fbpx

Emek

Published on Haziran 23rd, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

İşçi Sınıfı tarihinde bir mevzi: Sendikalar ve gelişimi -II- Savaş Demir

Gerek uluslararası işçi hareketi ve gençlik hareketinin ülkemize yansıması sonucu işçi sınıfı hareketinde de bir canlanma olmaya başladı. 15-16 Haziran eylemleri ile birlikte işçi sınıfı yeni bir sürece girmiş oldu…

Türkiye’de Sendikacılığın Gelişimi

Türkiye’de işçi sınıfı ve sendikal mücadele esas olarak sanayileşmenin gelişmesi ile birlikte başlar. Bu süreç elbette dünyadaki sendikaların ortaya çıkışından epey sonraları olur. Bunun bir nedeni sanayileşmenin geç oluşu iken, tarım işçiliğinin yaygınlığı, sendikalaşma faaliyetinin neredeyse olmaması ve grev gibi eylem biçimlerinin neredeyse vatan hainliğiyle eş tutulmasıdır. 1830’larda yapılan grev ve eylemlerde bir takım haklar elde edilse de, sendikal alanda bir gelişim olmamıştır.

1871 yılında işçilerin sendika tarihi bakımından örnek gösterilebilecek ilk örgütlenmesi, işçi dayanışma derneği gibi çalışan Ameleperver Cemiyeti belki de Türkiye’de ilk örgütlenme diyebiliriz.

Bu kazanımla birlikte Türkiye’de ilk yasal grevler yapılmaya başlamıştır. 1872 yılında Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçilerinin grevi buna örnektir. 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanının ardından, 1909’da çıkarılan Cemiyetler Kanunu ile birlikte yasal bir kazanıma kavuşan örgütlenme hakkı ile birlikte sanayileşmenin geliştiği bölgelerde sendikalar kurulurken, grevler olmaya başladı.

Özellikle 1920’lerden sonra Cumhuriyetin ilanı ile birlikte sanayileşmenin de gelişmesi sendikaların artmasına, işçi sınıfı mücadelesinde grev vb eylemlerin de artmasına yol açtı. Osmanlı döneminde Tersane, Telgrafhane, Maden alanlarında sınırlı kalan işçi sınıfı ve mücadelesi giderek yaygınlaşmış, bu paralelde sendikalaşmanın da önü açılmıştır.  Özellikle 1925 – 1946 yıllarında kısıtlanan Sendika kurma hakkı, 1947 yılında yeniden yasalaşır. 1952 yılında Toplu İş sözleşme ve grev yapma hakkı olmayan sendikalar birleşerek TÜRK-İş’i kurarlar.

1961 yılında Anayasa’ya eklenen grev hakkının 1963’teki Kavel grevinde yetersiz görünmesinin ardından, gerekli düzenlemeler yapılarak 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu çıkarıldı.  Sonraki yıllarda gerek uluslar arası işçi hareketi ve gençlik hareketinin ülkemize yansıması sonucu işçi sınıfı hareketinde de bir canlanma olmaya başladı. 15-16 Haziran eylemleri ile birlikte işçi sınıfı yeni bir sürece girmiş oldu. 

1980 Darbesi

1980 faşist darbe ile birlikte yeniden yasaklanan sendikalar ve işçi sınıfı eylemleri 80’lerin ortalarından itibaren yeniden canlanmaya başladı.

1980’lerin başında,  Turgut Özal’ın tam yetkiyle ekonomi yönetimi altında “24 Ocak Kararları” olarak anılacak olan ve Türkiye’yi “serbest piyasa düzeni”ne ulaştıracağı iddia edilen “istikrar paketi”ni devreye koymuştur.  Bu kararlarla birlikte, artan enflasyonu denetim altına almayı, dışarıda ödemeler dengesini sağlamayı, özellikle de özelleştirmeler vb. neoliberal politikalar aracılığıyla ekonominin kapitalist dünya ekonomisine entegre edilmesi amaçlandı.  24 Ocak Kararları,  işçi sınıfı ve emekçilerinin haklarına yönelik büyük bir saldırı anlamına gelmiş ve aynı yıl içinde gerçekleşecek olan 12 Eylül darbesinin de zeminini oluşturmuştur.

12 Eylül 1980 askeri darbesi ile birlikte işçi sınıfı ve sendikalar bakımından izleri uzun süre silinemeyen etkiler ortaya çıktı. Esasen işçi sınıfı ve sendikal hareketin 70’li yılların sonuna kadar süren direnişlerinin önünü kesmek, devrimci ve sosyalist hareketin bu mücadelesiyle buluşmasını engellemek amacıyla yapılan askeri faşist darbe, başta devrimci bir dinamik olan DİSK’in tasfiyesi olmak üzere bir çok sendika ve örgütlenmeler yasaklanmış, toplusözleşmeler askıya alınmış ve iş yaşamını düzenleyen tüm kural ve kurumları sermayeden yana baskıcı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Yerel düzeylerde işçi sınıfından belirli tepkiler olsa da, sendikal bürokrasi daha başından teslim olduğundan sınıfın birleşik ve etkili bir karşı koyuş ya da direnmesi ile karşılaşılmamıştır. Bu askeri faşist darbe ile birlikte burjuvazi, kendi ekonomik ve siyasal mücadelede, sınıf tercihini tavizsiz ve etkin bir şekilde uyguladığının kesin bir dönemidir. Bu dönemde Türkiye, büyük bir hapishaneye çevrilmiş, başta sendikalar ve muhalif siyasal örgüt ve hareketler olmak üzere, tüm muhalif güçler şiddet ve baskıyla ezilmek istenmiştir.

İşte bu nedenle 24 Ocak Kararları ile birlikte dışa bağımlılık hızla artmış, özelleştirmelerle ülke peşkeş çekilmiştir.  12 Eylül darbesi, sendikal hareketi ezerek, işçi sınıfının kazanılmış ekonomik ve demokratik haklarını açıkça gasp etmiştir. DİSK’in sendikal faaliyetleri yasaklanmış, yönetimde ve sendikal organlarda görev alan 2 bine yakın sendikacı gözaltına alınmış, birçoğu işkencelerden geçirilerek tutuklanmıştır. Sıkıyönetim Mahkemelerinde binlerce kişi yargılanırken, DİSK ve bağlı 28 sendikanın faaliyetlerinin durdurulması kararı verilmiştir. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticileri 1991’de açılan davada beraat ederler ve yeniden faaliyete geçer sendika.

Burjuvazi için birer ayak bağı olan sendikalara karşı faşist baskılar devam ederken, ayrıca işçi sınıfına ihanet eden sendikalarda vardı. 12 Eylül faşist darbeye açıkça destek veren Türk-İş,  bu desteğini organik işbirliğine kadar götürmüştür. Dönemin Türk-İş Genel Sekreteri Sadık Şide, faşist darbe hükümetine Çalışma Bakanı oldu ve darbe destekçiliğini daha da ileri götürdü. Türk-İş’in bu tavrı sonucu, uluslararası sendikalar tarafından tepkiyle karşılanmış, ICFTU tarafından Türk-İş’in üyeliği geçici olarak askıya alınmıştır.

Devam edecek…

23.06.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑