Yazarlar

Published on Şubat 27th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Hanau katliamcısı öldü, peki kim yargılanacak? – Perihan Baçaru

Hanau’daki  saldırı bizlere Nazilerin nasıl silahlandığını,  neler yapabileceklerini, göçmenlerin ve mültecilerin hayatının nasıl bir tehlike altında olduğunu bir kez daha göstermiştir…


Geçtiğimiz hafta 19 Şubat Çarşamba günü Hanau’da, Tobias R. tarafından  gerçekleştirilen ırkçı saldırı sonucu 9 kişinin hayatını yitirdiği katliamın etkisi  henüz yakıcı bir şekilde devam etmektedir.


Hanau katliamı televizyon programlarında tartışıldı, gazete köşelerinde yorumlandı, sosyal medyada da yazıldı ve sokaklarda protesto edildi.

Ancak benim dikkatimi çeken ve özellikle üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm    birkaç önemli noktaya buradan değinmek istiyorum.

Irkçılık sadece bir hastalık mıdır,  yoksa ideoloji midir?

Birinci nokta: Medya’da saldırganın ‘hastalıklı’ olduğu üzerinden yapılan yorumlar ve buna paralel olarak, ‘ırkçılık hastalıktır’ yorumlarının ön plana çıkarılması.

Bu da bize ırkçılığın ne olduğu ve kapitalist sistem tarafından neden ve nasıl topluma empoze edildiği, ırkçılıktan kimlerin beslendiği ve çıkar sağladığı üzerine tekrar tekrar tartışılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Milliyetçilik ve ırkçılık, içinde yaşadığımız sistem tarafından bilakis bilinçli bir şekilde topluma empoze edilen ve  sistemin kendisini var etmek için kullandığı en önemli silahlardan biridir. Kendinden olmayanı öteki olarak görme, ötekini tehdit unsuru olarak algılama ve öteki olarak gördüğünün yok edilmesini arzulama.

Hanau’daki katliamı yapan Tobias R. Geride bıraktığı, Almanya’da sınır dışı edilmesi mümkün olmayan yabancıların imha edilmesi gerektiği” sözleri tamda bu bakışın dışa vurumu olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca katliamı yapanın hasta olması bir şey değiştirmez, mesele onun ırkçı bir bakış açısı ve söylemlerle, göçmenlerin yoğun olarak gittiği mekâna saldırının yapılmış olmasıdır.

Irkçılık bir zehirdir

İkinci nokta ise saldırının arkasından Başbakan Merkel ırkçılık zehirdir demesi.

Tabi ki ırkçılık bir zehirdir ve insanlığın gelişiminin önünde en büyük engeldir. Kınaması da doğrudur. Ama iyi, hoş güzelde, yıllarca Almanya’nın bir göçmenler ülkesi olduğunu kabul etmeyen, seçim dönemlerinde göçmenleri seçim malzemesi yapan, elli yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşayan göçmenlerin  en demokratik hakkı olan seçme ve seçilme haklarının verilmesini ret eden bu gibi partiler değil miydi?

Ayrıca Almanya’yı taşeron cenneti haline getirerek emek sömürüsünün daha derinleştiği, reel ücretleri düşürerek yoksulluğun arttığı, insanların kendini güvende hissetmedikleri  bir ülke haline getiren politikaları uygulayanlar sorumlu değiller mi?

AfD ile Thüringen’de eyalet seçimlerinde iş birliği yapanlar ırkçılığın gelişmesinden sorumlu değiller mi?

Hanau’daki katliam bir sonuçtur, bu sonuçtan ırkçılığı körükleyenler sorumludur!

Önlem ama hangi önlemler?

Üçüncü nokta: hükümetin  her ırkçı katliamın arkasından,  alınması gereken önlemler üzerine yürüttüğü tartışmalar.

Hükümet, ırkçılığa karşı her alanda köklü bir mücadele yürütme yerine tam tersine polisiye önlemler üzerinden tartışıyor. Ayrıca toplumun tepkisinden çekinerek çıkaramadıkları, polislerin yetkilerinin artırılması gibi yasaları da bu tür olayları fırsat bilerek çıkarıyorlar.

Hanau’nun katliamcısı öldü. Kim yargılanacak?

Dördüncüsü: Hanau’da saldırıyı yapan ırkçı Tobias R. annesini öldürüp sonra intihar ettiği iddia ediliyor.

Peki Tobias R.’yi azmettiren ırkçı, faşist yapılanmaların sorumluluğu ne olacak? 

Kim veya kimler yargılanacak?

Bild gazetesinde çıkan bir habere göre, katilin kullandığı silahlardan birisi polislerin de kullandığı  bir silah tipi olduğu iddia edilmekte. Tam da bu noktada, Hanau’daki saldırı bizlere, nazilerin nasıl silahlandığını, bu ülkede neler yapabileceklerini, göçmenlerin ve mültecilerin hayatlarının nasıl bir tehlike altında olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Sadece göçmenler veya farklı kimlikten olanlar değil, ırkçılığa karşı çıkan anti-faşist almanlarında tehlike altında olduğunu göstermiştir.

Bir diğer tehlike altında olanlar ise kadınlar. Çünkü dünya genelinde Neo-Liberal politikaların hızlanmasıyla, ırkçılık  ve  kadın düşmanlığı birbirine paralel yükselirken, silahlı saldırılarda artarak devam etmekte, bu durum ise kadınları daha fazla etkilemektedir.

Geçtiğimiz günlerde Hamburg’daki Eyalet Seçimlerinde SPD, Yeşiller ve Die Linke’nin oylarını artırması, FDP’nin barajın altında kalması her ne kadar olumlu bir gelişme olsa da, son olaylardan sonra  AfD’nin her şeye rağmen parlamentoya girebilmesi bence  oldukça düşündürücü.

Umut bizde, tek çare örgütlenmede!

Irkçılığa ve faşizme karşı   tek yol anti- faşist mücadeleyi her alanda örgütlemekten geçer.

Ama ırkçılığa karşı başka bir ırkçılıkla veya  ırkçı söylemlerle değil,

her türden ırkçılığı ve ırkçı söylemleri ret eden bir dille  mücadele büyütülmeli.

Özellikle biz kadınlar ırkçılığa karşı mücadeleyi,  diğer kadın örgütleriyle birlikte kadın cephesinden büyüterek, ilmek ilmek örmek zorundayız.

            Hep birlikte anti-faşist mücadeleyi büyütelim!

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑