Yazarlar

Published on Kasım 7th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

“Kadınsı” Mücadele – Rabia Baldemir

Örgütlü olurken ve kadının özgürleşme mücadelesi verirken; farkında olarak ya da olmayarak, kadın olmaktan vazgeçiyoruz. Yani erkekleşiyoruz. Sanki örgütlü olmak, mücadele etmek ancak “Erkek gibi olarak” verilebilirmiş gibi, bu erkek egemen anlayışın istediği kadınlar oluyoruz. Belki de kendimizi öyle var edebiliyoruz ya da güvenceye alıyoruz.

Erkekleşiyoruz demek çok kaba bir kavram olarak algılanabilir ama erkek egemen anlayışın bize dayattığı, bizden istediği şekilde hareket ediyoruz çoğu zaman. Kadın olmaktan, kadın gibi giyinmekten vücut hatlarımızın belirginliğinden rahatsız oluyoruz. Doğal görünümümüzden utanır haldeyiz. Öyle nüfus etmiş ki bu anlayış benliklerimize, giyim kuşamımıza dikkat etmemiz daha çok da kadınlar tarafından dayatılıyor. Hareketlerimize dikkat etmemiz isteniyor. Bu mudur kadın olmak? Farkında olarak ya da olmayarak bizlere erkek egemen anlayışın mücadelede görmek istediği tek tip kadınlık dayatılıyor.


Bu baskı ve kuşatılmış geleneksel ortamda devrimcilik ve kadın mücadelesi adına tek tip bir giyim ve davranış tarzı oluşuyor oluşturuluyor. Bizden farklı olanı (kısa etek, dekolte, elbise, yırtık pantolon, makyaj vs), daha özgür davrananı veya davranışı bize uymayanı uyarıyoruz bir biçimde. Gerekçemiz çoğu kez “halkımızın değerleri” oluyor ancak bu değerler ne hikmetse erkek egemen ve sadece kadınlar için oluyor.

Bu müdahaleler aynı zamanda kişinin özeline de müdahale oluyor. Bu kalıba uymayanı fısıldayarak, kaş göz işareti yaparak, uyararak, eleştirerek kısa zamanda “normalleştiriyoruz”. Bu eleştirilerin başında küçümseyerek söylenen “kılık kıyafetle özgür olunmaz, böyle giyinmekle kapitalist moderniteye hizmet ediyorsunuz” yaklaşımı geliyor. Peki erkek egemen anlayışın kadına empoze ettiği gibi giyinmek, davranmak kapitalist moderniteye hizmet etmek değil midir? Kadın ancak “erkek gibi” ya da erkeğin istediği gibi olursa mı kapitalist modernitenin hizmetinden çıkmış oluyor?

Kadının köleci yaşamı halkımızın değerleri, din, ahlak, gelenek, namus öğeleriyle devam ettiriliyor ve yeniden gerici tarzda üretiliyor. Bu cinsiyetçi ögelerin kadına bakışı ortada. Ama asıl mesele bu gerici yaklaşımların devrimci, sosyalist, demokrat ortamda da farklı biçimde varlığını sürdürmesi. Kadını köleleştiren, ikincilleştiren anlayışı kendi içimizde farklı bir biçimde yaşatıyoruz. Bunu da “kadını korumak” ve “halkımızın değerleri” adına yapıyoruz. Tam da bu noktada egemen erkek anlayışın uygulayıcısı ve koruyucusu rolünü belki farkında olmadan oynuyoruz.

Birbirimizi korumak adına, kadının sözde namusunu korumak adına birbirimizin vücutlarına müdahaleden dahi çekinmiyoruz. Aman sutyeninin askısı kaymış, görünüyor diyerek bir arkadaşımızın sutyeninin askısını düzelmekte bir sakınca görmüyoruz. Tişörtünün yakasını yukarı doğru çekiştiriyoruz. Eteğinin boyunu aşağı doğru indiriyoruz. Ya da makyaj yapan birine “ooo rujun senden önce geliyor” diyerek uyarma hakkını kendimizde bulabiliyoruz. Peki, aslında tüm bunların da bir taciz olduğunu düşündünüz mü hiç? Bu kişinin bedenine müdahaledir, tacizdir, saygısızlıktır. Kadın kendi vücudunda neden utansın? Dekolte giyinmek neden ayıp oluyor? Buna kim karar veriyor. Sözlü olarak, imalarla, göz temasıyla ve fiili müdahalelerle kadını baskı altına almak kadın özgürleştirme anlayışına sığmaz. Bu tür müdahalelerin birer taciz ve baskı olduğunu düşünmediyseniz, lütfen düşünün.

Son günlerde çokça karşılaştığım başka bir “normalleştirme” müdahalesi ise “çok kadınsısın” iması. Elbise giyip makyaj yaptığınızda her an bu imayla karşılaşabilirsiniz. Ama üzerinde atlanan şu ki, bu imanın yapıldığı kişi “kadınsı” değil “kadın”! Bir kadın için eylemlere katılmanın, mücadelenin parçası olmanın yolu erkeklerin istediği gibi kot pantolon, kazak, gömlek ya da geleneksel elbiseler midir? Ben kadın, kadın olarak, kendi kimliğine, benliğine ve vücuduna uygun tercihlerle mücadeleye katılamaz mı? Kadının özgürleşmesi giyimle, kuşamla, konuşma/tartışma tazıyla erkekleşmek ya da erkek egemen anlayışın istediği kişiliğe bürünmek değildir. Bu mücadele “kadın” olarak özgürleşme mücadelesidir. Kadının kendisi olmasıdır. Erkeğe benzeyerek ya da onun uygun, normal gördüğü biçimde var olarak özgür olamayız, özgür olabilmemizin en önemli koşulu kendimiz olabilmekten, kadın olarak örgütlü hayata ve mücadeleye katılabilmemizden geçiyor. Yarın ya da devrimden sonra değil, bugünden başlayarak özgürlüğü istiyoruz ve kazanacağız.

7 Kasım 2019

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑