Yazarlar

Published on Mart 24th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Kronik olan virüs değil, kapitalizmdir – Savaş Demir

Toplumsal Tıbbın kuramcılarından Alman Rudolf Virchow, salgın hastalıklarla mücadelede tek yolun‚ sınırsız demokrasi, karar yetkisinin yerele bırakılması, herkese eğitim, kilisenin devlet işlerinden uzaklaştırılması, vergi ve tarım reformu, endüstriyel kalkınması’ olarak tarif eder. 1848’de bir salgın hastalığını inceleyip hazırladığı raporda bu sonuca varır. Çünkü o, Engels’in 1845 yılında İngiltere’de Emekçi Sınıfının Durumu adlı eserinden etkilenmiş ve bunu tıbba formüle etmiştir.

Engels, 1840’ların başında geldiği İngiltere’de İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını gözlemleyerek hastalıkların kaynağını sadece yoksulluk veya kötü çalışma ve yaşam koşullarında değil, bunlara da neden olan üretimin örgütlenmesinde ve sosyal çevrede aranması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşlerini kitapta toplayan Engels, ‘nedenlerin nedeni’ şeklinde formüle ettiği bu görüşleri bugün de halen modern tıp tarafından kabul görmektedir.


Çünkü Engels, sağlık sorunlarının çözümünü iyileştirmelerde değil, nedenlerin nedeni olan özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacağını ifade eder.

Sermayenin birikimin merkezi haline gelen kentlerdeki nüfus artışı ile birlikte paralel yürüyen doğanın tahribatı, insanlığın yaşamına yeni sorunları da beraberinde getirdi.

Kapitalizm gelişme sağlarken, üretici güçlerinde tahribatını o derece geliştirmektedir. İhtiyaç duyduğu ucuz iş gücünün bir alana yoğunlaşmasıyla, üretimi arttırırken, aynı zamanda hem kendi hem de insanlığın sonunu getirmektedir. Bununla birlikte doğada tahrip olmaktadır.

Sermayenin ve nüfusun yoğunlaştığı kentler, plansız şekilde gelişirken yeni sorunları beraberinde getirmektedir. Km’lik alanlara sığdırılmış ciğerlere düşen oksijen miktarının azalması, karbondioksit oluşumunun havasız bir atmosfere yol açması, kentleşmenin doğal bir sonucu olan yeşilliğin yok oluşu elbette bir çok hastalığı da gün yüzüne çıkarmaktadır. Tarihte veba, tifüs, çiçek hastalığı gibi bir çok hastalığın hızlıca yayılmasının ve milyonlarca insanın yaşamını yitirmesinin en temel nedeni kapitalizmin ve kaynaklı olduğu çarpık kentleşme, insanın ağır çalışma koşullarından dolayı biyolojik açıdan zayıf düşmesi ve başkaca sebepler.

Dr. Alison, 1840’lı yıllarda yaptığı bir araştırmada tifüs salgının esas kaynağının yoksulluk, ekonomik bunalım, kötü hasat olduğunu yazar. İskoçya ve İrlanda’daki tifüs salgının insanların yoksullaşmasıyla birlikte gıda gereksinimlerini sağlayamaması ve vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığını belirtir ve bunlara şunları ekler. Uzun çalışma süreleri ve sağlıksız çalışma koşulları, güvenliksiz çalışma emekçilerde ruhsal çöküntü yarattığını ifade ederek, özel mülkiyet sistemin emekçiyi nesneye indirgediğini belirtir.

Engels’in ‘nedenlerin nedeni’  şeklinde formülasyonu, bugün halen tıp dünyasında temel bir görüş varlığını sürdürmektedir.  Salgın ya da benzer bir sorunun çözümünde bu diyalektik yöntem uygulanmaktadır. Salgına neden olan koşullar nelerdir sorusu temeldir.

Bugün Koronavirüs ile birlikte Engels’in bu teorisi bir kez daha haklı çıktı. Kapitalizmin yıkıcı doğası, dünyayı saran bu salgın ile birlikte bir kez daha ortaya çıktı. On binlerce insanın ölümü ve yüzbinleri aşan vaka sayısı ile salgın hızla ilerlemektedir. Özellikle nüfusun yoğunlaştığı kentlerde daha fazla yaygın olan salgın, en çok da yoksulları vurmaktadır.

Sağlık Bakanı Koca’nın açıkladığı verilerde salgının en çok etkilediği şehirlerin sırasıyla, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya olması tesadüfi değil. Ancak elbette bugün bu çarpık kentleşmeye rağmen teknolojinin, bilimsel deneyimlerin ve insan aklının geldiği gelişmişlik düzeyini dikkate aldığımızda önlenebilinir bir salgınla mücadele edilebilinirdi. Ancak kapitalist tekellerin ve onların siyasal temsilcilerinin, yeni Pazar alanları bulmak için giriştikleri savaşları finanse etmenin daha karlı olacağını biliyorlar. Dünya çapında 2018 verilerinde 1,8 Milyar doların sadece silahlanmaya ayrıldığını düşündüğümüzde, elbette sağlığa bir bütçenin olmayacağını bilmeliyiz.

ABD, İtalya, Fransa, Türkiye, İspanya ve bir çok ülkenin silahlanmaya önemli bir bitçe ayırmasına rağmen, salgın ile birlikte sağlık alanındaki tam bir krizi anlamak zor olmasa gerek. Öte yandan salgının ortaya çıkması ile birlikte alınan önlemlerin en dikkat çekici olanı ise, yine sermayenin zararlarının giderilmesine dönük paketlerin açıklanmasıdır. Ancak diğer taraftan tamamen korunmasız bir şekilde işe gidern işçi ve emekçilerin çalışmasına devam etmesi, tamda Dr. Alison’un ‘emekçiyi nesnelere indirgemektedir’ sözünü haklı çıkarır.

Salgına karşı dua!

Öyle ki, Türkiye’de Erdoğan, salgına karşı önlem olarak duaların eksik edilmemesini isteyerek adeta alay eder yoksullarla. Ancak bir gerçeği ve doğruyu da söylemektedir. Her şeyin özel mülkiyetin çıkarına göre şekillendiği ülkede, Suriye’yi işgal, Kürt halkına katliam savaşında bütçenin sağlığa ayrılamayacağını, savaşın finanse edilmesinin yolunun, emekçilerin salgında da ölmeye devam etmesi olduğunu aslında söylemektedir. Engels, ‘bu dünyanın parası Tanrıdır’ derken aslında tamda bundan bahsetmektedir. Sağlığa değil de, önemli bir bütçenin diyanet işleri bakanlığına, camilere, tarikatlara ayrılmasının nedeninin böylesi kriz anlarında tanrının imdada yetişmesi içindir.

Kapitalizm, doğal gelişimlerinden biri krizlerdir. Yani krizlerle iç içe yürür. Ancak bu krizlerden nasıl çıktığı, sınıfların durumuyla, toplumsal gelişmenin düzeyi ile, öznel kuvvetlerin hazır olup olmadığıyla da direk ilişkilidir. Kapitalizm gerek salgın krizi olsun gerekse de ekonomik krizler veya farklı sorunlar olsun, tek başına bundan kurtulamaz. Dolaylı yardım olarak işçi sınıfının sınıf olarak örgütlü olmadığı, işçi sınıfının bilinçli öznelerin dağınıklığı, örgütsüzlüğü onun en önemli yardımcı durumudur.

Bugünde adeta dünyayı kasıp kavuran, kapitalist emperyalist tekellerin, insanlığın gelişimini değil özel mülkiyetin gelişimini sağlamak adına insanı ve doğayı tahrip eden sistemini ortadan kaldırmadıkça salgınlarında, başka krizlerinde yaşamımızın bir sorunu olacağı kesin. Koronavirüsü ile birlikte, yarının farklı olacağı, başka olacağı söylemlerinin burjuva ideologların geliştirmeye çalıştıkları yeni algılardır. Bugünde yarında özel mülkiyet sistem devam edecektir. Yani kapitalizm var oldukça işçi sınıfı ve emekçilerin Sosyalizm mücadelesi de var olacaktır.

24.03.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑