Yazarlar

Published on Temmuz 3rd, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Kürtlere verilen ‘Türk’ soyadları ve unutturma kültürü – Erdal Boyoğlu

21 Haziran 1934 tarihinde (Tek şef iktidarı) “medenileşme” hareketi adı altında başta Kürtlere ve diğer farklılıklara zorla bir soyadı verdi.
Ulus-devlet inşa etmeye çalışan T.C devleti, projelerinin önünde engel gördükleri başta farklılıkları, etnik halkları asimile etmek için çeşitli teknik ve taktikler geliştirdi. “Soyadı Kanunu” adı verilen uygulama ile işe başladı.
Ulus-Devlet kurma projesi, Kemalistler tarafından hayata geçirildi. ittihat-Terakki kadrolarından oluşan T.C devleti Cumhuriyetin içinde “ulusal birliğe” zarar verecek ne varsa, farklı düşünenlerde dahil bütün unsurları çeşitli şekillerde tasfiye etme kararı aldılar.
Baskı ve zulümle ortadan kaldırmadıklarını asimilasyon uygulamasıyla izaha sokmaya çalıştılar ve ‘Soyadı Kanunu’nu devreye soktular. Ve ‘Soyadı Kanunu’, Türkçülüğün en etkileyici unutturma kültürü oldu.
‘Soyadı Kanunu’ ile herkese zorla bir soyadı verildi. Türklük adına ne varsa, her şey mübah görüldü. Etnik çağrışım yaptıracak, Şehirlerin, köylerin kasabaların, meraların isimleri değiştirildi.
T.C. devletinde 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu kabul edildi. Soyadı Kanunu gereğince 40-45 gün gibi kısa bir sürede 16 milyon kişiye soyadı verildi. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkleştirme, tek tipleştirme politikası, Soyadı Kanunun uygulanmasına da yansımış ve Türk kökenden gelmeyenlerin kendilerini Türk hissetmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bundan dolayı Türk olmayanlara, Türk olduklarını çağrıştıran soyadları, yani olduğunun tersi olan soyadları veriliyor. Soyadı vermekle görevlendirilen memurlar, mülki idare amirleriyle Anadolu’nun dört bir yanına dağılıyordu, görevleri herkese soyadı vermekti. Bu çalışmalar sırasında sosyolojik ve psikolojik savunmanın bizzat şahidi oluyorlardı.
Özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde tanınmış ve sevilen aşiretlere Türk soy isimleri verilmiştir. Türk olmadıkları alenen bilenen ve tanınan ailelerin bir kesimi gerek baskı ve korkuyla gerekse de ne olur olmaz diyerek Ertürk, Türkdoğan, Öztürk, Türk, Türkyılmaz, Türksoy, Türker, Türkoğlu, Asiltürk, Kocatürk, Hastürk, Göktürk, Şentürk, Türkmen, Şükür, Bozkurt vb gibi soyadlarını seçiyorlardı.
Böylece kan hısımlığı açısından Türk olmayan ama bir şekilde kendilerini ait olmak istedikleri ırka yakın göstermek istiyorlardı. Kendilerini devlete ve resmi ideolojiye yakın göstererek daha rahat olacaklarını hesaplıyorlardı. Bu vesileyle aşağılanmayacaklarını ve hatta devletin önemli kademelerinde görev alabileceklerini ve/veya çalışabileceklerini düşünüyorlardı. Dolayısıyla kendilerine aslını inkâr etmenin yolunu açıyorlardı. Soyadı ile kimliklerini, inançlarını ve kültürlerini manipüle ediyorlardı. Soyadı Kanunu’nda korkaklar yiğit, zayıflar güçlü, esmerler beyaz, çürükler sağlam, çirkinler güzel soyadlarını aldılar ya da onlara bu soyadları verildi; Bektaş ismini Bekir yaptıkları gibi…
Bugün iyi düşünüp çevremize baktığımızda bu mantığın başarılı olduğunu görüyoruz. Cumhuriyet’in unutturma kültürünü benimseyerek hemen hemen tüm alanlara Türk sözcüğü hakim kıldırıldı. Türk, Türklük her alanda öne çıkarılarak belleklere kazınmıştır. Dağ, taş, nehir, mera, orman, köy, kasaba, şehir isimleri Türkçeleştirilerek, orijinal isimleri unutturularak “Her yer, her şey Türk’e göre “tanıtılmaya ve anılmaya başlanmıştır. ‘Ne mutlu Türküm Diyene, Tanrı Türkü Korusun, Bir Türk Dünyaya bedeldir, Varlığım Türk Varlığına Armağan olsun’ vb dayatmacı, ırkçı, ayrımcı hakimiyet sergilendi.
Kullanılan deyimlere bakın; Türk Sporu, Türk Sineması, Türk Sanatı, Türk Folkloru, Türk Basını, Türk halk Müziği, Türk Sanat Müziği, Türk Yemeği, Türküler geçidi, Türk Migros, Türk Pireli, Türk Solu vs…
Türk Sineması denilen sinemayı dünyaya tanıtan Yılmaz Güney Siverekli bir Kürt, Türk Romanı diye sunulan romanı dünya ile buluşturan Yaşar Kemal Ercişli bir Kürt, Türk Halk Müziği’nin(!) opera sanatcısı Ruhi Su Vanlı bir Ermeni’dir. Türkçülüğün Esasları kitabını yazan ise Kürt Sosyolog Ziya Gökalp’dir. Ermeni kimliğini, öldüğü güne kadar saklayan Sami Hazinses’i Türk sanatçısı olarak sevdik. Ama o “Öldüğümde benim Ermeni olduğumu söyleyin,” diye tarihe not düşmüş. Ama o hep Sami Hazinses olarak yaşadı, Samuel Agop Uluçyan olarak ayrıldı aramızdan. Nubar Terziyan, Turgut Özatay, Toto Karaca, Vahi Öz (Vahe Öz), Kenan Pars (Kirkor Cezveciyan), Danyal (Danyel) Topatan ve Naşit Özcan ve Adile Naşitler de “Ermenidir,” diyemediklerimiz. Asuri-Süryani kimliğiyle bilmediğimiz GS Spor Kulübü Eski Başkanı Faruk Süren Türk işveren olarak, Sanatçı Bedri Ayseli, Coşkun Sabah, Ferdi Özbeğen ve Asu Maralman’ı ise Türk sanatçısı olarak tanıtılanlardan bir kaç Asuri/Süryani isimdir… Türk folkloru adı verilen halk oyunları Lazlar’ın Horan’ından Kürtler’in Halay’ından bahsetmez. Halay da Horan da Türklerin Türk folkloru olur. Türk Halk Müziği de genellikle Kürtler ve Kızılbaş/Alevilerden (ç)alınmadır. Bu örnekler de gösteriyor ki, soyadlarının yanında kültürel asimilasyon da etkin kılınmıştır. Bazen şöyle terimler duyarız; Dağlı Türkler (kürtler için sölenir) Türk Azerileri, Türk Ermeniler, Türk Yahudileri, Türk Arnavutları, Türk Çerkezleri vd gibi etnik kökenlerin isimlerinin başına Türk sözcüğünün konması bilimle oynamak, alay etmek ve sosyolojinin katledilmesidir. Türk Türk’tür, Çerkez Çerkez’dir, Laz Laz’dır, Kürt Kürt’tür, Azeri Azeri’dir, Arap da Arap’tır. (Hz. Ali soyundanım, diyen Türk ve/veya Kürt Aleviler var. Bunlar da yeni biyolojik keşifçiler, bilime, biyolojiye meydan okuyan Ali’ciler!)
Anadolu/Mezapotamya’nun kavimler kapısında yaşamaları ve T.C. vatandaşı olmaları onların Türk oldukları anlamına gelmez. Nasıl ki Avusturya’da yaşayan bir Türk Avusturyalı, Bulgaristan’da yaşayan bir Türk Bulgar olamıyorsa, Türkiye’de yaşayan Kürt, Çerkez, Laz, Azeri, Arap, Ermeni ve Yahudi de Türk olamaz. T.C. vatandaşı olabilirler ama Türk olamazlar.
Bu, değişmeyen sosyoloji ve bilim kuralıdır. Bütün dillerin Türkçeden türediğini öne süren ‘Güneş Dil Teorisi’nin yaratıcıları da aynı devşirme gelenekten geliyorlar. Buna benzer ciddi paradokslar olduğu gibi çok ciddi patolojik sorunlar da var. Anadolu’nun zengin kültürel mirasını asimilasyona tabi tutanlar sosyolojik bir katliam yapmıştır.
Oysa Türk ırkından olanlar, Anadolu’ya yerleştiklerinde bu coğrafyanın en mazlum halkıydı. Osmanlı’da en çok aşağılanan Türk boylarıydı.
Tabi ki, bu sorun sadece Kürtlerin değil, Lazların, Gürcülerin, Çerkezlerin, Arnavutların, Boşnakların ve bütün türkleştirilmek istenen grupların maruz kaldığı uygulamadır.
Yüzyıllardır Osmanlı baskısı altında kalan Türk kimliği de diğer kimlikler gibi saygındır ve güzeldir. Acı durumda olan Türk kimliğini kirleten devşirmeler devletin yöneticileridir. Bunlar, farklılıklara uyguladığı tahammülsüzlüğün ve asimilasyonun uygulayıcılarıdır.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑