Yazarlar

Published on Mart 16th, 2020 | by Avrupa Forum 7

0

“Kürtler Yüzyılın Öncüsüdür” tespiti gerçeği yansıtıyor mu? – Hasan Aksu

“Kürtler yüzyılın öncüsüdür.” Böyle bir tespit büyük bir iddia olduğu kadar, dünyada yaşanan gerçekleri görmek istememek anlamına da gelir. Kendini her şey gören ve bulunduğu bölgede ve halkının yaşadığı gerçekleri hasıraltı etmektir. Kaldı ki, Kürt Ulusal Hareketi federasyon, özerklik ve konfederasyon şeklinde yürüttüğü mücadelede belli bir yol almış olabilir. Buna saygı duyarız. Ancak Kürt Ulusal Hareketi’nin ideolojik çizgisi ve izlediği siyaset ve bölgede anlaşılmaz git geli hesaba katıldığında “21. yüzyılın öncüsüdür.” söylemi büyük bir abartı olduğu gibi, dünyayı kurbağa gözüyle görmekten başka bir şey değildir. Kaldı ki, KCK henüz kendi ulusuna Kürdistan’ın dört parçasında önderlik yapacak düzeyde olmadığı gibi, ‘Marksist bir örgüt olmadığını’ kendisi söylemektedir. Bu anlamda, 21. yüzyılda ulusal hareketlerin, değil dünya halklarına önderlik etmesi veya ilham kaynağı olması, emperyalizm ve proleter devrimler çağında mümkün olamaz. Olmadığı gibi, Kürt hareketi sosyalist bir niteliğe, onun ilkelerine asla sahip değildir. Öcalan’ın teorik ‘çözümlemeleri’ bilimsel anlamda Marksizm-Leninizm ile kıyaslandığında; geçmişte çokça yaşanmış tipik bir Kürt Ulusal Kurtuluş Hareketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamıyla yürütülen ulusal kurtuluş hareketleri emperyalizme, sömürgeciliğe ve işgalci güçlere darbe vurduğu oranda proleter devrimlerin bir parçasıdır. Bu gibi hareketlerin bir eli beyaz bayrakta diğer eli proletaryanın kızıl bayrağını tutmaktadır. Çıkarına hangisi uygun düşerse onun yanında yar alacağı açıktır. Bunun üzerinde evirip çevirmenin geçerli bir mantığı yoktur. Ulusal hareketlerin en büyük özelliği ve kusuru da burada yatmaktadır. 80’li, 90’lı yıllar hesaba katıldığında adına sosyalist denen ülkeler ve partiler küresel krizle karşı karşıya kaldı. O yıkılmaz denilen, geriye dönüşü mümkün olmayan demir kapılı sosyalist ülkeler ve partiler patır kütür dökülmeye, kendilerini fes etmeye, sosyal demokrat hareketler olmaya başladılar. Ve yeni dünya düzenine elinde hıyar, tuza koşar gibi koşmaya başladılar. Sosyalist hareketin en dibe vurduğu bir dönemde geçmişte olduğu gibi, günümüzde de ulusal hareketler, milliyetçilik ve şovenizm şaha kalktı/kaldırıldı. Bu gelişme yalnızca ülkemizde, bölgemizde değil, dünyanın dört bir yanında gelişti, etkin hale geldi, hala gelişmeye devam etmektedir. Milliyetçi ulusal hareketlerin bir çoğu Doğu Avrupa ülkelerinde ve Rusya da ‘sosyalizmin iflas etmesi’ (siz bunu Rus sosyal emperyalizminin parti/devlet eliyle sömürü çarkını devam ettiremediği için, sosyalizm maskesini atarak açık emperyalist yüzünü gösteriyordu) sonucu; Amerikan emperyalizminin ve Avrupalı emperyalistlerin de çok yönlü destek ve propagandasıyla Rusya’nın egemenliği altında olan bu sömürü pazarları birer birer yıkılmaya, isyan ve darbelerle el değiştirdiği gibi, bazıları kendiliğinden teslim oldu, havlu atarak yeni efendilerine ülkelerini peşkeş çekmeye ya izin verdiler ya da yeni Avrupalı egemenlerle işbirliği sürdürüyor oldular. Böylesi bir gelişme sonucu milyonlarca insanda sosyalizme ve komünizme güven olgusu, duygusu yıkıldı. 1917 Ekim devrimiyle başlayan, dünyanın dört bir yanında komünist partilerin iktidara geldiği ve emperyalist sömürü sistemini kökünden sarstığı dönemler, sosyalist ülkelerin ezilenler üzerinde bıraktığı etki ve güven ne yazık ki altmışlı, yetmişli yıllarda ağırda olsa etkisini kaybetmeye başlamıştı. Sonraki yıllarda, o, koca dağ gibi devletlerin yıkıldığı gibi, eski tüfekler, ideologlar ve onların yanında yetişme ardılları hep bir ağızdan; ‘eski tip sosyalizmin miladını doldurduğunu, Marksizm-Leninizm’in artık geçerliliğini yitirdiğini’ sokakta, dernekte, yolda, kahvede her yerde avazları çıktığı kadar bağırdılar. Biz bu kapitalist yolculara karşı sosyalizmi savunduğumuzda, çağımızın emperyalizm ve proleter devrimler çağı olduğunu, proletarya diktatörlüğünün geçerliliğinden bir şey kaybetmediğini ısrarla savunduk. Sosyalizmde sınıfların var olduğunu, sınıf mücadelesinin her alanda kıyasıya devem ettiğini, sosyalist maskeli sosyal emperyalizminin yıkılmasının kötü değil iyi olduğunu sürekli ve kararlıca vurguladık. Biz ısrarla sosyalizmi ve komünizmi savunduğumuzda o gün bizlere ‘nesli tükenmiş dinozor’ diye hitap edenler çoktu, ‘sen/siz hala oralarda mı kaldınız, savunduklarınızın herhangi bir geçerliliği kalmadı, nafile nefes tüketiyorsunuz’ diyenlerimiz oldu… ‘Artık çağımızın değiştiğini, komünizmin öldüğünü, işçi sınıfı denen bir sınıfın önderliğinin son bulduğunu, ‘yeni dünya düzeninin insanlığa yön vereceğini, evreni yönlendireceğini’ savundular. Ve ne yazık ki, küresel emperyalizme uyum sağlayarak, komünizm düşmanlığı yapan yüzlerce, binlerce kişi, her nedense bugün yeniden şahlanarak dümen kırıp sosyalist olmaktan, komünizmi savunduklarını utanmazca, arsızca söyleyebilmektedirler. Türkiye ve Türkiye Kürdistan devrimci hareketinin dünyada siyasal anlamda hızla yayılan Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Dünya Düzeni virüsünden etkilenmemesi mümkün değildi. Öyle ki, Gorbaçov ‘un Glasnost tezinin insanlığı kurtaran yeni bir teori olduğunu ileri sürebilecek kadar ahmaklar çokça baş gösterdi. Nebi Yağcılar, Kemal Burkaylar, Teslim Töreler, Abdullah Öcalan … gibi daha kimler kimler ‘sosyalizmin geçerliliğini yitirdiği, Lenin’in proletarya diktatörlüğü tezinin yanlış olduğunu, reel sosyalizmin iflas ettiğini’ söyleyiverdiler… Ve önüne gelen, dünyayı yeniden keşfedercesine kurtarıcı pozlarda yeni tezlerle piyasaya çıkıverdiler. Tam da bu evrede henüz çözümlenememiş ulusal sorunlar ön plana çıkarıldı. Emperyalistler arası pazar paylaşımında Ortadoğu’da ve buna bağlı olarak Kürdistan’ın dört parçasında pazar paylaşım dalaşı devam ediyor. Henüz bir kazananı yoktur. Kürt hareketlerinin haklı, meşru mücadelesini kayıtsız- koşulsuz savunduğumuz, demokratik, haklı olan; kendi kaderini kendisinin tayin etmesi sorunu henüz daha netlik kazanmamışken kalkıp da boyundan büyük laflar ederek , ‘Kürt Özgürlük Hareketi yirmi birinci yüzyılın öcüsüdür’ gibi aslı astarı olmayan iddiada bulunmak ham bir sübjektivizmdir. Özcesi; dün ve bugün geçerli olan ve bu geçerliliğinde bir şey kaybetmeyen çağımız tespitinde göreceli değişiklikler olmasına karşın özünde bir değişiklik olmamıştır. Bu anlamda; 21. yüzyılda dünya halklarına yol gösteren bilimsel ideoloji Marksizm-Leninizm ve Maoizm’dir. Ve dünya halklarına öncü ve önderlik yapacak olan da bu bilimsel işçi sınıfı ideolojisidir. Gerisi lafı güzaflık olup, yolunu şaşıranların ulusal hareketlerin önderliğinde ve öncülüğünde ‘proleter devrimler yapacağı ‘ hayalini rüyasına girmesidir. Bugün Asya’da , Amerika’da, Afrika’da gelişen ve belli ivme kazanan Maoist hareketler dünya halklarının öncüsü, öncülüdür. 21. yüzyıla damgasını vuracak olan Hindistan’da , Filipinler’de, Peru’da, Meksika, Türkiye ve Kürdistan toprağında demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelesini emperyalizme, faşizme, feodalizme karşı tavizsiz sürdüren sınıf mücadelesinin taa kendisidir. 21. yüzyıla öncü ve önder olacak yegane güç Komünist-Maoist partilerdir. Gerisi teferruattır.


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑