Seçtiklerimiz

Published on Şubat 6th, 2019 | by Avrupa 5

0

Judith Butler: Feminizmin ikincil olmadığı yeni bir sosyalist itiraz zamanı

SEÇTİKLERİMİZ – Butler: “Kapitalizmin uzun süreli bir kriz içerisinde olduğunu kavramamız gerekiyor. Yeni bir sosyalizm isteyen şiddetli bir güvencesizlik duygusu açığa çıkıyor. Feminizmi ikincil plana atmayan, baskıları birbirine kenetleyen ve ittifaklar kuran bir sosyalizmi düşünmeliyiz.”

Dünyanın pek çok yerinde kadınlar bazen yükselen sağ dalgaya karşı, bazen kaybedilen hakların geri kazanılması için, bazen eşit ücret talebiyle sokaklara dökülüyor. Bir süre önce ABD’den yükselen cinsel tacize karşı #Metoo hareketi, tüm dünyada gerçekleşen kadın grevleri, küresel ölçekte feminizme olan ilgiyi de hiç olmadığı kadar artırıyor. Dünyaca bilinen feminist kuramcı ve düşünür Judith Butler ile yükselen feminist dalga ve kadın mücadelesinin geleceği üzerine Birgün’den Ekin Akyaz konuştu.


#Metoo hareketi ile kadın mücadelesinde neler değişti? Feminist hareketin geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?

#Metoo hareketi, işyerinde cinsel tacizin ve saldırının yaygın karakterine işaret etti. Şimdi bu gerçeği inkâr etmek veya saptırmaya çalışmak mümkün değil. Fakat bir hareket olarak neredeyse tamamen medya tarafından yönlendirilmesi üzerine düşünmek gerekiyor. Tabii ki, bazı durumlarda kazanılan davalar var ancak bu davaların politik etkileri maalesef ağırlıkla medyanın tutumuna bağlı.

Kurucu tepkiler geliştirmeliyiz

Metoo hareketinin, büyük kamu meclislerine dönüşen ve kamusal alanın geri kazanılmasına dayanan #NiUnaMenos’tan (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) önemli ölçüde farklı olduğu benim için çarpıcı bir gerçek. Son noktada, evet, her ikisi de önemlidir ve her ikisi de kadına yönelik şiddete karşıdır. Daha geniş anlamda da halkta farkındalık yaratır. Şimdi düşünmemiz gereken, bunun yalnızca bir tepkiden ziyade toplumsal dönüşüme nasıl yol açacağı. Benim tecrübeme göre, feminist ilerlemenin her anına bir tepki eşlik ediyor fakat gericilere karşı nasıl daha kurucu tepkiler vereceğimizi daha iyi öğrenmek zorundayız.

Peki, bu çerçeveden bakıldığında eril ve kapitalist tahakkümden çıkmayı sağlayacak siyasal alternatifler oluşturmaya giden yol nedir?

Kadınlar, LGBTQ topluluğu, ırkçılık karşıtları, yoksulluk ve adaletsizliğe karşı dayanışma ağları inşa etmenin, göçmenlerin hakları için mücadelenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak kapitalizmin zenginler ile yoksullar arasındaki makası yoğunlaştırdığını ve uzun süreli bir kriz içerisinde olduğunu kavramamız gerekiyor. Şimdi yeni bir sosyalizm isteyen şiddetli bir güvencesizlik duygusu açığa çıkıyor. Bu durumda, feminizmi ikincil bir duruma getirmeyen, baskıları birbirine kenetleyen ve ittifaklar kuran bir sosyalizmi açığa çıkarmalıyız.

Uluslararası kadın grevine katılım çok yoğun oldu. Yüzde 99’un feminizmi çağrıları yükseliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Feminizmin ciddi bir siyasi güç haline geldiğini düşünüyorum ama sormak zorundayız, hangi feminizm? Feminizmin ilkelerinden geriye kalanlar neler ve feminizm tarihinin neleri kayboldu? Bireyciliğe dayanan feminizm biçimleri ile ulusal ve ırksal sınırlar dışında ittifaklar kurmak isteyenler arasında önemli bir fark vardır. Feminizmin içindeki beyaz imtiyazın yeni eşitsizlik biçimlerini üretmediğinden emin olmak gerekir.

Yüzde 99’un itirazını takip etmek…

Bu tam da, renkli feminizmin kadınlarından ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik eleştiriyi takip etmenin bir nedenidir. Yüzde 99 için feminizm fikrinin yeni bir popülizm olduğunu ifade edenler de var. Buna katılmıyorum. Burada sormak zorunda olduğumuz soru şudur; popüler bir hareket ile popülizm arasındaki fark nedir? Bazen “popülizm” sadece anti-elit değil, aynı zamanda anti-entelektüeldir, bu nedenle yüzde 99’un feminizminin radikal eşitliği sağlamaya yönelik olduğunu anlamak ve sosyal dönüşüme adanmış teorik bir bakış açısı ile düşünmek gerekiyor.

Siz de protestolarla karşılaştınız. Aşırı muhafazakârlar ve kökten dinciler, feminist hareketleri hedef alıyor. Türkiye’de de benzer bir durum var ama kadınların sesi her zamankinden daha güçlü. Kadınlar dinsel baskılardan daha fazla mı etkileniyor?

Kadınların cinsiyet karşıtı ideolojiden, dinsel baskılardan derinden etkilendiği açık, ancak trans insanlar ve geleneksel cinsiyet normlarının dışında yaşayan herkes de öyle. “Cinsiyet eşitliğine” yönelik hem laik hem de dini kanattan tepkiler var. Bu yüzden belki de toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojilerde bölgesel farklılıklar hakkında dikkatlice düşünmemiz gerekiyor.

Kamusal ve özel alanı saran dincilik

Kadınların eve kapanmalarını isteyen, emeklerini tanımayan, ev içi şiddeti ve sosyal eşitsizliği yaratan dini politikalardan bahsediyorsak, evet bu, özellikle kadınlar için kötüdür. Kadınların özel ve kamusal alanlarda eşitlik, onur ve özgürlük iddialarını baltalamaya çalışmaktadır. Bununla birlikte, kadınların birbirlerini desteklemek için oluşturdukları ağlar, hem aileden hem de devletten ayrı başka sosyal yapıdır. Bu ağların ne kadar destekleyici ve mobilize olabildiğini artık açıkça görüyoruz.

Toplumu değiştirmeye yönelik kolektif çaba

ABD’de kadınlar, Trump’a karşı güçlü bir öfke duyuyor. Avrupa’da yükselen aşırı sağın da tam karşısındalar. Feminizm, yıllardır sahip olmadığı bir kültürel alaka düzeyine ulaşıyor. Hak söylemi açığa çıkıyor. Kadınlar, hangi haklarının risk altında olduğunu düşünüyor?

Her şeyden önce saldırı altında olan pek çok hak var. Var olma hakkı, şiddet korkusu olmadan var olma, korkusuzca sokakta yürüme hakkı, üreyip ürememeye karar verme hakkı, geleneksel ailenin dışında samimi ilişkiler kurma hakkı, tıbbi bakım ve ekonomik eşitlik… Ancak feminizmin yalnızca bireysel haklar iddia etmekle ilgili olmadığını hatırlamakta fayda var. Feminizm aynı zamanda toplumun temel yapılarını, kadınların eşitlikle muamele görmeleri ve siyasal özgürlüğünü kullanabilmeleri için dönüştürmek üzere bir kolektif çabadır. Bu nedenle, haklar söyleminin bireyselliğini de aşan bir noktada olmalı, eşitsizliğe her kademede başvuran, şiddete maruz bırakmaya devam eden sosyal yapıları kavramalı ve değiştirmeliyiz.

Son olarak, küresel feminist hareket, sizin de öngördüğünüz gibi sınırları aşıyor. Kadın hareketinin geleceğini neler bekliyor?

Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz hareketinin en başından beri sınırları geçtiğini görüyorum. Arjantin’den Ekvador’a, İspanya’ya ve hatta Japonya’ya… Yani bir çeşit radikal çevrimi var dünya ölçeğinde. Kadınlar hareketi başka bir dilde algılıyor. Bunu yaparken de yoğun baskıyı ve gizlenme alanlarını da yönlendirebiliyorlar. Bölgeleri ve dilleri dahilinde çok çeşitli yollar buluyorlar. Ulus ötesi itirazlar geliştiriyorlar. Tam da bu noktada, şunu söylemek isterim; Post-truth (hakikat-sonrası) çağında, medya odaklı bir siyasi zaman içerisinde, dolaşan yalanlarla da sabırla mücadele ediyor. Bunun araçlarını bulmaya çalışıyorlar. Yani bir hedef olarak, neyin doğru olduğunu sorusunu soran medyayı belki de küresel ölçekte kurmalı ve korumalıyız.

***

Judith Butler kimdir?

Feminist teorinin en önemli yapıtlarından sayılan Cinsiyet Belası, 11 Eylül 2001 sonrasında yazdığı Kırılgan Hayat gibi yapıtlarıyla tüm dünyada ses getiren Judith Butler; feminist felsefe, queer kuramı, siyaset felsefesi ve etik dallarına katkı sağlamış Amerikalı çağdaş bir düşünür. Butler, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Retorik ve Karşılaştırmalı Edebiyat bölümlerinde profesör olmanın yanı sıra European Graduate School’da Hannah Arendt Felsefe Profesörü.

Kaynak:SiyasiHaber

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑