Seçtiklerimiz

Published on Haziran 18th, 2019 | by Avrupa Forum 7

0

Kürt gölgesinde var olmanın dayanılmaz hafifliği – Hüseyin Sevinç

Osmanlılardan bu yana Dersim’de yürütülen ötekileştirme politikalarının sonucunda belgelerde “uyumsuz, itaatsiz halk” olarak kayda geçmiş Dersim ve Dersimliler sürekli asimile edilmekle karşı karşıyadırlar. Osmanlıların İslamlaştırma (Sünnileştrme) politikalarının üzerine “Türkleştirme” politikası eklenerek Cumhuriyet döneminde de bu durum kesintisiz devam etti. Bu konuda yıllardır çok şey söylendi ve yazıldı. Haklı olarak bu asimilasyon politikaları genel demokratik ve insani tahammüllerle bağdaşmadığı için eleştirildi, kınandı. Sonuçta Osmanlıların ve Cumhuriyet hükümetinin yürüttüğü Dersim politikası deşifre oldu ve ciddi bir farkındalık yaratıldı.

Bu eleştiriler doğruydu ve kuşkusuz yapılmalıydı. Fakat eleştiri yapmak başka, haklı gözüken bu eleştirilerle, acılar üzerinden ve sinir uçlarına dokunarak mantıki akıl yürütmeye engel olacak öfke sendromlarına toplumu sokmak başkadır. Yaratılan travmalar üzerinden pragmatik davranarak kazanç elde etmek başka bir şey olmalı. Aslında farkında olmadığımız, sorgulayamadığımız esas alan da burasıdır. Acıların kor ateşine odun atmak gibi bir şeydir bu. Yapılan eleştiriler veya gösterilen çabalar haklı gözükse de sonu felaketle biten toplumsal sonuçlara da sebep olabilirler. Bu durumu görmek, bunun farkında olmak; asıl önemli olan bu olmalı.


Nitekim, böylesi politika ve iki yüzlülüğün farkında olamamaktan kaynaklanan sorunlar deryasının içinde kulaç atıyoruz. Söylenen masum görünümlü sözlerle bizi nerelere çekmek istediklerini düşünmeden, masumane saflığımızın kurbanı olmayı sürdürür bir haldeyiz. Bu körleşmemizin sonucunda söyleyenlerin niyet ve davranışlarını sorgulamadan, gölgelerinde kendimizi var etmenin halet-i ruhiye’sinde veya sendromundayız.

Osmanlı oyunlarının ve Cumhuriyet zorbalığının farkında olan Dersimliler ne yazık ki, Kürt hegemonya çabalarının Dersim’deki olumsuz yansımalarının farkında değildirler. Hatta bu hegemonya ve Kürt vesayetinin gölgesinde var olmanın yanılsamasını yaşayıp oraya sığınma çabası içindedirler.

Kürt siyaseti konusunda Dersimlilerin ciddi problemleri var. Eleştiri ve sorgulama yetimizi tamamen kaybetmiş, kendimize karşı ciddi bir yabancılaşma içindeyiz. Türk siyasetçilerinin yıllardır takındığı ezberlere benzer söylemleri bugün Kürt vesayetçileri ödünç almış bulunuyor. Öyle ki, en masum eleştiri bile “Kürt düşmanlığı” ile özdeşleştirerek korkutuluyoruz. Bu korkunun üzerimizde bıraktığı yakıcı etkiden olacak ki, buna karşı koymaya cüret edemiyor ve susuyoruz. Dahası biz bu korkunun içine hapsolduğumuzun veya edildiğimizin farkında bile değiliz. Dersimi ve Dersimlileri çepe-çevre kuşatan ideolojik saldırıların sonuçlarını yeterince bilince çıkaracak bir sorgulamanın henüz uzağındayız.

Dersim konusuna ilişkin Kürt Tarihi yazımı, yazılı Türk tarihi gibi tahribatlarla doludur. Türki paradigma adeta kopya edilerek Kürdi bir bakış açısına evrilmiştir. Cumhuriyet Hükümetlerinin başından beri sürdürdükleri “Türkleştirme” politikalarına paralel olarak Dersimlileri” Kürtleştirme” politikaları son hız devam ediyor. Bütün Kürt “tarih yazıcıları” bu amaç temelinde kurgulanmış iddialarla karşımıza çıkıyor ve bizim bu sahte tarihe inanmamızı bekliyorlar.

Özellikle 1970 sonrasında solun Dersim konusundaki faydacı yaklaşımı ile Dersim ve Dersimlilerde bir kırılma ve yabancılaşma sürecine yönelik yeni bir evre başladı. Farkında olalım ya da olmayalım bu süreç ile birlikte Kürt siyasetinin hegemonya ve vesayet kurma süreci başlamış ve nerede ise tüm sol örgüt, bu siyasetin odun taşıyıcıları olmuştur. Suriye’ye mülteci olarak sığınan Nuri Dersimi (Baytar Nuri) orada faaliyet yürüten Kürt Hoybun örgütü tarafından adeta esir alınmış ve onun söylemleri üzerinden Dersimlileri “Türkleştirme” politikalarına karşı yeni bir proje yani“Kürtleştirme” projeleri başlatılmıştır.

Nuri Dersimi’i savunmak için demiyorum ama, Hatıratlarından anlıyoruz ki, Baytar Nuri orada esir bir konumdadır. Hoybuncuların bir kelamı bile hayatını tehlikeye atabiliyordu onu. Oturum izni Hoybun örgütünün elindeydi ve her an oturumu elinden alınabilirdi. Bu delirtici ortamda olmanın yarattığı psikolojik baskı onun fikirlerini özgürce yazması önünde doğal olarak bir bariyer oluşturmaya müsait idi.

Burada söylemek istediğim şudur. Nuri Dersimi üzerinden başlatılan ve Dersimlilere dayatılan Dersim Tarihi, esir olmanın ruh hali ile yazılmış sahici olmayan bir tarihtir. Bu iddianın doğruluğunu bilmek istiyorsak Baytar Nuri’nin Suriye’deki yaşamını araştırmak ve öğrenmek gerekir.

Bizler, Dersimlilerin sözlü hafızasını referans almak zorundayız. 1970 sonrası yaşanan kırılmayı aşmanın tek yolu, bu sözlü bellek ile tekrar bağ kurmak ve onu güncelleştirmekten geçiyor.

Dersim Sözlü belleğinde Dersimlilerin kendilerini Kürtlerden ayrı bir aidiyet olarak tanımladıklarını son derece net olarak bulabiliyoruz. Dersimliler, Türk, Kürt aidiyetlerinden kendini özel olarak ayırmış ve farklı bir aidiyet ile tanımlamışlardır kendilerini. Bütün o net tanımlara rağmen Dersimlilerin Kürt aidiyetine sığınmaları ne derece kabul görebilir? Sığınmacılık sendromu yaşayan arkadaşların durumu sahiden acı ve üzüntü vericidir. Sığınanlar açısından bir rahatlık taşısa da Kürt gölgesinde var olmaya çalışmak tarihi olarak bir sorumsuzluk ve kendimize karşı ciddi bir yabancılaşmadır. Ayıptır, günahtır!

Şu soruya cevap vermek durumundayız: Referans kaynaklarımız ne olmalı; neye inanmalı neye güvenmeliyiz? Dersimlilerin sözlü belleğine mi, yoksa dışardan müdahalelerle yazılan dejenere bir tarihi mi referans olarak alacağız kendimize? Bir başka ifade ile Dersimliler olarak kendi ayaklarımız üzerinde durmanın verdiği özgüven ile mi yoksa Kürt gölgesinde olmanın verdiği veya-vereceği “güven” paradigması üzerinden mi geleceğe yolculuk yapacağız? Dersimlilerin bu seçeneklerin farkındalığında kalarak kendi seçeneklerini yaratmaları özel bir önem taşıyor. Önümüze servis edilen veya dayatılan seçeneklerle avuna biliriz ama bu bizi özgür kılmayacaktır. Yıllardır omuzlarımızda taşıdığımız, kullanım süresi geçmiş ödünç bilgilerle örgülü Kürdi paradigmayı aşmak zorundayız. Özgür olmanın yolu bu Kürt kamburundan kurtulmaktan geçiyor. Seçim bizimdir…

Kaynak: dersimmeclisi.com


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑