fbpx

Emek

Published on Temmuz 7th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

İşçi sınıfının görünmeyenleri: Mevsimlik tarım işçileri – Necla Akgökçe

Eşyalar sağa sola savrulmuş, patates, soğan çuvalları da öyle, yolun üstünde bir çocuk kalkmaya çalışıyor,  kaza yeri. Anın videosu çekilmiş, arka planında insanın yüreğini kavuran bir Kürtçe ağıt. Tırla minibüsün çarpıştığını anlatıyor haber. Üçü çocuk yedi ölü, 11 yaralı. Trafik kazası değil esasında iş yolunda ölüm. Bu bir iş cinayeti. Cinayete kurban gidenlerin ne sigortaları var, ne de tazminat davası açabilecekleri somut bir işveren.

Konya’da hayatlarını kaybeden Urfalı gezici tarım işçilerinden bahsediyorum. İşçi sınıfı, kadın işçiler içinde en yoksul, en örgütsüz, en görünmeyen kesim. Kıdem tazminatının, güvencenin adını bile bilmeyen işçiler… 

Türkiye’de mevsimlik geçici ve gezici işçilerin büyük bir bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Kimileri Ege’de olduğu gibi çevre il, ilçe ve köylere yevmiyeci olarak günü birliğine gidip, sebze ve meyve topluyor. Bazıları ise Urfa’dan, Şırnak’tan, Mardin’den çıkıp Orta, Batı Anadolu, Marmara ve Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinin çeşitli illerine mevsimlik gezici işçiler olarak göç ediyorlar. Eskişehir’de pancar ekip, seyreltiyorlar, pamuk mevsimde Adana’da, fındık mevsiminde Trabzon’da, Rize’de fındık topluyorlar.  Bu işleri yapan işçilerin sayısı 1 milyonu geçiyor, neredeyse sendikalı işçi sayısı kadar. Fakat örgütlü olmadıkları için sesleri duyulmuyor. Dernek çatısı altındaki örgütlenmeler ise tek başına bırakılmış.   

Sol gazetelerden biri; kaza haberini verirken, parlamentonun muhalif parti temsilcilerine görüşlerini soruyor? Biri olayın ne kadar acı olduğunu, bu kesimin nelerle karşılaştığını anlatıyor. Diğeri ise bir tarım yasanın çıkarılması gerektiğinden bahsediyor. Sanki parlamentoda hazırlanacak yasanın işçilerin lehine olmasını sağlayacak güç ve kapasiteye sahipler. AKP’nin zaten umurunda değil. AB’den veya uluslararası kuruluşlardan aldıkları sayısız fonlarla devamlı raporlar hazırlanıyor. Yandaşa yeni iş olanakları. Sorunlar tespit edilip, çözüm önerileri sıralanıyor.  Pratikte atılan herhangi bir adım yok, yıllardır bu böyle.

Şartlar hep kötüydü

Yevmiyeci olarak aynı il içinde çeşitli yerlere giden mevsimlik işçilerin sorunlarının başında güvenli ulaşım geliyor. İş yerlerine minibüslerle bile değil çoğu zaman kamyon ya da traktör kasalarında gidiyorlar (bakın kavramlar önemli, kimileri seyahat diyor hayır seyahat değil, işyerlerine gidiyorlar.) Üç ila altı ayı çeşitli bölgelerde gezici işçi olarak geçiren işçilerin ise daha ciddi problemleri var. Bulundukları yerde su yok, tuvaletler derme çatma, kendileri yapıyorlar, banyo yok, hijyen koşulları hak getire, çocuk işçiliği yaygın ve çocukların eğitim sorunu var. Tarım işçilerini bir yerden başka bir yere taşıyan araçlar güvensiz ve çok pahalı. İşçiler ulaşım giderlerini kendileri karşılamak zorunda oldukları için bir araca birkaç aile birden biniyor, kırık dökük araçlar kapasitelerinin üzerinde insan taşıyor. Yevmiyeler düşük, dayıbaşları (tarım aracıları) günlük kazancın büyük bir bölümünü alıyor.

Koronavirüs süreci işçi sınıfı olmazsa kapitalist sistemin anında çökeceğini gösterirken, bazı emek türlerinin de yaşamımızın devamı açısından ne kadar vazgeçilmez olduğunu kanıtladı. Temel gıda maddelerini, buğdayı, nohutu, fasulyeyi, sebze ve meyveleri, pancarı ekip biçen, bakımını yapan, hasat eden tarım işçileri olmazsa, açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalacağımızı da. Öyle ki pandemi sürecinde bir gıda krizi ile karşı karşıya kalınacağını düşünen [kapitalizm?] yanlısı batılı uzmanlar nezdinde de, sınırların kapatılması ile dışarıdan göçmen işçi getiremedikleri için kuşkonmazları, çileği, patatesi, mısırı, fıstığı, tarlada kalan büyük kapitalist işletmeler nezdinde de mevsimlik tarım işçileri ve onların çalışma koşulları birden önem kazandı.(!) ILO’nun ilk yayınladığı sektör raporlarından birini mevsimlik tarım işçilerine ayırmış olması tesadüfi değildi.

Almanya’ya Romen işçiler nasıl getirildi

Otobüslerle Almanya’ya taşınan Romen işçiler

Mevsimlik işçiler söz konusu olduğunda kapitalistler ve onların çıkarlarını savunan iktidarlar açısından birkaç önemli sorun alanı vardı. Öncelikle merkezi kapitalist ülkelerde dışarıdan gelen mevsimlik işçilerin çalıştığı koşullarda çalışabilecek yerli bir işgücü yoktu. Göçmen, sığınmacı ve işsizleri ikame etme teşebbüsünde bulunsalar da bazı bitkilerin üretimi, çapası, hasadı sanıldığı kadar vasıfsız bir iş değildi. Öğrenilmesi zaman gerektiriyordu, ürünün ise hemen toplanması lazımdı. Büyük kapitalist tarım işletmelerin kardan zarar etmeye tahammülleri yoktur. Küresel gıda zincirlerinin de beklemeye. Alman kamuoyunda bir skandal olarak değerlendirilen kuşkonmaz toplayıcısı Romen işçilerin sosyal mesafe, hijyen mijyen umursanmadan uçağa, otobüse doldurulup ülkeye taşınması bunun en somut örneğidir.

Diğer mesele de sağlıksız, güvencesiz koşullarda, düşük ücretle, tarla ve bahçelerde dip dibe çalıştırdıkları bu işçilerin Korona virüsüne yakalanması durumunda karşılaşacakları zararlardı. Birden bütün patronların, uluslararası kuruluşların ve hükümetlerin mevsimlik işçilerin sağlıkları ve çalışma koşulları ile ilgilenmeye başlayıp, kendi meşreplerince raporlar yazıp, öneriler sunup, tedbirler geliştirmeye girişmeleri, işçi sağlığını düşünmeleri ilgili bir durum değil elbette. Pandeminin şakası yok. Onlar işçilere reva gördükleri çalışma koşullarının hastalığın yaygınlaşmasına ne kadar elverişli (!) olduğunun farkındalar, ölü işçi işlerine yaramadığı gibi salgınla anılmaktan, rekabet koşullarında ticari itibarlarının zedelenmesinden korkarlar.

Irkçılıkla da boğuşuyorlar

İlerleyen teknoloji, ulaşım sektöründeki yenilikler küresel sömürünün şartlarını da değiştirdi, mesafeler kısaldı, her şey hızlı ve anında yapılıyor. Batılı kapitalistlerin kirini pasını temizleyecek, ürününü toplayacak aylık, haftalık, günübirlik işlerini çok düşük bir ücretle yapabilecek Polonyalı, Bulgar, Romen işgücü sırada bekliyor.  Fakat virüs işçilerden daha hızlı hareket ediyor ve göçmen işçilerde görülen hastalık hemen çevredeki yerli halka da bulaşabiliyor. Bu, halklar arasında ırkçılığı körükleyerek, iktidarları zor durumda bırakabiliyor. Dolayısıyla hükümetlere de bu konuda görevler düşüyor.  

İtalya’da Napoli’nin Kuzey Doğusu’nda bulunan Mondragone kasabasında, çalışan 50 Bulgar tarım işçisinde Koronavirüs çıkınca, yerli halk karantina şartlarına uymadıkları gerekçesiyle Bulgar işçilere saldırıyorlar, olaya polis, jandarma müdahale ediyor. Alın size bir yönetim krizi.

Yerli halkın Bulgar işçilere saldırısını polis ve jandarma engelledi

Fakat, her şerde bir hayır vardır. Mevsimlik işçilerin gıda krizinin aşılması noktasında öneminin ortaya çıkması, işçi sınıfının bu en kırılgan, örgütsüz kesiminin kendi gücünü keşfetmelerine de yol açabilir. Nitekim pandemi döneminde bu işçilerin direniş, eylem ve grevlerine de tanıklık ediyoruz. Almanya’nın Köln yakınlarındaki Bornheim kasabasında kuşkonmaz toplayıcısı 150 Romanyalı işçinin 15 Mayıs’ta eylem yaptığını duymuşsunuzdur. Eylemin nedeni büyük kuşkonmaz işletmesi sahibinin vereceğini söylediği ücret yerine çok düşük bir ücret ödemesi, bazı işçilere bunu dahi ödememesi, salgın koşullarında alınması zorunlu olan önlemleri almaması, konaklama alanının hijyen koşullarından, sıhhi tesisattan yoksun olması. Alman televizyonlarından birine konuşan tarım işçisi aylık 100 ila 300 Euro’ya çalıştığını söylüyor. Bu ücrete yerli işgücünü ancak bir gün çalıştırabilirsiniz. Bakın küresel kapitalizm kimin sırtında yükseliyor.

27 Haziran’da ise Amerika’da Californiya’da Primex Form isimli fıstık plantasyonunda çalışan işçiler greve çıktılar. Koronavirüs hastalığına yakalananların olduğu işletmede, işçiler arkadaşlarının hastalığını televizyondan gördüklerini söylüyorlar. Talepleri tam ve doğru bilgi, koruyucu ekipman ve sıhhi tesisat.

Naylon çadıra yeni düzen

Türkiye’de durum çok farklı değil, hatta daha da kötü… Mart, Nisan aylarında gezici işçiler izin belgesi almak için İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun önünde kuyruklar oluşturuyorlardı. Basında ve televizyonlarda tıkış tıkış kuyruklarda belge almak için bekleyen işçilerin, sosyal mesafe şartlarına nasıl da uymadıkları, maske takmadıkları sık sık haber oldu.

İlk dönemlerde 65 yaş üzeri ve 20 yaş altı emekçilerin şehir dışına çıkması meselesi sorun gibi duruyordu. Pandeminin riskini emekçilere paylaştıran AKP hükümeti hemen bir genelge çıkararak sorunu çözdü. Bu iki kesime de tarlada çalışma izni verildi. Önemli olan tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamaktı. İçişleri Bakanlığı bu konuda alınması gerekli tedbirleri ve yapılması gerekenleri sıralandı… Sağlık Bakanlığı Sağlık il müdürlüklerine yazılar gönderdi. Toplum Sağlığı ekipleri devreye girdi. Efendim çadırlar arası mesafeler, çadır içinde kalanların yatakları arasındaki mesafeler belirlendi. Çadırlar zaman zaman dezenfekte edilecekti, bir süre edildi. Ekipler maske ve dezenfeksiyon maddesi filan da dağıttılar bir süre. Hala dağıtılıyor mu bilemem? Fakat zar zor edinilen, dışarıdan su taşınan çadırların, barınma yeri olarak salgın koşullarında işçi sağlığı ve güvenliği açısından hiç de sağlıklı olmadığı düşünülmedi mesela. Bazı ülkelerde kamu binaları ve misafirhaneler barınma için kullanılabiliyor. Minibüslere şu kadar işçi binsin, diye talimat vermekle olmaz elbette. İşçileri evlerinden işyerlerine götüren minibüslerin parasını devletin veya işverenin sağlaması gerekiyor.

Bir başka sorun da ırkçı saldırılar. Mevsimlik genç Kürt işçilerinin bulundukları şehirlerde saldırılara maruz biliyoruz. Yukarıda saydığım şartlarda bu tür saldırıların da yoğunlaşacağını söylemek kehanet olmaz.

Samsun’da Kürt tarım işçilerinin çadırına silahlı saldırı: 1 kadın işçi hayatını kaybetti

Salgının Mart ve Nisan ayı içinde mevsimlik geçici ve gezici tarım işçileri üzerindeki etkileri, işçilerin talepleri, yapılanlar, yapılması lazım gelenlerle ilgili Kalkınma Atölyesi ve ILO’nun birlikte hazırladığı “Virüs mü Yoksulluk mu” raporuna bir göz atmanızı öneririm… Araştırmanın ana eksenini tarım aracıları ile yapılan anketler oluştursa da, tarım emekçilerinin birincil ağızdan deneyimlerine yer vermese de, önemli tespitler ve derde deva olabilecek öneriler içeriyor. Bakın derde deva diyorum, bazen küçücük bir dokunuşla, dışarıya yansıtılmayan bir önlemle, bazen dayanışma ile insanların derdini azaltabilirsiniz.    

Başa dönmek istiyorum müsaadenizle. Yukarıda “ah vah” eden diye verdiğim parti temsilcisinin HDP’li olduğunu anlamışsınızdır. Dost acı söyler. Bizde de hata var. Hükümetin neyi ne kadar nereye kadar yapacağı hepimizin malumu. Üyelerinin bir bölümünün mevsimlik geçici ve gezici işçi olarak çalıştığı sektöre dair, siyasi parti olarak elbette bir programı var HDP’nin. Bunun temsilciler tarafından bilinmesi gerekiyor. Fakat pandemi gibi olağanüstü koşullarda bu kadar kritik bir işkolunda üyelerinizin ve diğer çalışanların farklılaşan ihtiyaçları karşısında politikanızı gözden geçirmeniz, ana dair politikalar üretmeniz ve uygulamanız gerekmiyor mu? Lütfen biraz özen…

7 Temmuz 2020

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑