Ekoloji

Published on Ocak 1st, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Kanal İstanbul’da neye itiraz ediyorum – Kiraz Özdoğan

Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik itirazımın sebebi, aslında çok yalın. Ortalıklarda dolaşan itiraz metinlerinde olduğu gibi sizlere afet bölgesinde olmasından, kaynak olarak görülen tatlı suların kirlenmesinden veyahut doğal diye tanımlanan yaşam alanların bozulmasından söz etmeyeceğim. Yıkım sonucunda ortaya çıkacak riskleri anlatmayacağım. Yanlış anlaşılmaya sebep olmasın, tabii ki ben de bunların olmasını hiç mi hiç istemiyorum. Suların kirletilmesini istemem, metrolarda daha fazla istiflenmek de istemem; hiçbir canlının yaşam alanının yok olmasını kabul edemem. Boğazların ticaret yatağı olarak kullanılmasına karşı olduğum kadar, yeni bir ticaret çizgisinin açılmasına da karşıyım.

Ama ben bunlara bu şekilde itiraz etmenin, aslında tam olarak itiraz etmek olmadığını düşünüyorum. Karşımdakilerin diliyle, kavramlarıyla itiraz etmenin, aslında tam da itiraz edileni güçlendirdiğini düşünüyorum. İtiraz etmenin başka bir dili, kavramları olmalı.


Buna açıklık getireyim.

Kanal İstanbul’u yapanlara riskleri gösterdikçe, örneğin afette şu kadar yıkım olduğunu söylesek veya şu kadar tatlı su yok olacak desek, bunlara bir zenginleşme fırsatı olarak bakacaklar. Ellerini ovuşturacaklar. Bu riskler, onlara tam da arzuladıklarını, yeni sermaye birikim düşlerini pekiştirecek: “Sazlıdere Barajı mı yok oluyor, işte yeni baraj yapmak için fırsat”; “afet mi dediniz, yeni zorunlu sigortaları yaparız”. Eh, yaşam alanı yok olan canlıları da bir obje gibi başka yere nakledip orada daha sömürülebilir hale getirmenin yolları bir şekilde bilimsel camia tarafından bulunuverir. Bu da yeni buluşlar, yeni paralar demek olur. Dolayısıyla bizim risk dediğimiz bütün durumlara, yeni kâr alanları olarak bakılacağı apaçık ortada. Tabii ki bunun aracılarını ve ortaklarını yaratacaklarını; yeni  şirketler kurulacağını, yeni zengin insanlar çıkacağını söylemeye gerek bile yok… Gelsin ekolojik yıkım üzerine kurulan yeni zenginlikler. Kapitalizmin tekerrürü!

O zaman içimden şu soruyu sormak geliyor: zaten Kanal İstanbul’un bir amacı yeni sermaye birikim alanları yaratmak değil mi? Kanalın kendisiyle aynı pakette gelen risklerin açtığı yeni sermaye birikim alanlarını göstermek, ne işe yarayacak? Dediğim gibi bu yüzden başka bir dil inşa etmeliyiz..

Benim Kanal İstanbul’a itirazım basit: ekosistemleri ve diğer canlıları sömüremezsiniz; çünkü onlar bazı insanlar sermaye biriktirecek diye oluşmuş kaynaklar değiller! Onlar da biz insanlar gibi bu yeryüzünün parçasılar. Ben çok yalın bir şekilde , kendimi diğer canlıların  ve ekosistemlerin bir parçası olduğum, onlarla ilişkili olduğum için Kanal İstanbul’a itiraz ediyorum.  Onlar benden ayrı, ben onlardan ayrı değiliz; birlikte var oluyor, birlikte deviniyoruz. Ben bu yüzden korumak da istemiyorum; amacım birlikte yaşayabilmek. Ezcümle ben, Kanal İstanbul’a itiraz ediyorum; ama İNSAN MERKEZLİ İTİRAZLARA DA İTİRAZ EDİYORUM. Kanal İstanbul’a antikapitalist ve ekolojik bir bakıştan itiraz edebilmenin yolları, ancak bizi Kanal İstanbul ve diğer projelerden kurtarabilir.

Not: bu yazı yazarın izniyle ekolojitoplulugu.org sitesinden alınmıştır .

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑