fbpx

Emek

Published on Mayıs 12th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Komplo teorisyenleri: İsyankar Biat – Nevra Akdemir

Farklı bir şey yapmadan hayatımızın farklı olma ihtimali sadece insan veya doğa yapımı felaketler ile mümkün, pek adil bir değişim sayılmaz bu. Acil olarak sosyalistlerce feminist ve ekolojik bir dizi politikaya ihtiyaç var gibi görünüyor.

Bizim neslin yeni karşılaştığı ama dünya tarihinde oldukça eski bir deneyim salgın. Dünyanın salgından etkilenen her yerinde, ekonomik faaliyetler sekteye uğramış durumda. Salgın, sokağa çıkma ve seyahat yasakları, belirli faaliyet alanlarının yeniden düzenlenmesi, bazı sektörlerde aşırı çalışma ve bazılarında da kesinti anlamına geldi; dünyanın pek çok coğrafi noktasında salgının boyutları insanların ölüm ve hastalıktan etkilenmeleri ile ilgili bir durum, birer rakama indirgendi; aynı zamanda salgın dünyayı dolaştıkça, uygulamaları açısından çeşitlenmiş neoliberal politikaların en berbat sonuçları ile devletlerin teknolojiye dayalı kontrol baskıları pervasızca görünür hale geldi. Sadece sağlık ile ilgili tartışmalar değil yürüyen, gündelik hayatın ve üretimin, yani sermaye birikiminin nasıl devam edeceğine dair pek çok tutum alış da düşüyor her gün önümüze.

Örneğin, bazı faaliyet alanları uzaktan ve evden çalışmayı mümkün kılacak şekilde yeniden düzenlendi; evden çalışma, tele-çalışma veya uzaktan çalışma gibi emek türleri günümüz dünyasında bir istisna olarak uygulanıyorduyken, sermayedarlar için oldukça başarılı bir prova oldu salgına dayalı olağanüstü hal. Daha maliyetsiz, daha izole ve daha esnek olarak ekonomik faaliyetlerin yürütülebilmesinin mümkün olmasına dair bir prova. Elbette özellikle ev ve bakım ile ilgili olan ve kadınlar için “birincil yükümlülük” kabul edilen işlerin yanına “gelir getirici” olanların da mekan ayrıştırılmadan eklenmesi deneyiminden bahsediyorum. Devlet için okul gibi kısa vade açısından yük olarak görülen ama uzun vadede sermaye birikiminin asli uzantısı olan işlerin de online yapılabilme deneyiminin pek çok sonucu gibi “sosyal hakları” da yeniden düşünmeye itiyor. Ev işlerinin yürütülmesinin yanı sıra bakım faaliyetinin “eğitimi” de içine alacak şekilde yeniden genişlemesi sürdürülebilir olmayabilir; özellikle günümüzün emek gücü ihtiyacı açısından.

Prova edilen yeni sistem, dünyanın her yerinde, emekçileri çok daha örgütsüz ve çalışma ilişkileri açısından dezavantajlı bir hayata itiyor. Çok şey yazılıp çizilirken, devlet ve sermayenin kontrollerine ve “denetimsizlik” gibi görünen büyük baskılara karşı bir alternatif politika belirleme veya üretme sürecinde at izi it izine karışmış durumda. Ancak süreç içinde hayatın kesintiye uğramasından yola çıkarak, sosyal haklar, devlet gücü, ihtiyaçlar ve yerel dayanışma hakkında açıkça konuşulup sorgulanması gereken, yeni dönemin politikasına yön vermesi mümkün olan bir fırsat da bulunuyor aynı zamanda.

Komplo teorileri

Salgın karşısında devletlerin “hazırlıksızca ve en derinden bildikleri yollardan” aldıkları tedbirler çokça hoşnutsuzluk yarattı. Bu toz duman arasında komplo teorilerine yaslanan aşırı sağda bir sevinç havası izlenebiliyor. Bir sırrı dünyaya açıyorlarmış havasında oluşturulan videolar ve ses kayıtlarından sosyal medya grupları ile kişisel iletişim araçlarımızda geçilmiyor. Nereye baksanız, benzer bir video görüyorsunuz. Pek çok kişi bu videoları paylaşıyor ve tartışmaya açıyor. Videolarda konuşanların aşırı sağ, aşı karşıtlığı veya ırkçılıkla ilgili bağlantıları ise inanılmaz şekilde açık. ABD’nin oyunu, istihbarat teşkilatlarının kandırması, dünyanın en zengin 10 ailesinin yaptıkları gibi cümleler ile gizlenen büyük oyun ifşa ediliyor. Bir kâbus senaryosuna doğru radikal ve isyankâr bir tepki göstermeyi istiyorlar.

İsyankar biat

Öyle kızgınlar ki sisteme, inanç kapasiteleri de o derece yüksek. İsyankâr bir biat hali görünen. Aşı yaptırmayın, “zorunlu aşı aslında bir çip yerleştirme faaliyeti” diyorlar; aşıların olası sonuçlarını sağlık sektöründeki şirketlerin sömürgecilik tarihindeki suçlarından örnekler vererek güçlendiriyorlar argümanlarını. Tüm bu alakasız parçalardan anlamlı bir bütünmüş gibi sunulan yapboz oyununda (puzzle’da), devletlerin ve sermayedarların teknolojik kontrolleri yükseltme gerçeğini, biyo-politikayı, sınıfsal ve patriarkal ögeleri bağlamdan çıkardıkları için, düşman asla bulunamayan bir soyut hedefe dönüşüveriyor ve herkes kandırılmış mağdurlara. Yükselen ve hedefi belirsiz kızgınlık ile kolayca kontrol edilebilen kitle, ötekine duyulan rekabetçi ve ırksal bir nefret içinde birbirine düşmüş bir sanal cemaatler oluşturabiliyor. Bu sanal cemaatlerin pahalı stüdyolarda çekilen videoları, pek çok dile mükemmel çevirilerle servis ediliyor elbette. Bu yaygın propaganda alanı boş bulan ırkçı hareketlerin pek çok insanı mobilize etme yoluna dönüşmüş durumda. Son derece kaygılandırıcı olan ise en yakınlarımızdakilerin de etkilendiğini görmek.

İnsanlar güçlerinin değiştirmeye yetmediği durumlarda “kaderine razı olan” mağdur rolünü benimsiyor. Özne konumundan vazgeçmek konforlu bir alana da çekiyor bizi. Kaygı ve gelecek korkusunu kışkırtan bu tür komplo teorilerinin, enternasyonal ve anti patriarkal bir örgütlü gücün karşısındaki bloğu yükselttiği son derece görünür durumda şu an.

Tehlikeli vasatlık

Yaşadığımız dünyada neoliberal dönüşümlerin en büyük başarısı, tüm şiddeti görmezden gelen veya imtiyazlarına sarılarak şiddete razı olan, sorgulamayan ve eline güç geçtiğinde çılgınca eziyet etmekte beis görmeyen büyük kitleleri üretme başarısı. Türkiye’de AKP-MHP ittifakında canlı yayınlarda savrulan şiddet dolu tehditlerin, Maraş katliamının her gün kendini hatırlatmasını sağlayan cümlelerin pek çok örneği önümüzde dökülüp duruyor. Her coğrafya kendine özgü dinamiklerce bu süreci yönetiyor. Türkiye’de Türkçü-İslami muhafazakar bir militarizm olarak üstümüze sallanan parmak, başka yerlerde adını farklı kursa da, aynı nefretten besleniyor. Çeşitlenmiş halde, aynı nefretle, benzer parmaklar tehditkarca sallanıyor. Dünya körü olan her ülke, bunu sadece kendisi yaşıyor zannediyor. AKP’nin kindar ama dindar kitlesini üretme başarısında ve dünyanın “bizi kıskandığı” iddiasında dünyada yalnız olmadığı açık.

Giderek yayılan komplo teorilerinin de gücü, bu yüksek sesli boş cümleleri olduğu gibi kabul eden kalabalıklardan doğuyor. Irkçılık, düz-dünyacılık, aşı karşıtlığı, kadın düşmanlığı, Insel hareketi, mülteci düşmanlığı, islamofobi, Yahudi düşmanlığı, homofobi, saya saya bitiremeyiz ki… Tüm ışıklı geri plandan dünyaya mesih gibi inmiş rolü yapan beyaz adamlar, bize aynı şeyi söylüyor: “Büyük oyunu görüyoruz!” Büyük oyunun görülmesi, imtiyazlarını geri isteyenlerin kızgınlığını örgütlerken, toplumsal dayanışma ve eşitlik taleplerini konuşulamaz hale getiriyor. Büyük oyunu görmek, sadece kendilerine karşı işlenen “suçları” öne çıkarırken, kendilerinin halktan olmayan ötekilere karşı “suç işleme hakkını” da garantiliyor.

Alternatif politika

Farklı bir şey yapmadan hayatımızın farklı olma ihtimali sadece insan veya doğa yapımı felaketler ile mümkün, pek adil bir değişim sayılmaz bu. Acil olarak sosyalistlerce feminist ve ekolojik bir dizi politikaya ihtiyaç var gibi görünüyor.

Evdeki iş yükleri ve bakım süreçleri, karantina döneminde daha da çetrefilli hale geldi. Normal zamanlarda, kadınların tanımlandığı ve kadınlığın ölçüldüğü sıfatlar olarak önümüzde düşen faaliyetler, iyi yapıldığı sürece görünmez olan işlerden ibaret. Yapanı kadınsılık ile tarifleyerek sadece cinsiyet yüklemekle kalmayan, aynı zamanda ikincilleştirme diyerek kibarlaştırmaya çalıştığımız bir aşağılamayı da mümkün kılan işler bunlar, “ev işi” deyip geçmeyin. Evde yapılsa da rutin olduğu için kalıcı sakatlık gibi ciddi meslek hastalıklarına neden olabilecek kadar riskli aynı zamanda. Piyasadan satın alındığında bütçede yüksek rakamlara neden olan bir dizi “iş” bunlar. Kadınların erkeklerden dört-beş kat daha fazla zaman harcayarak, kadınların “iş hayatında” eğreti, erkeklerin ise nitelikli-verimli işçiler hale gelebilmesini sağlayan “işler” bunlar.

Bu bir anlaşma veya pazarlık da değil örneğin. Karşılığı sevgi veya ömür sonuna kadar sürecek bir “bakım-garantisini” de içermiyor. Erkeklerin doğumda edindiği bir hakkın, kadının doğumda edindiği bir sömürüye varan karşılığıymış gibi davranılıp, rıza gösterilip, börekler açılıyor üstüne.

En imtiyazlı alan: ev

Örneğin ev işleriyle meşgul olduğu için çalışmaya vakti kalmayan, izni olmayan 11 milyon 549 bin kadından bahsediyoruz, Türkiye için ve 2019 yılına ait veri setiyle! Veya çalıştığı için çifte mesai yapan kadınlardan. Evlendiği veya çocuğu olduğu için hayallerini kurduğu kariyerinden vazgeç(iril)en çoğunluktan. Dünya çapında 12 milyar saat ücretsiz bakım emeği sarfedip bunun piyasa değeri olan 10.8 trilyon Doları, yani dünya yıllık hasılasının onda birinden fazlasını yüklenenleri kastediyoruz (Oxfam Raporu, 2019). Bu rakam, kapitalizm dışı bir ihtiyaç karşılama alanı da değil, kapitalist ilişkilerin sorunsuz işlemesi için patriyarkal dinamiklerin ve cinsiyete dayalı sömürü ilişkilerinin üzerine kurulduğu mekanizma. Kapitalist krizlere rağmen, krizin mağdurlarının sistemi değiştirmemesini üreten rıza mekanizması aynı zamanda. Bu yüzden kadınların isyanına devletler, kapitalistler de, faili erkek olan ev içi şiddette olduğu gibi, sert tepki vermekte gecikmiyor. Bu komplo teorilerini savunanların, yönümüzü faili belli olan cinayetler ve sömürü yerine faili belirsiz düşmanlara çevirmeye uğraşmasının kimin çıkarına olduğu açık değil mi?

Boşluğu kim dolduracak?

Virüse bir kendinden menkul akıl biçmek çok moda şimdi. Ancak, karantina deneyimi ev içini tartışmaya açmamıza yol vermişken, bununla bağlantılı çalışma ve emek biçimlerini, sosyal hakları ve kent mekanlarıyla ilişkimizi sorgulatma görevini de yeterince yerine getirdi kanımca. Şimdi, her olağanüstü değişim döneminde olduğu gibi, radikal sağ, ne olduğu belirsiz ama ne olmadığı gayet açık halk söylemine dayanarak sesini fazlasıyla yükseltip düş kırıklıklarını ve kızgınlığı örgütleme sürecinde her zamankinden fazla meydan bulmuş durumdayken, sistem karşıtı hareketler, sosyalistler ve feministler alanı boş bırakmamalı.

Devrimci dönüşüm dönemlerinde aynı zamanda faşizmin de kurumlaşması bu yüzden tesadüf değil. Siyaseti yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Yerel deneyimleri, alternatif mekan üreten ve sosyal ilişkileri eşitlikçi ve dayanışmacı şekilde tesis eden bir şekilde okumak önemli. Aynı, tarihsel bir perspektifle faşizmin yükseliş dönemlerine gözümüzü dikerek, benzerliklere karşı dikkatli olmamız gerektiği gibi. Siyaseti yeniden düşünmenin, tüm imtiyazlarımız terk edip yeni bir hayatı kurmaya şimdiden başlamanın da tam zamanı. 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑