fbpx

Yazarlar

Published on Haziran 15th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

George Floyd başka bir tarihin başlangıcı olabilir mi? – Perihan Baçaru

Georg Floyd başka bir tarihin başlangıcı olabilir mi?

Bir olay, bazen büyüleyici bir şekilde milyonları etkileyerek, sokaklara çıkmasına, günlerce sürecek eylemlere ve protestolara neden olabiliyor. Barajdaki en ufak bir yarığın setin yıkılmasına neden olup, suların önüne ne gelirse alıp götürmesi gibi, bir olayda yığınların biriktirdikleri öfkeyi ateşleyerek, bir anda eylemlerin bütün ülkeye ve dünyaya yayılmasına, neden olabiliyor. Ezilenler ve dışlananlar lehine önemli fırsatlara kapı aralayabilecek durum yaratabiliyor.

Mineapolis’te beyaz polis Derek Chauvin’in, Amerikalı siyah George Floyd’u diziyle 8.49 dakika boğazına bastırarak, ‘Nefes Alamıyorum’ demesine rağmen vahşice öldürmesi ve olayın sosyal medyaya düşmesi bir anda milyonlarca insanın bu vahşete karşı alanlara dökülmesine neden oldu.

Uluslararası Af Örgütü ABD Şubesi Sorumlusu Christina Roboth, “her yıl çok sayıda kişi polis şiddeti ile hayatını kaybediyor. Ülkenin dört bir yanında başta siyahlar olmak üzere ırk temelli ayrımcılığa uğrayan gruplar acı ve travmatik hakikatle yaşıyor!’ açıklamasıyla acı bir gerçeği gözler önüne sermişti zaten.

 Amerika’daki yağmacılar!

Olayın açığa çıkmasıyla milyonların sokaklara dökülmesini beklemeyen, Trump polis katliamını eleştirme yerine kitleleri karşısına alarak, milyonlara ‘yağmacı’ dedi. Milyonların tepkilerini üzerine çekti.

ABD’li aktivist Tammika Mollery, Trump’ın milyonlara yağmacı yorumuna karşı;

’Siyah insanlar özgür değil ve bundan yorulduk…Yağma sizin işiniz, biz sizden öğrendik…Şiddet bizim sizden öğrendiğimiz şeydi. Eğer bizim daha iyisini yapmamızı istiyorsanız, daha iyisini siz yapınız’’ dedi. Tammika, Trump’a tarihi bir cevap vererek eylemlere damgasını vurdu.

Mollery’nin siz dediği yağmacılar!

Kızılderili ve diğer yerlileri acımasızca soykırıma uğratarak yerlilerin topraklarını yağma ve istila ederek bu temel üzerinde ABD devletini inşa edenler.  

Afrika’dan getirdiği siyahları bir zamanlar ayaklarından zincirleyerek çalıştıran, köle pazarlarında siyahları meta gibi satan ırkçı sömürgeciler.

 Siz dediği yağmacılar, dünyadaki emperyalist, kapitalist ülkelerin jandarmalığını yapan, soğuk savaş süreciyle NATO ve   CIA’nın kurucusu, Şili’den Yunanistan’a, Arjantin’den Türkiye’ye kadar onlarca ülkede sayısız darbelerin sorumlusu, IMF’le ülkeleri borç batağına çevirerek, ezilenleri yoksulluğa mahkûm eden, Neo liberal politikaların baş mimarı olan ülke ABD.

Kendi halkını, işgal ettiği ülkelere, ’demokrasi götürüyoruz’ yalanıyla kandıran, işgal ülkeleri kan gölüne çeviren savaşların sorumluları.

Göçmenleri ve Afroamerikalıları gettolara sıkıştıran, ırkçı politikalar sonucu her yıl yüzlerce insanın ölümüne neden olan, insanların hayatlarını ve umutlarını çalan, son altı ayda 854 Afroamerikalının polis tarafından öldürüldüğü ülke Amerika, siz dediği yağmacılar.

’’Adalet yoksa barış da yok’’

Amerika başkanı Trump, ırkçı, kadın düşmanı söylemlerle öne çıkan, muhalefete yönelik şiddet dili kullanan, istikrarsız politikalar yürüten, uluslararası arenada prestiji olmayan bir başkan.

Trump’ın  başlangıçta Covid-19’u hafife alması, sonucu ağır olacak tutarsız davranışları, süreci kötü yönetmesi, sağlık sisteminin yeni liberal politikalara kurban edilmesi nedeniyle dünyada korona virüsünden ölümlerin en çok olduğu ülke olarak birinci sıraya oturdu.

Toplumsal eşitsizlikler, yoksulluğun artması, sosyal güvencenin olmaması, işsiz olanların artması, ev satın alanların kredilerini, gençlerin borçlarını ödeyemez duruma gelmesi,

İklim krizine karşı önlemlerin ciddiye alınmaması, ekonomik krizleri emekçiler lehine aşma yerine sermeyenin ve egemenlerin çıkarları uğruna savaşa ve savunmaya rekor düzeyde bütçe ayrılması,

Sınıflar arası uçurumun derinleşmesi, kadın düşmanı cinsiyetçi söylemler yani Amerika’daki gidişattan rahatsız olanların öfkelerini dışa vurmaları için aslında Georg Fyod’un ırkçı polis tarafından öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. 

Trump’ın sokaklara dökülen yığınlara yönelik yapıcı dil kullanarak, sorunları çözme yerine kitleleri tehdit ederek, ırkçılığı yeniden üretecek aşağılayıcı dil kullanması, anti-faşistleri hedef göstermesi kitleleri isyan ettirdi. ‘’Adalet yoksa Barış da yok!’’ Sesleri sokakları çınlattı.

Irkçılık neden yeniden üretiliyor!

Bakmayın sermayenin ve egemenlerin bizde ırkçılığa karşıyız söylemlerine, Kanada başbakanının diz çökmesine, Merkel’in ırkçılık zehirdir demesine. Tabi ki onların bu tür tavırları çok önemlidir ama sadece semboliktir. Hiçbir zaman ırkçılığa, milliyetçiliğe ve cinsiyetçiliğe karşı köklü bir mücadele vermediler, vermezlerde.

Çünkü milliyetçilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik içinde yaşadığımız erkek egemen sistem tarafından bilakis bilinçli şekilde topluma empoze edilen ve sistemin kendisini var etmek için kullandığı en önemli silahlarından biridir.

Zira bu alan egemenlere, ekonomik-politik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda yaşanan bütün sorunların sorumlusu olarak ötekileştirdiklerini göstermesine imkân tanıyor.

Bu nedenle her devlet kendi ülkesinde farklı kimlikler üzerinden bir  öteki yaratır. Amerika’da siyahlar, göçmenler, Türkiye’de Kürtler, Aleviler, Ezidiler, Suriyeliler… Avrupa’da göçmenler, mülteciler.

Irkçılığın empoze edildiği kitleler açısından kendine benzemeyen öteki sadece yaşanan sorunların kaynağı değil, onları rakibi olarak görmesine de yol açar.

Bu durum, ona ötekinin varlığını tehdit olarak algılamasını sağlar. Kendisi gibi emeğini satarak yaşamını idame eden sınıf kardeşleri artık dostu değil, düşmanıdır.

Böylece ezilenleri birbirine düşman eden ve örgütlü güce dönüşmesini engelleyen ırkçılık sermayenin işine gelir.

Ayrıca bu alan derin sömürü ve eşitsizliklerin devam etmesini mümkün kıldığı için egemenler hem ırkçı ideolojiyi besler hem de onu yeniden üretecek koşulların devam etmesini sağlar.

Irkçılık Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanını saran son derece yakıcı bir sorun aslında.

Örneğin; Nisan ayında  koronadan ölümlerin çok olduğu bir dönemde Fransa’da Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Enstitüsü Genel Direktörü Doktor Camille Locht ve Paris’teki Cochin Hastanesi Acil Servis Şefi Prof. Dr. Jean-Paul Mira bir televizyon programında Covid-19’ la ilgili düşünülen aşıların Afrika’daki insanlar üzerinde denenmesi gerektiğini söyleyerek, beyazın siyaha karşı ırkçı ve sömürgeci zihniyetinin nasıl devam ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Aslında içinde yaşadığımız Avrupa topraklarında da ırkçılık çok tehlikeli boyutlarda ve bundan farklı kimlikler dahil hiçbir göçmen ve mülteci muaf değil.

Sokaklara sığmayan kalabalıklar ve I can’t breathe!

Salgın döneminde evlere sığdırılmaya çalışılan hayatlar, Georg’un,‘’nefes alamıyorum’’sözü ile  bu defa sokaklara sığmaz oldu. Avrupa’yı da içine alarak dalga dalga yayıldı.

Özellikle, ırkçılık karşıtı protesto eylemlerin Mussolini, Franko ve Hitler faşizminin doğduğu, ırkçılığın halen hemen her gün birilerinin hayatlarına mal olduğu Avrupa’ya sıçramasını oldukça önemli buluyorum.

Çünkü bu sıçrama ırkçılığa karşı sokaklara çıkanların öfkelerini örgütlemek ve anti faşist mücadeleyi yükseltmek için son derece önemli bir fırsat yarattı.  

Örneğin, İngiltere’de Afrika’dan köle ticaretini yapanların heykelinin yıkılması bazı ülkelerde ise bu tür heykellerin yıkılması için komisyonların kurulması talepleri, ırkçılığın sorgulanması ve gereklerinin yerine getirilmesi kayda değer bir başlangıç.

Gene örneğin, protestolarda ‘korona değil ırkçılık öldürüyor’, ‘Kapitalizm öldürüyor’ veya ‘Patriyarka öldürüyor’ dövizleri, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin ve sistemin yeniden sorgulanması ve tartışılmaya açılması açısından da oldukça önemli.

Tamda bu nokta da Amerika’da başlayan ve dünyanın birçok ülkesine yayılan milyonların ‘’nefes alamıyorum’’ eylemlerinden yola çıkarak, her alanda nefes alamayan ezilenleri çok parçalı hale getiren   ırkçılığa karşı köklü, kalıcı ve uzun vadeli mücadeleyi örgütlenmenin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha  gösterdi. 

Korona sürecinde yaşanan eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri de unutmayarak, emeğin gasp edilmesine ve hayatlarımızın yağmalanmasına verilecek en güzel cevap anti-faşist mücadeleyi yükseltmek olacaktır.   

Peki ‘nefes alamıyorum’ eylemleriyle dünya geneline yayılan öfke ve isyan bir direnme ve kırılma yaratabilir mi? Zaman gösterecek.

George Floyd’un başka bir tarihin başlangıcı olması umuduyla!

Unutmamak umuduyla!

Tags: , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑