fbpx

Yazarlar

Published on Ağustos 30th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Freud ve kavramları – Sinan Öztürk

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, 20.nci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. Psikanalizin dışında aynı zamanda nörolog, kültür teorisyeni ve din eleştirmeni olarak da kendi alanında oldukça verimli ve etkileri bu güne kadar uzanan araştırmalar yapmış, kitaplar yazmıştır. Bu yazımda çok özet olarak Freud’un en temel kavramlarını açıklamaya çalışacağım.

Psikanaliz

Freud bu kavramı ilk kez, Breuer’le olan ilişkisi ve onun çalışmalarını inceledikten sonra kullanır. O dönemlerde Viyana’da nevrotik ve histerik hastalarla ilgilenen Breuer’in 1880 yılı sonunda tedavisine başladığı Anna O. Vakası’nı dinleyen Freud, bu olayla birlikte histerinin kökenlerine inmeye çalışır. Burada Freud’un, histerinin temel nedenleri arasında cinsel sorunların olabileceğini düşünmesine karşın,  Breuer bundan hep kuşku duymuştur. Freud, 1909 yılında ABD’ye yaptığı gezide Clark Üniversitesi’nde verdiği konferansların birini Anna O. Vakası’na ayırmış ve burada psikanalizin ilk buluşunun gerçekleştiğini ve bunun onurunun da Dr. Breuer’e ait olduğunu söylemiştir. İnsanın derinliğine araştırılmasını, zihinsel işleyiş ve bunun insandaki gelişimi, nevrozlarının ve histerilerinin, geçmiş ve bugünle bağlarının, kültürle ve yaşam içerisindeki yerinin anlaşılmasını ve insanı kendi içinde anlamanın bilimi olan psikanalize kısaca Freud’un çalışmalarının toplamı da diyebilirim.

Anna O. Vakası

Asıl adıyla Bertha Pappenheim olan Anna O. 1859-1936 yılları arasında yaşamış o zamanlar Breuer’in hastası olan 21 yaşında bir genç kadındı.  Zaman zaman bilinç bulanıklığı, uykusuzluk, öksürük nöbetleri, boyun, kol, bacak bölgelerinde yoğunlaşan ve nörolojik açıklaması (organik) yapılamayan felç durumları, Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca fanteziler anlatan, konuşma bozuklukları, korkular, bunalımlar, görsel sanrılar, su içme korkusu, kişilik yarılmaları gibi çok zengin bulgular demeti sergileyen sıradışı, zeki, kişilikli Yahudi bir kadındır. Bertha Pappenheim yoksul ve otoriter bir Yahudi ailesi içinde büyümüş, kız çocuğu olarak geleneğe uygun biçimde yetiştirilmiş, pek çok yeteneğine karşın geri plana itilmiştir. Daha fazla eğitim görme istemi desteklenmemiş, evde oturması, piyano çalması, elişi yapması ve bir an önce evlenmesi beklenmiştir. İlgi duyan okurlar bu vaka ile ilgili daha fazla bilgiye farklı kaynaklardan ulaşabilirler.

Freud’da bilinç

Bireyin bilmediği psikolojik süreçleri var mıdır? Bu soruya yanıt ararken Freud bu kavramı geliştirmiştir. Freud iki ayrı bilinçten söz eder:

Bilinçöncesi (Das Vorbewusste): Kişinin bilincinde her zaman ayırt edemediği birçok düşünceleri ve anıları vardır. Bazıları bilinçli bir çaba ile çağrılabilir. İşte bu çeşit düşüncelere bilinç öncesi düşünceler adı verilir. Bunlar bilincimizde o an bulunmadığı halde özel bir çaba ile bilince çağrılabilir. Örneğin; bir süre önce karşılaştığımız bir olayı artık bilincimizden tümüyle silmiş olabiliriz. Bu olayla ilgili bir çağrışım, bir uyaran tüm olayın yeniden bilince dönmesini sağlayabilir.

Bilinçdışı (Das Unbewusste): Gerçekte yaşanmış olan arzular, fanteziler, acı anılar gibi bazı olgularsa ancak direnmenin aşılmasıyla ortaya çıkabilir. Kişinin özel bir çabası ile bilince çağrılamayan, farkına varılamayan, kısaca saklanan ruhsal bölünmedir. Bu yaşantılar ancak hipnoz, serbest çağrışım, düşlerin, anormal ruhsal belirtilerin incelenmesi gibi özel yöntemlerle açığa çıkarılabilir.

Freud’da kişilik

Freud, insan kişiliğinin gelişimini üç döneme ayırır:

Das Es (Alt Ben-lik / İd): Türkçede daha çok “id” ve “Alt benlik” olarak kullanılan bu kavram Freud’a göre insan psikolojisinin en ilkel, en bilinçdışı bölümüdür. Kabaca ilkel ihtiyaçlar (yemek, içmek, uyumak gibi fizyolojik gereksinimler) olan, doğuştan gelen özellikleri kapsar. Yeni doğan bir çocuğun psikolojisi çoğunlukla alt benden oluşur. Dış dünyayla olan ilişkisi sonucunda alt ben’in bir kısmı bozulur. Böylelikle “ben”e doğru yolculuk başlar.

Das Ich (Ben-lik / Ego): Türkçede “Benlik” olarak yerleşen bu kavram, Freud’a göre gerçekliğe ilk adımlar toplamıdır. Benlik, uyum sağlayabilir ve değişebilir. Algılamalar, dışardaki gerçeklikle ilişki kurarak gelişir. İç ve dış dünya ilişkisinin içerisine bilincin girmeye başladığı dönemdir. Ben, bunların yanısıra engelleyici işlevlere de sahiptir ve bedeni acıdan korumaya ve doyum sağlamaya çalışır.

Das Über-Ich (Üst Ben-lik / Süper Ego): Yetişkin bir çocuğun, toplumsal yaşam içinde, alt benliğinden ve benliğinden getirdiklerinin gerçekle karşılaştığı dönemdir. Çocuk ilk başlarda haz/zevk  ilkesiyle yaşamını yönlendirirken, ayıp, günah yasak, saygı gibi kavramlara sahip değildir. Ancak büyümeye başlayıp haz/zevk ilkesini devam ettirmek istediğinde davranışları uygunsuz görülüp anne ve baba tarafından cezalandırılabilir ve böyle düşünen çocuk bu davranışlarından çekinir. Biraz daha büyüdüğündeyse  anne-baba yanında olmasa bile otomatik olarak uygunsuz davranışı yapmaktan vazgeçer. Çünkü anne-baba içselleştirilmiş ve çocuğun zihninin bir parçası olmuştur. Çocukluk döneminde gördüğümüz korku ve utanç duyuları ise üst benlik gelişiminin belirtilerindendir. Üst benlik  bilinçdışı ve bilinç süreçleri beraberce barındırır. Vicdan, üst benliğin bilinçli kısmında yer alır. Üst benlik aynı zamanda  Odipus Kompleksi’nin mirasıdır.

Odipud kompleksi

Kökeni Yunan mitolojisindeki Sophokles’in Kral Odipus’una dayanan anlatım; çocuğun anne ya da babasına aşık olup, onlardan biriyle evlenmesinin ya da ilişkiye girmesinin uygun olmadığı, bu durumun sadece Tanrılara özel bir uygulama olduğu fikrini sunar. Freud, mitoloji kökenli bu anlatımdan yola çıkarak, bu kompleksin 3-5 yaşları arasında “Ben” gelişmesi sürecinde ortaya çıktığını ve daha sonra bilinçdışındaki “suçluluk” duygularının sorumlusu olabileceğini düşünür. Bu aşamada çocukların genelde ebeveynlerinden birini ya da onları andıran birini cinsel partner olarak düşledikleri ileri sürülür. Aynı zamanda karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplam da denilebilir.

Libido

Freud’un, “akan bir ırmağın enerjisi” gibi gördüğü, Latincede “zevk/haz” anlamına gelen libidonun kaynağı beden ve alt benliktir. Genel olarak “yaşam enerjisi” olarak açıklanan bu kavramı Freud, özel olarak “seksüel enerji” olarak ele alır. Daha sonraki çalışmalarında alt benliğin sahip olduğu ve ilk başlarda ebeveynlere yönlendirilen bir enerji olduğunu ileri sürer.

Bireyin psikoseksüel gelişimi

Freud’a göre bireyin seksüel yaşamı doğumuyla birlikte başlar. Yeni doğmuş bir çocuğun libidosunun yapılanmamış, polimorfik olduğunu söyler. Psikoseksüel gelişimi dört bölüme ayırır:

Oral Dönem: 0-1 yaş dönemi arasında olan bu bölümde baskın olan haz almadır. Çocuk fizyolojik gereksinimlerini çözmeye çalışırken aynı zamanda ağzını ve dudaklarını dış dünyayla olan ilişkisinde kullanır. Ağzıyla ve dudaklarıyla dış dünyayı ve nesneleri tanımaya başlar. Bu dönemde çocuğun ihtiyaçlarını karşılayan herşey iyi, karşılamayansa kötüdür. Ve çocuk böylelikle kendi imgelerini oluşturmaya başlar.

Anal Dönem: 1-3 yaşları arasındaki bu dönemde  yürüme, konuşma, kendi benliğinin, çevresindeki algılamaların ve ruhsal yetilerinin gelişmeye başladığı dönemdir. Freud‘a göre anal ve üreme bölgeleri cinsel haz alınan bölgeler olmaya başlar. Çocuğun tuvaletini tutabilmesi, istenilen yer ve zamanda yapabilmesi çevrede izlenir ve takdirle ya da yergiyle karşılanır. Çocuk böylelikle artık toplumun iyi-kötü, doğru-yanlış ve ayıp gibi yargılarını tanımaya başlar. Çocuk, her eylemin olumlu, olumsuz yanı arasında bocalar ve savunma düzenekleri oluşturur. Bu dönemde; ailenin yanlış yaklaşımlarından dolayı anal saplanma va anal kişilik özellikleri oluşabilir. Anal kişilikte, aşırı titizlik, cimrilik, inatçılık, aşırı düzenlilik, kararsızlık gibi özellikler ve sorunlar ortaya çıkabilir.

Fallik Dönem: yaklaşık 3-5 yaş arası olan bu dönemde çocuklar kendi cinsel organlarını keşfeder ve onlarla oynamaya başlar. Kız ve erkek çocukları birbirlerinin cinsel organlarını görerek kendilerininkiyle karşılaştırma yaparlar. Freud‘a göre bu dönemde „Kastrasyon“ (iğdiş edilme) korkusu ve Odipus kompleks‘i (karmaşası) gibi durumlar ortaya çıkabilir. Erkek ve kız çocuk bu karşılaştırmaya kadar bütün insanlarda kendi cinsel organlarının aynısı olduklarını düşünürken; bu görme ve karşılaştırma her iki cinste de farklı tepkilere yol açar. Erkekler penislerinin kesileceğini ve yok edileceğini düşünürken, kızlardaysa penis olmadığı için, eksiklik duygusu başlar.

Latent Dönem: yaklaşık 5-6 yaşla, ergenlik dönemi arasındaki dönemdir. Bu dönemde cinsel güdüler kaybolmuş gibidir. Bu döneme kısaca „uyuma dönemi“ de denilebilir. Ancak uyuma dönemi bir anlamda da „kuluçka“ dönemidir. Ergenliğe giden yolun bütün enerjisi ve bastırılmış fantezileri burdan geçer.

Yazımın bu bölümünde Freud’da çok ön plana çıkan bazı kavramları, gene çok özet olarak  açıklamaya çalıştım. Böyle olmakla birlikte; narsizm, güdüler, ankesiyete, rüyalar, tabular, savunma ve bastırma  mekanizması ve daha başka birçok kavrama değinemedim bile. Böyle de olsa okurlarda bir ilgi yaratabileceğini ümit ediyorum. Bir sonraki yazımda Freud üzerine yorumları ele almaya çalışacağım.

30.08.2020

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑