fbpx

Yazarlar

Published on Nisan 4th, 2020 | by Avrupa Forum 3

0

Günlüğe Düşülen Ahval – Hilmi Toy

Hilmi Toy yazdı: İşte kahrolası kapitalizmin bu virüslü ömrünü uzatan onun mezar kazıyıcısı olan, olacak olanın hemen hemen dünyanın her yerinde gerçek anlamda örgütsüz ve siyasal öncüsüz oluşudur. Olanlarında işçi sınıfı ve emekçiler içinde köksüz, dal budaksız oluşudur. Bu günlerde geçecek, bu hallerde bitecek elbet.

Bugün de günlüğe düştüm gün halini, kendi ahvalimi.

Bir arkadaşımla yazışırken söz dönüp dolaşıp içerideki günlere, mahpusluk yaşamına geldi. Yazmamı istedi kendisine. Neydi mahpusluk, nasıl yaşanır, günler zamana nasıl sığardı?

İçeriden yazmak kolay da dışarıdan yazmak, anlatmak zor o günleri, yılları yada geçen zamanı.

Örgütlenen zamanı, ve bu zamanlar içinde yaşamı, dört duvar, Demir kapı, kör pencereyi ve bir avuç gökyüzünün altındaki yaşamı yazmak zor. “örgütlemişler yaşamı, insan hücreye sığmaz” demek istedim kısaca. 

Neylersin, Coronalı zamana inat Gün güneşlik bir hava. Cuma’nın ertesi, Pazar’ın öncesi, ve bugün Salı, yarın, öbür gün ve Coronaya inat salına salına gelen bir gün, güzel bir gündü. Şimdi güneşin altında yürümek vardı şarabi bir geceye doğru. Türkü söylemek vardı dostlar arasında dostluklarla bir masanın etrafında. 

Yollara pusu atmış diyorlar Corona virüsü. Meydanlar tuzak, parklar kuşatılmış diyorlar böylece.

Dokunmayın birbirinize, konuşmayın yüz yüze, Göz göze gelmeyin, el ele tutuşup yürümeyin diyorlar. Göğün altı hapishaneye, evler hücreye dönüştürülerek, insanlar hükümsüz infazın tutsağı kılındı. Voltaya çıkıyorum hapisteyken hücrem boyunda balkonda. Bir de türkü tutturdum kendi kendime “Lele Gurban ben olayım”, sonra “Arpa biçtim”, ardından “yüce dağlar başında mı?” sonrası ardı arkası kesilmeyen Türküler, şarkılar, şiirler geçidi.

Mahpusluk günleri geldi gecesi gündüzüyle aklıma. Bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. 8 kişi tutuklandık, ilk Metris’e konuk edildik. 3 gece geçirdik orada. 8 kişinin çoğuyla orada tanıştık. Kısa zamanda uzun yıllar birbirini tanıyanlar gibi ısındık birbirimize. Cuma akşamı gelmiştik, Pazartesi gün içinde sevkimiz çıktı, getirildik Silivri’ye. 4 kişiyi Silivri 6 Nolu L Tipi’ne, 4 kişiyi de Silivri 2 Nolu L Tipi Hapishanesine vererek ayırdılar bizi. Sıkı sıkıya sarılarak vedalaştık sevgimizi, umudumuzu ve özlemimizi emanet bırakarak yüreklerimize.

Ben ve 3 arkadaş Silivri 2 Nolu L Tipi Hapishanesi’ne getirildik. Devir teslim işlemlerinin ardından üst baş araması yapılarak, her birimize birer battaniye, çarşaf, yastık yüzü, nevresim verildikten sonra burada da bir ayrılık daha yaşadık. Bir arkadaşı B Bloka, üçümüzü de F Blok, F/9 Üst hücreye verdiler, uzun koridorları, her birini geçtiğimizde üstümüze kapanan demir kapıları geçerek geldik ve üstümüze kapatıldı en son olarak hücremizin demir kapısı. Demirden kol büyük bir sesle indi.

Artık üçümüz başbaşaydık, bakıştık göz göze, ve şaşkın gözlerle hücremizle tanıştık. Her bir yanına bakındık. Ne var ne yok görelim türü bir duyguyla gezindik içinde. 3 hücre odası (her birinin içinde kendine ait kapısı hücreye açılan lavabo, wc, duş olan, elbise dolabı bulunan) vardı, her birimiz birine yerleştik. Yataklarımızı düzenleyip bir iki parça eşyamızı elbise dolabına koyduk. İlk düzenlemeyi böylece gönüllü bir şekilde yaptık. Sonra alt komşular kimdir, necidir diye içerideki maltanın kapalı penceresinden aşağıya seslendi bir arkadaş. Onlarda havalandırmaya çıkmış, bizimle aynı merak içinde ses verdiler. İstanbul Partizan davasından üç tutuklu kalıyorlar. Tek tek tanıştık. Israrla eksikliklerimizi soruyor, karşılama isteklerini dile getiriyorlar. Siyasi tutsaklar arasında dayanışma her yönüyle güçlüdür. Paylaşım, yaşamlarının en güzel yanıdır.

Sağlıklı yaşamın temeli temizlik 

Alt komşularla tanıştıktan sonra hücre temizliğine giriştik, önce tek tek kendi hücrelerimizi, ardından “ortak yaşam alanı” denilen, mutfak, TV, yemek masası ve üç sandelyenin olduğu, Bizim “Salon” dediğimiz yeri temizlemeye giriştik. Hücre odaları dahil her yeri baştan başa deterjanla yıkadık. Bunun, yani her yeri ve her şeyi temizlemenin, temiz tutup temiz kullanmanın mahpus için olmazsa olmazlardan olduğunu yaparak anlattık birbirimize. Benim 80’li yıllardan uzun tecrübem, bir arkadaşın da Gezi döneminden kısa F Tipi deneyimi vardı. Bir Arkadaşımız her şeyin yenisiydi. Tecrübelerimizi sentezleyip yeniden deneyimleyerek hem kendimiz öğreniyor, hem de yeni olan arkadaşımıza öğretir olmaya çalışma çabamız böyle başladı. 

İlk iki üç gün yerleşmek, yerelleşmek, hapishane iç düzenini, siyasi tutsakların kendi düzen ve kurallarını komşulardan öğrenerek geçti. Haftada bir gün iç kantin, bir dış kantin günü, haftada iki gün mektup gönderme ve alma günü, haftada bir gün kapalı, ayda bir gün açık görüş günü, haftada bir gün 10 dakika aile ile telefon görüşü, günde sabah saat: 07.00 – 08.00 arası ile akşam saat: 19.00 – 20.00 arası iki kez sayım, sayımda ortak yaşam alanında masada oturmak şeklinde davranış var herkesin ortak uyumlu olarak uygulanır olan.

Kitap hem posta, hem de aileler görüşte getirebiliyor. Elbise ve ayakkabı da. Ancak kişi başına sınırlı, üç kazak, üç gömlek, pantolon, eşofman, pijama vb.

Günde 3 öğün yemek idareden veriliyor sebze ve meyvesi ile birlikte. Yemekler yenebilecek kalitede, sebze ve meyve ise yeteri kadar veriliyor. Çay için semaverimiz var, Metris’te almış, yanımızda getirmiştik. Şeker ve Çayı sallama dediğimiz tarzda idare veriyor, toz, yaprak çayı Kantinden de alabiliyoruz. Haftalık kantin alış eriş sınırı kişi başına 300 TL. Günlük gazeteleri aylık yazıp, ödemesi hesaptan kesiliyor. Herkesin kendine idare tarafından hesap açılıyor, adına gelen para hesaba yatıyor. Parayla birebir ilişkin ya da temasın bir hapishaneye girerken, bir tahliye olduğun anla sınırlı. Girerken teslim ediyor, çıkarken de hesapta ne kalmışsa alıp gidiyorsun. Girişte sen onlara teslim ediyor, çıkarken onlar sana teslim ediyor.

İlk bir haftayı geride bırakınca tüm yaşam bir düzen ve disipline girmeye, zamanın örgütlenip günün planlanması başlıyor.

Siyasi kimliğe toz kondurtmamak 

Geldiğimiz günden başlayarak kendi yaşam düzenimizi oluşturup disipline etmeye başlamak için konuşuyoruz. Kendi aramızda bir temsilci seçiyoruz. Bütün resmi muhatap o olacak. İdare ile sorunların çözümü için, gardiyan, müdür ile görüşmede, aramalarda gardiyan ve askerin yanında gözlemci olarak durmak, sorunlara muhatap olacak temsilci. Günü parçalara bölüp zamanı örgütlüyoruz önce. Sabah saat: 06.30 da kalkılacak. Elbisesini giyecek. Herkes yatağını düzeltecek. Hücresinde dağınıklık olmayacak. Sayıma pijama ya da eşofmanla çıkılmayacak. Sayım ya da başka bir zamanda idari personel, gardiyan, müdür, aramalara gelen asker, subayla lakayt davranış, konuşma olmayacak. Siyasi ciddiyet korunacak. Siyasi kimliğimize toz kondurtmayacağız. Laf getirtmeyeceğiz.

Günlük hücre içi mutfak nöbeti, bulaşık, çay, ekmeğin alınması, yemek için masanın düzenlenmesi, günlük temizlik işlerinin yapılması için sırasıyla günlük nöbet sistemi kuruyoruz. Her gün bir arkadaş nöbet yapıyor böylece. Haftada bir gün genel hücre temizlik günü belirledik. Tüm hücreler, salon deterjan ile suyla yıkanıyor.

Sabah kalkış ile sayım arası kahvaltı hazırlığı yapılır hücrede. Sayım sonrası kahvaltı yapılır. Yemek ve kahvaltı birlikte yapılması temel hareket noktası olarak belirlenmiştir tarafımızdan.

Gün içinde zaman örgütlenir mi? 

En önemlisi gün içi zamanın örgütlenmesidir hapishanede. Saat:06.30 ile 10.00 arası serbesttir. Kahvaltı, spor, günlük gazetelerin gelişi. Serbest çalışma, takılma zamanı. Saat: 10.00 – 12.00 arası sessizlik saati. Kimse kimseyi rahatsız etmeyecek, okuma yazmasını engelleyici olmamak önemli. Birbirinin hücresine konuk olabilir, sohbet edebilir, birlikte çalışabilir, ama diğer arkadaşın okuma, yazmasını engelleyici olmamak koşuluyla. Saat: 12.00 – 14.00 arası yine serbest zaman. Saat: 12.00 de tüm hapishanede siyasi tutsakların slogan atma saati. Her gün havalandırma ya da pencereler açılarak pencereden üç slogan atılır birlikte. Aynı zamanda bu ara öğlen yemeği, çay, kahve zamanıdır. Saat: 14.00 – 16.00 arası yine sessizlik saati. Okuma yazma, özel çalışma zamanı. Saat: 16.00 – 20.00 arası serbest zaman. Akşam yemeği, sportif aktivite, akşam sayımı vs. Sessizlik saatlerinde TV ve radyo ya kapalı ya da sessizliği bozmayacak düzeyde tutulması olarak belirlendi bizim aramızda.

Görüş günü bir başkadır hapishanede. Görüşe hazırlanır görüş bekleyende, görüş beklemeyen de. Hele açık görüş günü daha bir başka heyecan yaşanır içeride. Kantinden görüşçüler için bütçemiz kaldırdığı ölçüde bisküvi, fındık fıstık, çikolata, Cola fanta alınıp götürülür. Görüşürken sevinç, görüşten ayrılıp hücreye geldikten sonra hüzün çöker aha işte şurana. Ve paylaşılır hep birlikte görüş sonrası voltada sevinçten, hüzünden geride kalanlar. “dışarda mevsim baharmış, gezip dolaşanlar varmış”. Birinin görüşü, görüşçüsü hepsinin görüşçüsü olur. “Bugün görüş günü dost kardeş bir arada, telden tele mendil salla, el salla” dersin. 

“Akşam erken iner hapishaneye”

Akşam sayım sonrası kapılar birer birer kapanır üstümüze. Haberler izlenir hep birlikte. Sonra nispeten iyi bir tartışma programı varsa onu izlemeye karar veririz birlikte. Yoksa izlenecek bir film seçeriz, birlikte izleriz. Olmadı bir müzik programı olur. Çerezleri masaya getirir Ortak sosyal paylaşım zamanı yaparız. Akşam saat: 22.00 gibi günün nöbetçisi meyve tabağı hazırlar. Bazen de Türküler bırakırız geceye. Alt üst komşular söyleriz birlikte. Bir sizden bir bizden misali olur. 

Gün içinde uyumak yoktur, uyumamaya alışmak önemlidir gün içinde hapishanede. 

Düşler uyanık kalır gecede 

Gece olur, saat: 24.00, artık yatma, uyuma zamanıdır. Derin sessizlik başlar. Gecenin koynunda düşler uyanıktır sadece.

Haftada en az bir gün kolektif okuma, tartışmaya ayrılır. Günlük siyasal gelişmeler, günlük yaşamın sorunları da gündemi olur. Kolektif akıl ve iradenin silueti düşer, rengini verir özüne de diline de.

Haftada bir gün üç, üç buçuk saat diğer bölümlerde kalan en fazla 10 arkadaşla sohbete çıkılır sırasıyla. Hapishane içi zamanı daha uzun açık görüş yapılır yani. Sayımız bir ara üç grup kadardı, üç haftada bir tüm arkadaşları görme, sohbet etme fırsatımız olurdu. Derin derin baş başa ve birlikte sohbet eder özlem giderirdik. Bir de aynı blokta olan ama ayrı hücrelerde kalan arkadaşlarla Halı saha ya da kapalı spor salonuna bir saatlik spor için çıkardık. Halı sahada futbol, kapalı salonda voleybol, basket bol maçı yapardık kendi kendimize. Zaman ne de çabuk geçerdi görüş zamanı gibi hem de. Sınırlı zaman tez geçerdi hep. Tüm bunlar hapishanede her şey normal seyrinde gittiğinde yapılır. Normal seyrinde gitmediğinde hep aksar yada eksik kalır. Aksadığında kapıyı döver, slogan atarsın protesto amaçlı. Yer gök iniler hapishanede. Aksayan, eksik olan şeyler olduğunda Tutsaklar hep alacaklı olurdu ama borçlu bulunmazdı.

Ayda bir rutin asker gardiyan araması, bazen de baskın aramalar, zemin yoklama, güvenlik kontrol yer, duvar araması olurdu. Baskın aramalarda bazen tüm eşyalar dökülüp saçılır, müdahale edersin, gerilim yaşanır, hatta karşılıklı itilip kalkılma da yaşanır.

Öğrenmek Yaşamı Bilinçli Kılmaktır 

O güne kadar ömrü hayatında eline kitap almamış, kitap okuma deyince iki sayfadan sonra sıkılan insanlar vardı arkadaşlar içinde. Onlara kitap okumayı sevdirmek çabası önemlidir, değerlidir. Serüvenci, maceralı hikayeler, öyküler, romanlar en çok ilgilerini çekerdi önce. Onlardan başla derdik. Yavaş yavaş alışır, bir iki ay içinde bir de bakmışsın kitap kurdu olmuşlar. Çünkü okumazsan mektup bile yazamazsın, mahpusluk çekilmez olur, yata yata bitirilmez olur. Okumak önemlidir bunun için. Okuduklarımız üzerine sohbetler ederdik ikili üçlü voltada bazen de hücremizde. Çay, kahve saati, hadi gelin alın diye çağırır günün nöbetçisi arkadaş, “tamam geliyorum, iki üç sayfa kaldı konu başlığına, bölüm sonuna” diye sesler duyulur. İlk kez birden çok kitap okumaya hapiste alışanlar şiir, öykü, güzel mektup, karikatür, resim hatta roman bile yazıp çizmeyi öğrendiler. İçeri de dergi çıkartmaya başladık, hemen herkes Bir şeyler yazdı, çizdi her sayısında derginin. Üç sayı çıkardık ben içerideyken. Okumak öğrenmek, öğrenmek yaşamı bilinçli kılmaktır. 

İşte böyle. Okumaya sardın mı zamanı, örgütledin mi zamanı, zaman sana yetmez olur mahpusta. Gelen mektupları bile geciktirdiğin olur zaman yetmediğinden. Mektuplar ki, mahpus için içerideki yaşamın can suyudur, dışarıdaki sesi, soluğu, nefesidir. Hele ailesinin sıkça görüşe gelip gitme koşul ve olanakları olmayanlar için mektup daha bir önemli, değerlidir. Alışverişte kantin listesi yaparken her şeyden kısar, ama mektup posta giderinden kısmazdık bu yüzden. 

Günlüğe düşen ahval. 

Sizlere mahpusluk hallerini, yaşamı düzenleme çabasını, günü ve zamanı örgütlemeyi anlatmaya çalıştım. Biraz uzun oldu biliyorum. Uzun yazıların okunmasının sıkıcı olduğuna dair önsel bir yargı oluştuğundan da haberdarım. Yine de Yazanın çektiği zahmeti, verdiği zamanı okuyanın, okuyucunun da çekip vermesinden yanayım. Uzun yazı şikayetleri duyunca aklıma hep Işık Kutlu ve onun bu konudaki söylemi gelir. Onun söylemi beni gülümsetir hem de düşündürür.

Bu günlerde de zamanı örgütlemeye, günü planlamaya çalışıyorum. Kitap okuyorum, çok okuyorum bu aralar. Ve yazıyorum. Corona’lı zamanı böylece fırsata çevirmek gerek. Okumaya zaman olmuyor, bulamıyorum diyenler içinde iyi bir fırsat. Gerçi fırsat, ya da olanak denilen değerlendiren için fırsat ya da olanak sayılır. Bunu unutmayalım.

Böyle gelmiş gelmesine ya… 

Geçer, bu günlerde geçer diyen diyene konuştuğum dostlardan. Geçecek elbet, bir sabahtan bir sabaha, bir akşamdan bir aksama. Ömrün bir baharı tutuldu Corona’ya, geçecek elbet, kahır kahır kahırlansak da kahrolası şu düzene. Vaz geçmek yok umut etmekten, umutlu türküler söylemekten.

Bir virüs bile bu kadar sarstı bu hastalıklı düzeni. Sağlık sistemini çökertti, yetmez kıldı hepimizin gözleri önünde. Kaçınılmaz sona doğru gidiyor gitmesine de bunun farkında, bilincinde olmak, olup da gereğini yapmak önemli.

Neylersin, Kapitalizmi kurtaracak olan yok, son verecek var şatafatlı saltanatına. Ama o da örgütsüz, o da önderliksiz. Olanında olduğu kadarıyla köksüz, dal budaksız oluşudur. İşte kahrolası kapitalizmin bu virüslü ömrünü uzatan onun mezar kazıyıcısı olan, olacak olanın hemen hemen dünyanın her yerinde gerçek anlamda örgütsüz ve siyasal öncüsüz oluşudur. Olanlarında işçi sınıfı ve emekçiler içinde köksüz, dal budaksız oluşudur. Bu günlerde geçecek, bu hallerde bitecek elbet. 

Bugün o yarınlara çıkacak, güneşli güzel günler göreceğiz. Bahar sabahları, yaz akşamları tadında yaşanacak.

Sağlıcakla kalın!

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑