Türkiye

Published on Kasım 9th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Madalyonun iki yüzü: Faşizm ve sömürgecilik – Tuncay Yılmaz

Diyarbakır, Van ve Mardin’den başlatılan Kayyum darbeleriyle açılan yeni sürecin ortaya çıkardığı en önemli gerçek AKP – MHP Bloğunun faşizmin inşasındaki ısrarıdır. 31 Mart ve 23 Haziran yenilgilerinin ardından bocalayan Cumhur Bloğu Amed, Mardin ve Van Belediyelerinden başlayarak yollarından dönmediklerini ilan etmiş oldular dostlarına ve düşmanlarına! HDP’nin seçim taktiğinin atında kalan AKP-MHP, bu enkazın altından yine şovenizm kaldıracıyla çıkmaya çabalıyor.

Kayyum darbesine karşı gerek Kürt Halkı ve HDP’den gerekse de –cılız da kalsa- Millet Blokundan gelen tepkiler aslında bu darbe girişimini kadük hale getirdi. Kayyumla istediği havayı yaratmadığını gören AKP-MHP, Suriye’ye dönük sınır ötesi operasyonla “seferberlik hali” ilan ederek faşizmin inşası sürecini tamamlamak istiyor. Nitekim CHP yönetimi, Saadet Partisi ve İyi Parti de bu savaş çığırtkanlığının, şovenizmin arkasına dizilerek bir kez daha Erdoğan diktatörlüğüne, faşizmin inşasına payanda oldular. 


Her ne kadar kayyum ve Suriye’ye askeri müdahale kararını AKP-MHP Bloğu almış / aldırmış olsa da bu kararın arkasında aslında 90 yılık geleneksel Türk devlet ve sermaye aklı, desteği var. Kürt sorunun demokratik çözümüne imkan vermeyen, asimilasyon ve inkar ve imhada ısrarcı olan devlet aklı.

Erdoğan ve Cumhur ittifakı bu saldırı dalgasının koçbaşı olsalar da hem Ergenekon hem de Tüsiad’ıyla, Müsiad’ıyla sermaye çevreleri her iki hamlenin de destekçisi durumundalar.

Süreci sadece son kayyum darbesi ve sınır ötesi operasyonlarla değil de daha geniş bir zaman diliminden, müzakere masasının devrilmesinden bugüne bakarak değerlendirdiğimizde olan biteni anlamak biraz daha kolaylaşıyor. Dolmabahçe mutabakatının boşa düşürülmesi, 7 Haziran seçimlerinin yok sayılması, Suruç, Ankara, Gaziantep katliamları, göz yumulan FETÖcü darbe girişimi ve sonrasında gerçekleştirilen OHAL darbesi, kayyumlar, Sur, Nusaybin, Cizre’nin tanklarla, toplarla yerle bir edilmesi, bodrumlarda yakılan insanlar, cesedi günlerce sokak ortasında bekletilen Taybet ana ve şimdi de yeni bir kayyum ve operasyon… Bunların hepsi bize 30 Ekim 2014 MGK Kararlarında Kürtlere ve demokrasi güçlerine karşı alınan “Çöktürme Kararının” uygulamada olduğunu gösteriyor.

Topyekün Mücadele

Öncelikle batısıyla, doğusuyla bütün demokrasi güçlerinin bu süreci sermaye ve derin devlet desteğiyle AKP-MHP bloğunun faşizmi inşa ve yerleştirme süreci olarak ele alması gerekiyor. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nin girdiği bu yönelim, lafta başka türlü konuşsalar da pratikte bütün emperyalist güç merkezleri tarafından da destekleniyor. Karşı karşıya olduğumuz durumu doğru tahlil edelim ki karşılığında ne yapacağımızı da doğru tespit edebilelim. Yargıdan yasamaya, zor aygıtlarından toplumsal alana pek çok faşist uygulama devreye sokulmuş olsa da Cumhur Bloğu hala faşizmi kurumsal olarak yerleştiremedi, Erdoğan diktatörlüğünü ilan edemedi. Direniş açıktan ya da gizliden, kah sokağa taşarak kah sandığa yansıyarak sürüyor. Bütün zor ve hukuksuzluklara rağmen muhalefete diz çöktüremediler. Erdoğan’ın iktidarı hala sallanıyor ve bu buz gibi gerçeğin bilincindeler. Bu sallantının bir yerle bir olmaya dönebileceğini en son olarak yerel seçimlerde gördükleri için de baskının, şiddetin dozunu arttırdılar.

Erdoğan ve destekçileri “yenemiyorsan en azından yenilmeyi önle / geciktir” anlayışıyla seçimlerden sonra yeni bir hamle yaptılar. Bu hamlenin en önemli sonuçlarından birinin de karşılarında oluşan bloğun çatlaması olduğunu bizzat kendileri dillendirdiler. Suriye operasyonuyla birlikte gerçekten de CHP’yi ve Millet ittifakını felç ettiler, ellerini kollarını bağladılar. Şovenizmden kopamayan CHP yönetimi bir kez daha devrilmekte olan Erdoğan’a payanda oldu. Yetmezmiş gibi başkanları Kılıçdaroğlu cihatçı çetelerden oluşturulan Suriye Milli Ordusu’nun talan, işkence ve savaş suçlarını da “iyi hizmet” diye pazarlamaya çalışıyor.

Oysa HDP tam da bu durumları görerek halklarımıza AKP-MHP faşizmi dışında bir seçenek yaratabilmek için son seçimlerde büyük bir fedakarlık ve esneklik gösterdi. Ülkeyi faşizm tehlikesinden kurtarmak için faşist iktidarın ana beslenme damarlarını kesecek sonuçlar üretecek bir seçim taktiği geliştirdi. Bu taktikte başarılı da oldu. AKP-MHP’nin arpalık ve kadro yetiştirme, besleme merkezi olarak kullandığı çok önemli belediyeler faşist blokun elinden gitti. Ancak görüyoruz ki CHP bu durumdan güç alıp faşizme karşı zayıf da olsa Kayyumlar’da gösterdiği tavrı geliştirmek yerine AKP-MHP iktidarını yeniden güçlendirecek bir hatta girmekte. Şunu çok açık belirtmeliyiz ki, CHP bu tavrıyla sadece yüreğine taş basarak kendisine oy veren HDP’lilerin değil, partisinin tabanındaki demokratik, laik, seküler kesimlerin de desteğini kaybedecektir.

Şimdi bir kez daha demokrasi mücadelesinin önderliği ve sorumluluğu HDP ve diğer sosyalist güçlere, tutarlı demokratlara düşmüştür. Batıdaki faşizimle doğudaki sömürgecilik aynı madalyonun iki farklı yüzüdür. Yapmamız gereken öncelikli olarak faşizm tehlikesini bertaraf etmek ve sömürgeci saldırganlığı durdurmaktır. Bunun için de bir yandan en geniş demokrasi güçlerini yanyana getirecek taktik ve pratikler geliştirirken, diğer yandan da karşı tarafı zayıflatacak, dağıtacak taktikler geliştirmeliyiz.

Hızla “Türkiye ittifakına / Yeni Milli Cepheye” doğru sürüklenen burjuva siyasetine en etkili politik, taktik, pratik vuruşları yaparak bu cephenin oluşmasını engellemeli, AKP içerisinde seçimlerden sonra başlayan dağılma sürecini yeniden tetikletecek politikalar geliştirmeliyiz. En nihayetinde devrimci mücadele bir yandan kendi tarafında en geniş devrim ve demokrasi güçlerini toplarken diğer tarafta düşman güçlerini en zayıf hale getirme becerisidir.        

Tuncay Yılmaz

9 Kasım 2019

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑