fbpx

İlerici Enternasyonal

Published on Temmuz 25th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

İlerici Enternasyonal komünist enternasyonalin bir adımı kılınabilir – Mahir Sayın

Bizler Lenin’in öğrencileriyiz. Biz hayal kurarız ve bizim hayallerimiz gerçeğin ufkunun ötesine ulaşır. Ama biz hayallerimizle gerçeğin temas noktalarının neler olduğunu da biliriz. Hayallerimiz itici gücümüzün, onların gerçekle bağını gözetmemiz de gerçekçiliğimizin temelini oluşturur.

Küresel dayanışma acil zorunluluk haline geldi

21. yüzyıl dünya kapitalist pazarının daha fazla bütünleşmesini getirirken zaten enternasyonalist olmak zorunluluğunda olan işçi sınıfı hareketini de daha fazla bu doğrultuda zorlar hale geldi. Sadece bununla kalmadı, sınıf mücadelesini yeni toplumsal değişim dinamikleriyle, yeni türden ülkesel ve küresel bir mücadele birliği içine soktu. Korona salgınının buna eklenmesiyle, özellikle altta kalanların ortak felakete karşı küresel dayanışma ihtiyacı içerisinde oldukları gerçeği insanlar için daha açık hale gelmeye başladı.

Esasında 3. Sanayi Devrimi ve neoliberalizmle birlikte dünya pazarının yoğunlaşan entegrasyonu ve üretimin kazandığı küresel karakter, işçi sınıfının ekonomik mücadelesinin de küresel bir boyutta yürütülmesi zorunluluğunu çoktan aşikâr hale getirilmişti. Üretimin büyük birimlerden uzmanlaşmış ve dünya üzerine yayılmış birimlere taşınması, iletişim ve ulaşım imkânlarının genişlemesiyle birlikte, herhangi bir ülkede grev silahını kullanmaya kalkışacak belli bir işçi kesimi grevin etkili olabilmesi için, dünyanın başka bir yerinde aynı sektörde üretim yapan başka işçilerle dayanışma zorunluluğunu kendi varoluş koşulu olarak algılamaya başladı. Sadece işçiler değil, var olan sistem içerisinde altta kalan ne kadar toplumsal dinamik varsa, yine iletişim ve ulaşımın zaman ve mekân kavramını önemsizleştirmesi sonucu, küresel düzeyde birbirleriyle ilişkilenip ortak küresel eylemler gerçekleştirme noktasına geldiler. Bu anlamda enternasyonalist mücadele birliği dünden farklı olarak günlük hayatın doğrudan bir parçası haline geldi.

2008 krizi ile sona erdiği kabul edilen neoliberalizmin yerine elde varolan herhangi bir şeyin geçirilemeyeceğini dünya burjuvazisi herkesten önce kavradı ve yeni bir sermaye birikim modeli geliştirebilmek için kolları sıvadı. Bütün metropol ülke burjuvaları neoliberal dönemde emek yoğun üretim ve otomasyon temeline dayalı ekonomi (insan emeği ve robot ortak çalışmasına dayalı eski fabrikanın) yerine, üretimin gittikçe dijitalleşmesinin hazırladığı zemin üzerinde, işletmelerin yatay ve dikey entegrasyonunu esas alan akıllı fabrika ve akıllı değer zincirlerini geçirmeyi planlıyor. Böylece üretkenliğin muazzam ölçülerde artırılması sayesinde kâr oranlarının da yeniden yukarıya çekilebilmesinin imkânı yaratılmış olacak. Trump başkan adayı olduğunda “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” derken “kaçan sermayeyi geri getireceğini” ve sermayenin daha karlı alanlara kaçması sonucu yıkıma uğrayan ve pas kemeri (rust belt) diye adlandırılan eyaletlerde “işsiz kalanları yeniden istihdam edeceği”nin sözünü muhtemel ki buna dayanarak vermişti. Ama işler pek onun beklediği gibi gitmedi. Özellikle Çin’e karşı açmış olduğu ticaret savaşlarının bir parçası olarak “Çin’i terk etmedikleri takdirde vatan haini ilan edilecekleri” tehdidi karşısında sermaye ya hiç tınmadı ya da Çin’den ayrılsa bile bu kez de Vietnam’a gitti.

Sanayi üretiminin akıllı fabrikalarda gerçekleştirilmesi demek:

a- Küresel rekabetin savaşa yol açabilecek düzeyde keskinleşmesi

b- Yeni bir sömürgeleştirme ve köleleştirme döneminin başlaması

c- Rekabetin gereği ekolojik yıkımın şiddetlenmesi

d- Niteliksiz ya da düşük nitelikli emek gerektiren işlerin makinalara yaptırılacak olması sonucu kadınların üretim sürecinden öncelikle dışlanması (şimdiden büyük mağazalarda kasalar ortadan kalkmaya başladı.)

e- Muazzam bir fazla nüfusun ortaya çıkması (yedek issizler ordusu değil); zira bu sanayi devriminin öncekiler gibi büyük miktarda yeni işler yaratacağı beklenmemektedir.

f- Sınıflar arası gerginliğin şiddetlenmesi sonucu toplumun zapturapt altına alınabilmesi için yeni türden bir faşizm olarak nitelenebilecek olan gözetleme ve denetim devletinin oluşturulması. Tek tek bireylerin izlenmesi ve yönlendirilmesine dayalı bu yeni egemenlik sistemi geçmişten çok farklı olarak biyo iktidarı daha etkin bir duruma getirecektir.

Korona pandemisinin ortaya koyduğu gerçeklerden biri de bu devlet biçiminin 4. Sanayi Devrimi’ni beklemeden hayata geçirilmeye başlanması oldu. Korona krizi, başka şeyler yanında, böylesine bir denetimin itirazsız nasıl gerçekleşebileceğini bize gösterdi. Burjuvazi denetim geliştirme açısından bir deney yaşarken biz de o denetime uluslararası çapta karşı durmak için bir başka deneyim edinmiş olduk. En önemlisi de korona salgınını engellemenin küresel dayanışma olmadan mümkün olamayacağı her gün biraz daha fazla ortaya çıkıyor.

ABD’de bir siyahın öldürülmesi kısa zamanda tüm dünyanın sorunu haline gelebildi.

Bunların hepsi küresel olarak cereyan eden işler babından, yerel olduğu kadar küresel düzeyde de bir dayanışmanın, hızla karşı güç odakları yaratılmasının zorunlu ve imkanlı hale geldiğini göstermektedir. Uzun zamandır bir devrimci dalga yükseliyor ve biz bunu hem yerel hem de küresel düzeyde içinde yaşadığımız çağın gereklerine uygun bir yapılandırmaya kavuşturamadığımız için de her yükselişi bir gerileme izlemektedir.  Burjuvazinin toplumsal denetimi güçlendirmenin bir aracı kılmaya çalıştığı pandemi, yarattığı çaresizlik kadar, insanların zihinlerini de yerel ve uluslararası dayanışma konusunda zorlamaktadır.

Yeni bir devrimci dalganın yükselmesinin en önemli koşulları 50 yıl öncesi gibi yeniden ortaya çıkmaya başlamış bulunuyor. İnsanlık ‘68’i değerlendiremedi ve şimdi sosyalizmin kalıntılarının da ortadan kalktığı bir devire geldik. 50 yıl dünya oligarşisine hediye edilmiş bir yarım asır oldu.

Bu kez farklı olabilir. Bunun yanıtı yerel birlikler/koalisyonlar ve küresel eylem birliğinde yatıyor.

İlerici Enternasyonal ve zaaflar

3. Enternasyonal’in gereksiz bulunup kapatılmasının üzerinden 77 yıl geçmiş olmasına ve bu arada birçok “komünist” enternasyonaller kurulmuş olmasına rağmen, uluslararası mücadeleyi birleştirebilecek bir yapılanmanın oluşturulması mümkün olmadığı gibi, dünya sosyalist hareketinin bundan çok fazla da rahatsız olduğuna dair bir emareye rastlanmamıştır. Dünya Sosyal Forumu’nun sevindirici ama sonuç vermeyen girişimlerinin ardından yeni bir girişim olarak İlerici Enternasyonal bir kez daha dünya gericiliğine karşı bir ortak cephe örmeye aday olarak siyasal sahnenin önüne geldi.

İlerici Enternasyonal, zamanın ruhunun yakalanarak gündeme getirilmiş bir girişim olarak, küresel dayanışmayı tartıştıran, dünya gericiliğine karşı bir barikat kurulmasını savunan bir öneri olarak, önemli bir rol oynamaya aday olmuştur. Ne var ki, girişim kendisini kapitalizmin sınırlarından açık ifadelerle kurtaramamış, demokrasinin sınıfsal karakterini açığa çıkararak kesintisiz bir biçimde sosyalizme bağlanacak bir formülasyonu oluşturamamış olmak açısından eksik ve, talepleri itibariyle, sosyalizm bağlantısı kurulmadığı müddetçe çözümsüzlüklere ilerleyecek bir karakter taşımaktadır.

İçinde yer alacak olan sosyalistler onu dünya gericiliğine karşı bir ortak cephe olarak kabul edip kesintisiz bir devrim anlayışı içinde bu ortaklığı sosyalizme geçişte bir dayanak noktası olarak değerlendirebilirler. Taleplerin formüle edilişinde zaaflı, tartışmaya açık noktalar bulunmaktadır. Kendisini sosyalizme kapalı tutmayacak biçimde formüle edilen talepler bu açıdan tartışmaya açık durumdadırlar:

-Formülasyonları sosyalistler tarafından da yorumlanarak kesintisiz devrim anlayışı içerisinde sosyalizme bağlanabilecek talepler olarak yeniden formüle edilebilirler;

-Kapitalizmin aşılmasından post-kapitalizm ve iş kültünün ortadan kaldırılması olarak söz ederken, kapitalist özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasından açık bir biçimde söz etmemektedir;

-Sömürgeciliğe karşı talep ortaya koyarken bunun emperyalizmin eseri olduğu gerçeğine dayalı olarak anti emperyalizmi ve emperyalizmin kurumlarına karşı alınacak tutumu açıklıkla dile getirmemektedir.

-Ekolojik yıkım konusunda yeşil kapitalizmden ne kadar öteye gidebileceği konusunda açık ifadeler yoktur. Reformlar kuşkusuz dayatılmalıdır ama bunların sınırlarının da görülmesi gerekir. Özellikle Endüstri 4.0 koşullarında reformların da ihlale uğrayacağının açıklıkla ortaya konulması gerekir. Örneğin, Trump, kapitalizmin aşılmasıyla hiçbir alakası olmayan Paris İklim Anlaşması’ndan 2019’un sonunda çekildiğini kolaylıkla ilan edebildi.

-Feminizm ve LGBTİ+ hareketleri ancak örtük olarak dile gelmektedir. Dünya gericiliği karşısında en önemli bileşenlerin açıklıkla ve eşit ortaklar olarak talepleriyle birlikte dile getirilmesi gerekir.

Sayılabilecek başka eksikliklerle de birlikte henüz rüşeym halinde bir öneri olarak önümüze gelmiş olan İlerici Enternasyonal’i olmuş bitmiş bir yapı olarak önce karşıya yerleştirip ardından da komünist enternasyonale göre eksikliklerini saymak, kuranların değişik zaman ve mekanlarda ettikleri lafları alıp bu yapıya karşı çıkmanın malzemesi yapmak ve onların burjuvazinin bizi ayartmak için görevlendirdiği ajanları olduğu iddialarıyla akıl yürütmek 77 yıldır enternasyonalsiz geçen dünya sosyalist mücadelesinin yine küresel bir birlik olmadan sürdürülmesine ve burjuvazinin uluslararası birlikleri karşısında zaaf içinde kalınmasına izin  verilmesi anlamına gelir. Korona pandemisinin de katkılarıyla küresel düzeyde yükselen küresel dayanışma atmosferinin yarattığı olumlu havadan yararlanarak bu önerinin tartışılmaya ve gerçek bir ilericiler cephesi haline getirilmeye ihtiyacı vardır. Ama bu da izleyerek değil müdahale ederek mümkün olabilir.

İlerici Enternasyonal ve sosyalist/komünist enternasyonal

Nasıl ki antifaşist cepheler sınıf öncülüğü olmadığı takdirde sistem içi kalabilirlerse dünya gericiliğine karşı olan bir cephe de sosyalizmin yol göstericiliği olmadığı takdirde sistem içi kalmaya mahkûm olur. Ne var ki gericiliğin gittikçe şiddetleneceği ve burjuvazinin gözetleme devletinden başka çıkış yolunun olmadığı kabul edilirse demokratik ittifak için kendiliğinden iki yol kalır: Ya mücadeleden çekilmek//bölünmek ya da toptan sosyalizm doğrultusunu benimsemek.

Bir kesim “sosyalist” bizim başımıza gelecekleri bizim yaptıklarımızın sonucu değil de burjuvazinin sürekli kurduğu tezgâhların eseri olarak görürler. Biz içinde olduğumuz yapıları böleriz; tanrının günahlar için şeytanı görevlendirmiş olması gibi biz de hemen bunun burjuvazinin bir oyunu olduğunu ilan ederiz! Sosyalist devletler kendi yaptıklarının sonucu yürüyemez hale gelir ve çöker, birilerimiz yine çıkıp, o ülkedeki halkın değil de, emperyalist-kapitalist komplonun sonucu bu noktaya gelindiğini savunur!

İlerici Enternasyonal de, kendileri emperyalist/kapitalist ülkeleri insanlığa ve işçi sınıfına komünist diye itelemeye çalışırken, batan komünizmin takipçisi olmaya kararlı geleneksel KP’ler tarafından şimdi böyle bir komplo olarak nitelenmektedir.

Bu girişimi burjuva ilan ederek elimizin tersiyle itmek kolay bir yoldur. Ama bu, aynı zamanda, kendi ettiğimiz laflarla da çelişmek ve ataleti seçmek demektir. Faşizme ve gericiliğe karşı en büyük güçleri bir araya getirmekten söz edenin bu güçler içerisinde kendisinden farklı kesimlerin olduğunu da kabul ettiği aşikârdır. Bunları da sırası geldiğinde demokrat deyip kabulleniriz. Eğer bakış açımız bu ise burada da durup karşımızda asgarisinden demokratlar olup olmadığına bakmalıyız. Dizilen taleplerin demokratik olmadığını söylemek mümkün değilse, işe bu noktadan başlamak gerekir.

Bu durum bize açıkça göstermektedir ki, demokratlarla ittifak kuracak olan sosyalistler aynı zamanda sosyalizme kesintisiz ilerleyebilmek için de kendi aralarında bir başka düzlemde bir araya gelmek durumundadırlar.

Ancak bu bir araya geliş artık eskisi gibi kendisini tek işçi partisi olarak ilan edenlerin/edilenlerin kendi aralarında kurdukları monolitik bir yapı olamayacaktır. Gerek demokrasi mücadelesinde ve gerekse sosyalizm mücadelesinde artık işçi sınıfı, eşit kabul edeceği başka toplumsal dinamikler ve de bireylerle ilişkisini yeniden düzenlemek zorundadır. Ayrıca işçi sınıfının da artık tek bir partide birleşebileceği uzak bir ihtimal olarak görünmektedir. Toplumsal dönüşümün dinamikleri olarak kabul ettiğimiz güçleri eşit ortaklar olarak kabul edecek isek bu durumda kurulacak olan sosyalist enternasyonal de sadece sosyalizm/komünizm/proletarya diktatörlüğü, işçi sınıfı öncülüğü, kapitalist özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, planlı ekonomi, diye kestirip atamayacaktır.

-Patriarkaya karşı

-Homofobiye karşı

-Ekolojik yıkıma karşı

-Çoğulculuk/Örgütlenme özgürlüğü konusunda ne dediği,

-geçmiş uygulamaları bu açıdan nasıl değerlendirildiği ve

-milli ve diğer tüm kimliklerin kendi haklarında karar verme hakkını tanıyıp tanımadığı,

-bunları sınıf egemenliğinin arkasında hiyerarşi altına sokmadan nasıl formüle ettiği açık seçik ortada olmalıdır.

Bunların tümü göz önünde tutulup çağdaş kazanımlarla şekillenen anlamları içerisinde benimsendiğinde iki ayrı küme oluşturan dünya gericiliğine karşı demokratik cephe ile sosyalist kuruluş mücadelesi kesişen iki küme haline gelirler. Bunların kesişme bölgesi sosyalistlerin asgari talepleri ile demokratların azami taleplerinin buluştuğu ara yüzü oluşturur ve bu kesişme bölgesinin büyüklüğü de sosyalizme kesintisiz geçişin imkânlarını belirler.

Bu kesişme bölgesinin büyüklüğü mücadele içinde olanların güçler dengesine bağlı bir durumdur. 2. Paylaşım Savaşı sonrasında görüldüğü gibi kimi yerlerde burjuvazi kimi yerlerde de proletarya kazançlı çıkmıştır. Kuşkusuz bu örnekleri başka etkenlerden arındırarak bu kadar saf olarak değerlendirmek çok doğru değildir. Zira proletaryanın güçleri meselesini “reel sosyalizm” damgası altında olunduğu gerçeğiyle görmek gerekir. Kimileri sık sık Doğu Avrupa’da kurulan halk cephesi iktidarlarının böyle yapılar olduklarını iddia etseler de, koalisyona katılan partilerin programlarının başına işçi/komünist partisinin öncülüğünü benimsediğini yazmak zorunda olması hiç de demokrasiyle alakası olan bir duruma tekabül etmez. Kızıl Ordu’nun varlığı koşullarında, SSCB’nin belirleyiciliği altında gerçekleşen bu devletlerin çoğulcu olduğuna kimselerin inanması pek mümkün değildir. SSCB’nin kendisi örgütlenme özgürlüğünü tanıyor muydu ki, faşizmin zulmünden kurtardığı ülkelerde bunu tanısaydı? Kendisinin sahip olduğu monolitik yapının aynısının oralarda da kurulmasını sağladı. Yine Mao’nun “yüz çiçek açsın, yüz fikir yarışsın” şiarı insanın kulağına hoş geliyor olsa da, yaşanan deneyi göz önünde tuttuğumuzda, örgütlenme özgürlüğüne ilişkin en ufak bir adımın dahi atılmamış olduğunu gördük.

Dolayısıyla bugün oluşacak olan anti-kapitalist, komünist bir enternasyonal, gerek sosyalizm kavrayışı, gerek bileşenlerinin farklılığı ve gerekse iç demokrasisi açılarından öncekilerden tümüyle farklı olacaktır. Bu bir anlamda Paris Komünü gibi, fikir birliği içinde olmayan ama kapitalizm ötesine geçme kararlılığında olan Blankici, Proudhoncu, Bakuninci ve Marksistlerin oluşturduğu bir koalisyon olarak, nasıl Marks tarafından “proletarya diktatörlüğü” olarak ilan edilmişse, şimdiki enternasyonal de böyle bir koalisyon olmak durumunda olacaktır. Ancak böyle yaptığımız takdirde günümüzde toplumsal dönüşüm için mücadele eden tüm toplumsal dinamikleri birleştiren bir küresel yapının oluşturulması olanaklı hale gelir. Bunu dışındaki yolların hepsi var olan “enternasyonallere” çıkar.

Soruna bu çerçevede yaklaştığımız takdirde başlangıç noktamızın çoğulculuk ve koalisyon fikriyatı olması gerektiği aşikârdır. Peki bu çoğulculuk ve koalisyon kimler arasında gerçekleşecektir? İttifaklar hayali ve soyut olamazlar. Esası hayatı dönüştürmeye yönelik eylem birliği olarak somut olmak durumundadır ve bu somutluk da ifadesini mücadele halinde olan güçlerde bulur. Bugün kimler patriarkaya, homofobiye, ekolojik yıkıma, kimliklerin inkârına, emperyalist gericiliğin her biçimine eylemli olarak karşı çıkıyor ve bunları eşitlik ve demokrasi temelinde bir araya getirmeyi düşünüyor ise onlarla olacaktır. Elbette bütün bu toplumsal bileşenlerin sosyalist ve demokrat bölünmeleri de bulunmaktadır. Bunların tümünün koalisyonu nereye kadar ilerler, nasıl ayrışır ya da birleşmeler gerçekleştirirler meselesi bugünden yanıtı verilebilecek olan bir soru değildir. Bütün bileşenler tam olarak öyle kabul etmeyecek olsalar da bu mücadelenin önünde esas olarak tüm dünya gericiliğinin temel üreticisi olan kapitalizm bulunmaktadır. Bu gericiliğe karşı duruş da kesişen iki kümede şekillenir: Sosyalist ve demokratik. Bu ikisinin yol gösterdiği koalisyonun hangi ölçülerde iç içe geçeceğini hangi ölçülerde ayrışacağını sadece ve sadece mücadele gösterecektir.

Böyle bir girişim için İlerici Enternasyonal bir başlangıç noktası sunmuş bulunuyor; Bu sunuş biçimi benim yukarıda tanımladığım biçimde şekillenmiş olmasa da, kendisini tartışmaya sunmuş olmak dolayısıyla, böyle bir şekillendirmeye şimdilik açık durmaktadır.  Bu tartışmanın içinden ilerlerken, onun içinde ya da yanında ikinci bir sosyalist platformun oluşturulmasının da önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. İçinde ya da yanında nitelemelerinin kullanılmasının nedeni, çoğulcu bir yapının çerçevesinin bunları içerebilecek olmasındadır.

Ama bir şeyi kesin olarak belirlememiz gerekmektedir: Bugünün dünyasında son derece farklılaşmış olan sosyalizm düşüncelerini sosyalist bir enternasyonal çerçevesinde bir araya getirmenin olanağı hemen hemen yoktur. Zira bir tür sosyalist diğer türü, bırakalım Marksizm’i, sosyalist olarak bile kabul etmemektedir. Ama mesele daha demokratik bir çerçeveye indirgendiğinde, dünya gericiliğine karşı ortak bir zeminin oluşturulabilmesi daha olanaklı olarak görünmektedir. Bu ortaklık içerisinde eylem birliğinin yarattığı anlayış birlikleri ortak bir sosyalizm kavrayışında buluşmanın imkânlarını da yaratabilir.

Bu zemine katılmakla büyük zararlara uğrayacağımız, kirleneceğimiz, başka olumlu gelişmelerin önünün kesileceğini (sanki var da biz görmüyoruz! 77 yıldır enternasyonal yok ama bizim de şikâyetimiz yok!) iddia edenler, uğrayacağımız hiçbir zararı, üzerimize gelecek hiçbir kiri somut olarak gösteremezler. Bunlar garanticilik alışkanlıklarının kimilerimize hediye ettiği ve ataletin korunmasına neden olan anlayışlardır.

Bizler Lenin’in öğrencileriyiz. Biz hayal kurarız ve bizim hayallerimiz gerçeğin ufkunun ötesine ulaşır. Ama biz hayallerimizle gerçeğin temas noktalarının neler olduğunu da biliriz. Hayallerimiz itici gücümüzün, onların gerçekle bağını gözetmemiz de gerçekçiliğimizin temelini oluşturur.

Yenilebiliriz ama daha iyi yenilmek için bir daha ayağa kalkarız!

Bekleyelim görelim değil, yapalım ve görelim!

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑