fbpx

Emek

Published on Haziran 17th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

İşçi Sınıfı tarihinde bir mevzi: Sendikalar ve gelişimi -I- Savaş Demir

Türkiye işçi sınıfı tarihi bakımından en anlamlı günlerden biri olan 15-16 Haziran direnişi halen önemini ve güncelliğini korumaya devam ediyor. 1970’te, iş yaşamını ve temel sendikalar kanununu düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda yapılan değişiklik ile birlikte işçilerin sendika seçme özgürlüğü gasp edilmiş, sendika değiştirmeyi zorlaştırmıştı. Bu yasa ile birlikte sermaye ve devleti işçi sınıfının sendikalaşmasını önlemeyi amaçlıyordu. DİSK ve bağlı sendikaların yasaya karşı başlattıkları eylemler tüm ülkeye yayıldı. Tarihe Türkiye’de ilk ülkeye yayılan genel işçi eylemi olarak geçen bu direnişte Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Necmettin Giritlioğlu olmak üzere 4 işçi bir esnaf ve bir polis hayatını kaybetti.

Her ne kadar CHP ve TİP’in başvurularının ardından yapılan itiraz üzerine iptal edildiği söylenen yasa, esasen işçi sınıfının direnişi sonucu iptal edildiği tarihe yazılmış oldu.

Dünden bugüne bakıldığında elbette en küçük demokratik hakları için mücadele eden işçi sınıfı ve emekçilere yönelik her türlü şiddeti devreye koyan sermaye devleti, 15-16 Haziran, 1 Mayıs 77 gibi önemli dönemlerde katliamlara başvurmuştur.

Tarihsel bakımından işçi sınıfı açısından en önemli kitle örgütü olan sendikalara karşı sermaye neden bu kadar tahammülsüz. Dünyanın her yerinde, kapitalist sömürünün her alanında, işçi sınıfının en küçük örgütlülüğüne karşı düşmanca politika uygulayan burjuvazi, Sendikal örgütlüğünü fiziken yok edemeyince onların içini boşaltarak ‘sarı sendikalara’ dönüştürdü. Yani sınıf işbirlikçiliği politikası izleyen birer burjuvazinin dalga kıran aracına dönüştürülen Sendikalar, işçi sınıfı ve emekçilerin en önemli mevzisinin kaybedilmesine yol açtı.

Tarihte, ilk sendikal örgütlenme buharlı makinaların kitlesel bir şekilde kullanılmasıyla ortaya çıkar. Henüz 18. Yy ortalarından başlayan buharlı makinaların kullanımı yani kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı dönemlerde, İngiltere, Almanya ve Fransa’da işçi sınıfı kötü yaşam koşullarının düzeltilmesi amacıyla dayanışma dernekleri ve yardımlaşma sandıkları kurdular. İşçi ve emekçilerin ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla kurulan bu örgütlenmeler, 18 saatlik iş zamanına, işten çıkarılmalara, kadın ve çocukların ağır koşullarda çalıştırılmalarına, iş kazaları ve mesleki hastalıklara ve ücretlerin ödenmemesine  karşı mücadeleleri örgütleme amacı taşıyorlardı. Bu örgütlenmeler sayesinde oluşan sınıf bilinci, sendikaları ortaya çıkardı. Sendikaların kendileri için önemli bir mevzi, mücadele aracı olarak kavrayan işçi ve emekçiler, grev denen eylem biçimini ortaya çıkardılar.

Böylece, sermaye sınıfına karşı,  ücretlerin artırmak, insanca yaşama koşullarına kavuşmak için, topluca işi durdurarak patronları, taleplerini kabul ettirmeye zorladılar.  Bu süreçten itibaren burjuvazi, sendikalara ve sendikalaşmaya yönelik sürekli bir saldırı yürüttüler. 1791’de Fransa’da 1799’da İngiltere’de işçilerin örgüt kurmalarının engelleyen yasaları devreye koysalar da, işçi sınıfı mücadeleler sonucu bunları geri aldırdılar. İngiltere’de 1824’de, Fransa’da 1884’de sendika örgütlenmesi yasal olarak tanındı.  Sonraki yüzyıllar ve yıllar işçi sınıfı ve burjuvazinin sınıf savaşımının önemli bir alanına dönüşen sendikalar, dönem dönem sermayeye geri arttıran roller oynarken, bazı dönemlerde ise burjuvazinin ideolojik etkisinde işçi sınıfının mücadelesine set kuran roller oynadı. Bir işçi örgütlenmesi olarak tarih sahnesine çıkan sendikaların önemini kavrayan burjuvazi, bu mevziyi kendi gerçek rolünden kopararak işçilerin hak alma mücadelesini frenleyen role dönüştürdü. Sınıf sendikacılığını sürdüren sendikaların dışında işbirlikçi sendikacılığında önemli düzeye geldiği bugünkü uluslar arası sendikaların genel durumuna bakarak söylemek mümkün. İşçi ve emekçilerin gerçek sınıf mücadelesini savunan ve buna uygun mücadele hattı yürüten anlayışın sınıf sendikacılığı olarak tanımlanması da bu tablodan kaynaklı olduğu belirtmek gerekiyor. 

İşçi sınıfı mücadelesi sonucu, özellikle Avrupa’daki sendikaların zorlamalarıyla, 1919 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu. Yine sendikal mücadelenin sonucu olarak kabul edilen  “İşçi Hakları Bildirgesi”nde, Emeğin bir meta gibi değerlendirilmesi, Sendikal örgütlenme hakkının sağlanması, Yeterli bir yaşam düzeyini koruyabilmek için elverişli ücret ödenmesi, Günlük 8, haftalık 35 saat çalışma süresi, Haftada en az 24 saat dinlenme süresi, Ülkede tüm işçilere eşit davranılması, işçilerin korumayı amaçlayan yasa hükümlerinin uygulamasını sağlayacak denetim sisteminin kurulması gibi yasalar kabul edildi. Ancak dünden bugüne baktığımızda, bu maddelerin tek biri dahi kalmamış, hatta daha ağır maddeler konularak işçi sınıfı ve emekçilerin tarihsel kazanımları yok edilmiştir.  Tarih sahnesine işçilerin temel haklarını savunmak amacıyla çıkan Sendikalar, şimdi bu kazanımların korunması, savunulması ve yeniden elde edilmesi mücadelesinin çok uzağında durmaktalar.

2. Dünya savaşın sonlarına doğru Filadelfiya’da toplanan Uluslar Arası Çalışma Örgütü (ILO), tarihsel bildirgelerinden biri olarak tanınan, amaç ve hedeflerinin belirtildiği “Filadelfiya Bildirgesi”ni 1944 yılında yayınladı.  Sosyalist devletlerin varlığı Sosyalizmin dünya işçi sınıfı içerisindeki etkisi ile bildirgede işçi sınıfı ve emekçilerin lehine daha fazla kararlar alındı ve yayınlandı. Bu dönemde sendikalar, bir yandan toplumsal rollerini genişletirken, çalışma koşullarının, örgütlenme hakkının evrensel ilkeleri daha da belirginleşti. ILO bu konuda önemli bir işlev gördü. ILO Konferanslarında kabul edilen gerçekleştirilen yasal düzenlemeler, birçok ülkede istemlerin yaşama geçirilmesini, işçi sınıfının soluklanmasını sağladı.

Devam edecek…..

16.06.2020

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑