Yazarlar

Published on Eylül 18th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Mesafe – Niyazi Aytaç

Devlet, düzen partileri, resmî ideolojinin manyetik alanından çıkmayan-çıkamayan “solcular” dan, çapsız, çelimsiz, ilkel milliyetçi “Kürdi” şahsiyet ve partilere kadar, büyük bir cephe sürekli şu tekerlemeyi tekrarlıyor: PKK ile aranıza mesafe koyun!

Çözümsüzlüğün bu bıktırıcı dayatması her ortamda her platformda her fırsatta Demokles’in kılıcı misali HDP’nin başında sallandırılmakta. Neden?


Mesela neden bağımsız Kürdistan, Otonom Kürdistan, hatta pankürdizmi savunanlara karşı bile böyle bir “mesafe” dayatılmıyor da, (ayrıca bu kesimlerin de ifade ve örgütlenme özgürlüğü elbette olmalıdır) PKK’ye karşı her türlü yönteme baş vurularak ısrarla izolasyon dayatılmak istenmektedir?

Bunun esas olarak iki sebebi var: Birincisi PKK, Kürd sorununun çözümü konusunda proleter karakterde bir müdahaledir! ( Bazı “Ultra Marksist”lerimizin tüylerinin diken diken olduğunu görür gibiyim. Burda sadece kısaca şunu belirteyim ki; Marks’ın Marksizmi ile söz konusu Marksistlerimizin Marksizmi arasında basbayağı bir mesafe vardır; ve ben PKK’nin proleter karakterinden bahsederken, tam da Engels’in Paris Komünarları için Marksistlerin bir etkinliği olmadığı halde, “beyler Proleterya hareketini mi görmek istiyorsunuz İşte Paris Komünü” derken, “ideolojilerden bağımsız” Komünü’nün yapısal özelliğine atfettikleri anlamda PKK’ye proleter bir yapı diyorum)

İşte Türk milliyetçisi ile Kürd ilkel milliyetçisinin arasındaki mesafeyi kaldıran temel faktör de bu olgudur.

PKK aşağıdan gelen bir güçtür

PKK Kürdistan tarihinde Ağaların, Beylerin, şeyhlerin değil, yoksul kitlelerin aşağıdan gelen hareketinin bir tezahürü olduğu gibi, Kuzey-Kürdistan’da ise yenilmeyen ve dolaysıyla çözümü devletin ve herkesin önüne zorunlu olarak koyan tek harekettir. İşte mesafe konulmak istenen bu güçtür. Onun ne önerdiği pek önemli değildir; önemli ve sistem için tehlikeli olan aşağıdan gelen ve politik bir güç (yani kim politik olarak ne yaparsa hesaba katmak zorunda olduğu bir kütle) olmasıdır.

Bu gücün diğer halkları etkilemesi ve tüm Ortadoğu’da devrimci bir sinerji yaratması “Mesafecileri” ürkütüyor; onları bozuk plak gibi öttüren de bu korkudur. Kürd burjuvazisinin, ilkel milliyetçilerinin, Ağaların, Aşiretlerin, petrol zenginlerinin, tepeden tırnağa silahlı korucuların değil de PKK’nin sürekli öcü gibi gösterilmesinin temel nedeni budur.

İkincisi ise, PKK’nin, savaş ortamına rağmen yarattığı katılımcı demokratik atmosferdir. Bunun en açık göstergesi farklı halklardan insanları mücadeleye sevk etmesindeki başarı olduğu kadar, kadınların bu mücadeledeki belirleyici rolüdür. Rojava’da dünya bu gerçekliği gördüğü gibi Türkiye’de de eşbaşkanlık sistemi ve tüm baskılara rağmen seçilen vekillerin parlementodaki kadın oranı bunun açık göstergesidir.

Son zamanlarda devletin Kürd kadınını “hatırlaması” da demokrasi ve özgürlüğün bu temel dinamiğini düşürmeye yönelik sinsi bir hamledir.

“Kürd realitesini tanımak”

PKK’nin şiddete baş vurmasının sorunun çözümünü zorlaştırdığı söylemi, yanılgı yada hatalı bir yaklaşım değil, düpedüz yalandır, manipülasyondur. Bunun sayısız kanıtını ortaya koymak hiç de zor değildir. Sadece bir örnek bu safsatayı deşifre etmeye yeterlidir: 1938’de Kuzey-Kürdistan’da yapılan son büyük katliam (Dersim) ile PKK’nin silahlı mücadeleyi başlattığı 1984 yılı arasında tam 45 yıllık bir süre vardır; bir merminin sıkılmadığı bu uzun zaman diliminde Kürdlerin hangi temel hakları teslim edilmiştir? Hiç! Hiçbir hakkı teslim edilmediği gibi, bu zaman zarfında Kürdler tarihten silinmek istenmiştir. Kürd bilgesi Musa Anter’in “Kürdçe ıslık çaldığı” için işkence gördüğünü hatırlatmaya gerek var mı?

“Kürd realitesini tanımak” ne yazık ki PKK’nin uzun yıllar süren silahlı mücadelesi sonucunda kabul görmüştür. Günümüzde elbette silahın, şiddetin aradan çıkması gerekmektedir. Bunun için de birilerinin (HDPnin) PKK ile arasına mesafe koyması değil aksine PKK ile daha sıkı bir diyaloğu gerektirmektedir.

PKK ile araya mesafe koymanın anlamı nedir? Bunun iki anlamı vardır: Birincisi, herkes devletin resmî söylemine gelsin, kimse özgün bir misyon yüklenmesin. Örneğin; HDP AKP, MHP, CHP gibi bir devlet partisi olsun; Kürdler yasal yollardan örgütlenmesin, politik bir güç olmasın, devletin zulmünü kimseye duyurmasın. İkincisi, HDP devletin bu istek ve uygulamalarına uymuyorsa o zaman dağa çıksın; hatta dağa da çıkmasın; yok olsun!

Bu çıkmazdır; silahların daha fazla sürece dahil olması dışında bir sonuç doğurmaz. Bazılarının uykularını kaçırsa da, inkar edilemez bir gerçek vardır: HDP silahsız PKK’dir. Yani sorunun kaynağı, hakların iadesi hususlarındaki görüşü ve kitle temeli aşağı yukarı aynıdır. Sadece HDP silaha, şiddete değil artık yasal mücadelenin belirleyici olmasını istemektedir. Silahın tamamıyla devre dışı kalması için de, PKK ile yapıcı bir diyalog içinde olması elzemdir. PKK’yi yok etmek, son ferdine kadar katletmek isteyen bir yapının PKK’ye söz geçirmesi mümkün mü? Bu atı arabanın arkasına koşmak, çözümsüzlükte ısrar etmek dışında bir anlam ifade eder mi?

Barışa mesafe koymak

Hasılı kelam: “PKK ile aranıza mesafe koyun” demek; barış olmasın, silahlar susmasın, savaş devlet ihtiyaç duydukça kullansın diye sürekli gündemde kalsın demekle eş anlamlıdır.

Öte yanda eğer sorun “ teröristler” ile araya mesafe koyma sorunu olsaydı ilk kınanması ve buna zorlanması gereken TC’nin Cumhurbaşkanı T. Erdoğan olması gerekirdi. Çünkü bütün dünya biliyor ki Suriye’deki hemen hemen tüm “terör” örgütleri ile sıradan bir ilişkisi yok Erdoğan’ın, bazılarını yakından yönetip yönlendirmektedir aynı zamanda…

PKK ile dialog, Kürd sorununun çözümü ve toplumsal barış için hayati önemdedir.

Faşist ve cümle ırkçıların “mesafe koy” safsatasına karşı demokrasi güçlerinin şiarı inatla “diyalog kur” olmalıdır.

18.09.2019

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑