido „cinsel ağırlıklı“ bir kavramken, Jung’a göre ise genelleştirilmiş bir „hayat enerjisi“dir. Jung’a göre libido en başta yaşamın amaçlarına hizmet eder. Daha sonra „dışadönük“ ve „içe dönük“ olmak üzere psikolojik tipler üzerine çalışır.

Adler’de ise „aşağılık kompleksleri“ ön plana çıkar. Adler’in ve Freud’un teorik görüşleri, kesin çizgilerle ayrılır. Freud’a göre davranışları „geçmiş“ etkilerken, Adler’e göre davranışları „gelecek“ etkilemektedir. Adler’e göre motivasyonun asıl sebebi cinsellik değil,  genel bir „aşağılık hissi“dir.

Freud, Adler ve Jung’un okulları arasındaki farklar özetle; „davranış biçimindeki farklılığa“ dayanmaktadır. Freudcu davranış dışadönüktür, çünkü o karakterin, belirleyicileri olarak dışardaki insanlar ve olayları kabul etmektedir. Adlerci davranış biçim içedönüktür, çünkü içsel davranışın iktidar sahibi olma istencinin önemini vurgulamaktadır. Jungcu davranışın da içedönük olduğu söylenebilir; çünkü onun en çok ilgisini çeken etkenler de içdünyaya, özellikle kollektif bilinçdışına özgüdür.

Kilise ve genel olarak dini çevrelerde Freud algısı

Freud‘un nevroz ve histerilerin dinle kurduğu bağlantısı dini çevrelerde rahatsızlık yaratmıştır. „Totem ve Tabu“ kitabı özellikle tepki görmüştür. Freud; insanı hasta eden temel etkenin, toplumun din kültürünün seksüel/moral anlayışı olduğunu düşünmüştür. Dinin insanları sapkınlık için duyarlı kıldığını vurgulamış; Yahudi dininin ayrıca artı bir baskı ve kastrasyon korkusu oluşturduğunu söylemiştir. Freud‘un algıladığı „tanrı resmi“ ile yahudilikte ve hristiyanlıktaki tanrı resminin çok farklı olduğu; Freud’un iddiasının tersine, tanrının otoriter bir tanrı baba olmadığı, aksine sevgi dolu olduğu gibi eleştiriler yapılmıştır dini çevrelerden.

İslami kesimde Freud’a bakışta pozitif hiçbir şey yoktur. Bu yaklaşıma göre; Freud’un ateist olması bile ona hakaret etmek için yeterli bir nedendir. Ateist bir insan ne söylerse zaten doğru olmaz bakışı, Freud’u cinsel sapkınlık ve sapıklıkla ve neredeyse sübyancı ve ensest ilişkileri ön plana çıkaran gereksiz, zavallı, kafayı yemiş, sırf belden aşağı düşünen batılı bir meczup gibi algılanır. Hatta Türkiye Gazetesi‘nde İrfan Özfatura adlı bir yazar, yazısının başlığını bile „Sapıkların Babası Sigmund Freud“ diye koyar. (18.11.2003)

Son dönemlerde kitaplarıyla oldukça tanınan Amerikalı psikiyatri profesörü ve yazar İrvin Yalom’un benim de ilgimi çeken bir yaklaşımıyla değerlendirmeleri noktalayabilirim. Ankesiyetenin iki esas kaynağı Freud‘un sabırsız elemelerine rağmen hayatta kalmıştır: Annenin kaybı ve (terk etme ve ayrılma) ve fallusun kaybı (iğdiş korkusu). Bense açık açık „Ölüm korkusunun“ birincil ankesiyete kaynağı olduğunu ileri sürüyorum.

Sonuç

Sevgili okurlar; umarım son üç haftadır yazdığım bu yazılar bir kısmınızın ilgisini çekmiştir. Elimden geldiğince, ki başka da şansım yoktu, Freud’la ilgili ancak „ipuçları“ vermeye çalıştım. İlginizi çekebilmeyi sağlamışsam ne mutlu bana. Alan çok geniş, ama giriş her zaman yolun yarısıdır.

23 Eylül 1939 tarihinde sabaha karşı hayata gözlerini yuman Freud’un ölümünün üzerinden 81 yıl geçti. Tarihte çığır açan her insan gibi Freud da bir dönüm noktası olarak çalışmalarıyla bir nevi „arkeolojk kazılar“ yaparak bu günün insanına çok büyük kazanımlar bırakmıştır. Dile getirdiği birçok kavramla yeni kapılar açmış, yeni olanaklar sunmuştur. Özellikle acılar içinde geçen son 16 yılına rağmen diyebilirim ki bütün libidosunu, yaşam enerjisini çalışmalarına vermiştir. Yaklaşık 20 bin mektup yazdığı da bilinen bir gerçektir. Mutlaka eksikleri vardı, mutlaka bazı kuramları değiştirilmeye ve eleştirilmeye müsaitti, mutlaka onun da zaman zaman hırslarına yenildiği olmuştur. Sonuçta o ne bir tanrıydı ne de bir peygamber. O bir insandı ve her şeyden evvel anlattığı kendi hikayesi idi.

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Kaynaklar:

Serol Teber: Bilimsel Bir Peri Masalı – Freud’un Aile ve Tarihsel Romanı, Okuyanus

Peter Schneider: Sigmund Freud, portrait , dtv

Richard Appignanesi / Oscar Zarate: Freud laesst grüssen, rororo

Wilhelm Salber: Anna Freud, rororo

Frieda Fordham: Jung Psikolojisi, say

İrvin Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, kabalcı

Ernst Freud / Lucie Freud: Sigmund Freud Sein Leben in Bildern und Texte, Suhrkamp

Ludwig Marcuse: Sigmund Freud, Diogenes

Spektrum der Wissenschaft: Biografie Begründer der Psychoanalyse

Die WELT: Von Freud gepraegte Begriffe 06.05.2006

Die ZEIT: 2006-9, Sigmund Freud, Couch um Couch

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑