fbpx

Emek

Published on Temmuz 20th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Mini torbadan maksi patron kıyağı – Necla Akgökçe

Torba Yasaya şöyle bir göz gezdiren bir işçi iktidarın, devletin pandemi dönemini fırsat bilerek işçilerin değil de patronların yararına nasıl harıl harıl çalıştığını açıkça görebilir. Fakat işçiler bilgi ve enformasyon kanalları ne yazık ki sendikalarının basın açıklamaları değil. Çoğu zaman yandaş gazeteler ve televizyonlar. Büyük bir bölümü ne yazık ki patronla, iktidar, devletle patronlar arasındaki bağı kurmaktan çok uzaklar. Ve ağır çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri nedeniyle, yalnızca kendi dar çalışma alanlarına hapsedilmiş vaziyetteler; onları bu kısır döngüden çekip çıkaracak herhangi bir örgütlenme yok.

“İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. İşlevsiz Meclis kapanmadan önce apar topar ortaya atılan yasa teklifi, tüm yasalar ve yönetmelikler gibi tek adamın isteği doğrultusunda şekillenen 10 maddelik bu mini torba kanun, işçi sınıfı açısından ciddi hak kayıpları içeriyor. Ve diğer torba kanunlarda olduğu gibi patronlara sağlam bir kıyak çekerken, işçilerin küçük bir kısmına da şimdiye kadar verilmeyen en doğal haklarını iade ediyor.

İade edilen hak ne, önce onu belirtelim: Soma katliamından bu yana Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun taraf olduğu rödovans sözleşmelerine bağlı olarak çalışan işçilerin ödenmemiş olan kıdem tazminatlarının, Kurum tarafından ödenmesi. Ödemeyi alabilmeleri için işçilerin 2 ay içinde Kurum’a başvurmaları gerekiyor, Kurum ise kıdem tazminatlarını 6 aylık süreye yayarak ödeyecekmiş.

2014’ten bu yana ödenmeyen tazminatların nihayet ödenecek olması iyi. Ancak rödovans sözleşmeleri dışında kalan ve kıdem tazminatlarına el konulmuş binlerce maden işçisi var ve onlar bu hakkın kendilerini de içine alabilecek şekilde genişletilmesini istiyorlar. Kıdem tazminatı işçilerin en doğal hakları değilmiş gibi devletin bunu istediği zaman, kafasına uygun biçimde, birilerinin lütfuymuş gibi sunması ise alıştığımız bir durum.

AKP iktidarı işçi sınıfının mücadele ederek kazandığı her türlü hakkı, unutkanlığımıza, tarih bilgimizin yetersizliğine güvenerek büyük adamların inayeti sayesinde edindiğimiz şeyler olarak sunuyor bizlere. Her şeyden önemlisi, işçi sınıfını özne olmaktan çıkarıp patronları özne haline getirerek, ciddi bir ideolojik saptırmada bulunuyor. Ve bu sapma, saptırma, bir süre sonra işçi sınıfının büyük bir bölümü açısından maddi gerçeklikmiş gibi algılanmaya başlanıyor. Sendikalarda çalıştığım dönemde, üyeler arasında bile patronu velinimet olarak gören pek çok işçiye rastladığımı üzülerek belirtmek istiyorum.

Bir işten atma yolu olarak ücretsiz izin

Yasanın işçi sınıfının geneli açısından neleri alıp götürdüğüne şöyle bir bakalım. Torbanın dördüncü maddesi, ücretsiz izin uygulamasının 30 Haziran 2021 tarihine kadar sürdürülmesi için Cumhurbaşkanına yetki veriyor. Bu, işten atılmayan ama patronun ağzından çıkan bir sözle ücretsiz izin uygulamasına geçirilen işçinin, ayda bin 168 TL sefalet ücretine bir yıl daha mahkûm olması anlamına geliyor. İşçi, “ben bu kadar ücrete çalışamam; geçinemiyorum, üç çocuğuma nasıl bakacağım, kirayı nasıl ödeyeceğim?” deyip kendisi işten çıkmaya kalktığında ise kıdem tazminatını alamıyor. Ayrıca ek iş yapmaya yöneldiğinde de çalışmasına izin verilmiyor. İşçilerin nasıl da eli kolu bağlanıyor görüyorsunuz.

Hatırlarsınız, bu ücretsiz izin uygulamasını, pandeminin başlangıcında, “işten atmalar yasaklanıyor” propagandası ile getirmişlerdi. Anında üretimin yaygın olduğu küresel kapitalizm koşullarında, küresel üretim zincirlerinin sekteye uğradığı pandemi döneminde, patronların pek işine gelmiş olmalı ki, uygulama uzatıldı.

Normalde iş sözleşmesinin askıya alındığı özel bir durum olan ücretsiz izin, tarafların anlaşması halinde mümkün oluyordu ve patronun bu durumu, işçiye yazılı olarak bildirmesi gerekiyordu. Pandemiyi (ki bu da bir kriz halidir) fırsat bilen iktidarımız ise, karşılıklı anlaşmayı bir kenara itip, patrona tek taraflı olarak sınırsız bir yetki veriyor. İşçinin isteyip istememesinin burada hiç önemi yok. Patronunuz sizi gözünüzün üstünde kaşınız var, diye ücretsiz izne yollayabilir. Ücretsiz izin, izne ayrılmayan işçilerin tepesinde de Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Peki işçilere ödenen bu cüzi ücretsiz izin aylığı nereden geliyor? İşsizlik sigortası fonundan…

Kısa çalışma ödeneği biliyorsunuz, ağır pandemi koşullarında pek çok sendikanın temel taleplerinden biriydi. Almanya, Avusturya, İsviçre ve İtalya gibi, Avrupa’nın pek çok ülkesinde kısa çalışma ödeneği ön plana çıktı. Kısa çalışma ödeneğinin ücretsiz izinden daha fazla istenmesinin nedeni ise, elbette bu durumda işçinin eline geçecek olan ücretin daha yüksek olmasıydı. Hatta saydığım ülkelerden pek çoğu kısa çalışma ücretine hak kazanma şartlarını esnetti, bazı yardımlarla, işçi ücretinin yüzde 60’i, yüzde 50’sini oluşturan bu ücreti; yüzde 70’lere, yüzde 80’lere çıkardı. Bizde ise ihtiyat akçesini bile çarcur eden hükümet, pandemi koşullarında elimin altında olan ücretlilerden, neler koparabilirim’in peşine düştü.

Bari şartlar esnetilsin

10 maddelik mini torba yasa, Cumhurbaşkanına kısa çalışma ödeneğinin süresini 30 Aralık 2020’ye kadar sektörel olarak ayrı ayrı uzatma yetkisi de veriliyor. Bu AKP’nin beslendiği sermaye gruplarını korumak amacıyla alınmış bir karar. Kimi kurtarmak istiyorlarsa, onları teşvik verecekler. İşçilerin bu ödeneğe hak kazanması için son üç yılda 450 gün çalışması şartı aranırken, 60 gün de aralıksız çalışması gerekiyor. Yani bırakın oranları yükseltmek, daha fazla işçi bundan yararlansın diye kısa çalışma ödeneğinin şartlarının esnetilmesi bile düşünülmüyor. Bu durum ise, özellikle kısa, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarının hakim olduğu hizmet, sağlık, tekstil, gıda temizlik gibi kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı- ve pandemi döneminde hayatımızın devamını sağlayan- sektörlerde kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayacak binlerce kadın işçi anlamına geliyor.

En ufak hakkı bile işçilere kullandırmak doğrultusunda bu kadar eli sıkı olan hükümet, mini torbasında, ücretsiz izin veya kısa çalışma durumundan normal çalışma şartlarına dönen işveren için üç ay SGK prim desteği sunuyor. Bu durumda SGK primlerinin tamamı, brüt ücretin yüzde 35’i İşsizlik Sigortası fonundan ödenecek. Yani işçilerden kesilen paralarla oluşan fon işverenlere aktarılacak. Zaten rakamlar da fonun patronlar için çalıştığını açıkça gösteriyor. Ocak- Haziran ayları arasında bu fondan işçileri toplam 5 milyar 616 milyon lira ödenirken, işverenler fondan işsizlere göre 7,1 milyar lira daha fazla yararlanmış. Diğer bir deyişle, işverenlere işsizlere göre 2,2 kat daha fazla para kullandırılmış.

Hem ücretten hem candan

Mini paketin işverenlere sunduğu olanaklar bunlarla bitmiyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun, 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri ile kamuya ait işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirilmesine ilişkin hükmünün yürürlüğü de 2023 yılının Aralık ayı sonuna ertelendi. Patronlar bir masraf kaleminden daha kurtulurken, Türkiye’de kadınların büyük bölümünün küçük ve orta boy işletmelerde çalıştığını düşündüğümüzde, bu uygulamayla kadın işçi sağlığı ve güvenliğinin de dört yıl askıya alındığını söyleyebiliriz.

Velhasıl, Torba Yasaya şöyle bir göz gezdiren bir işçi iktidarın, devletin pandemi dönemini fırsat bilerek işçilerin değil de patronların yararına nasıl harıl harıl çalıştığını açıkça görebilir. Fakat işçiler bilgi ve enformasyon kanalları ne yazık ki sendikalarının basın açıklamaları değil. Çoğu zaman yandaş gazeteler ve televizyonlar. Büyük bir bölümü ne yazık ki patronla, iktidar, devletle patronlar arasındaki bağı kurmaktan çok uzaklar. Ve ağır çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri nedeniyle, yalnızca kendi dar çalışma alanlarına hapsedilmiş vaziyetteler; onları bu kısır döngüden çekip çıkaracak herhangi bir örgütlenme yok.

İşçilerin çok azı sendika üyesi ve sendikalar da şimdiye kadar yaptıkları eğitimlerle yazdıkları- çizdikleri ile broşür ve politika metinleriyle hükümetin ideolojik ablukasını kırmaktan çok uzaktalar. Ne yazık ki hükümetin peş peşe torba yasalarla işçilerden aldığı hakları; bildirilerle, basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurmanın ötesine geçemiyorlar.

Oysa sınıf mücadelesinin bir parçası olarak verilen hak mücadeleleri, bir fikir politikasından ziyade bir mevcudiyet politikasını gerekli kılar. Oysa biz fikir tartışması yapmıyoruz, amacımız işçi sınıfının durumuna en uygun olan politikayı savunup hayata geçirmek. Bunu yaparken tüm ideolojik aygıtları; medyasından, sosyal medyasına, televizyonundan gazetesine, oradan dini yayınlara kadar uzanan çok geniş bir alanda; işçi sınıfını kendi kurtuluşun öznesi olmaktan çıkarıp, ona sömürü ideolojisini kabul ettirmeye çalışan bir iktidarla savaşmak zorundayız.

İşsizliğin ayyuka çıktığı, yedek işsizler ordusunun hızla çoğaldığı, sendikaların çoğu zaman toplu sözleşme bile yapamadığı pandemi döneminde, sendikaların ve sınıf eksenli siyasi yapıların da fırsat bu fırsattır deyip tahkime ağırlık vermeleri gerekiyor.

20 Temmuz 2020

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑