Genel

Published on Ekim 9th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Mücadele İçinde ve İnşa Halinde Bir Tarih: Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat

Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat’ı literatürdeki benzerlerinden ayıran başlıca nokta, modernleşme paradigmasını, gericilik-ilericilik ikilemini ve devlet merkezli yaklaşımları sorgulamasından kaynaklanıyor. Bu kitabın ekseninde maddi hayatın üretimi ve yeniden üretimi yer alıyor; kitle sınıf mücadeleleri, grevler, hakim sınıfın çeşitli kanatları arasındaki dönemsel çatışma ve ittifaklar, siyasal hayatta kadınlar, Alevi katliamları, Kürt hareketi ve pek çok başka toplumsal mesele siyasal hayatın temel yapı taşları olarak inceleniyor.

Merhaba Haber Merkezi


Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat kitabı ilk olarak 2015’te okurlarla buluşmuştu; Ekim 2019’da gözden geçirilmiş üçüncü baskısıyla yeniden raflarda. Kitapta yedi yazar (Gökhan Atılgan, E. Attila Aytekin, Ebru Deniz Ozan, Cenk Saraçoğlu, Mustafa Şener, Ateş Uslu ve Melih Yeşilbağ) Osmanlı Devleti’nin son yüzyıllarından 2010’lara uzanan zaman diliminde Türkiye’de siyasal hayatın gelişimini on döneme ayırarak ele alıyorlar. Bu yeni basım vesilesiyle, Yordam Kitap tarafından yayımlanan bu çalışmanın amaç ve iddialarını yeniden düşünmek gerekiyor.

Her şeyden önce, kitabın belirli bir iddiayla yola çıktığını hatırlayalım. Önsözde sorulan bir soru bu iddia üzerine bir fikir veriyor: “Kitaplar yalnızca liderlerin adını yazıtır, ama tuğlaları yapan, üst üste koyan onlar mıydı ki?”  Kapakta bir ya da birkaç “büyük adam”ın ya da tüm görkemiyle tamamlanmış bir devlet binasının değil, ikinci TBMM binasının inşası sırasında çalışan işçilerin resmi yer alıyor. İşte bu yola çıkış iddiasından hareketle kitapta siyasal hayat anlatımı dar anlamıyla siyasal olay ve kurumların gelişimiyle ya da siyasetçilerin söyledikleriyle sınırlanmıyor. “Hayat” tüm canlılığı içinde, tüm çelişki ve mücadeleleriyle, bütünselliğiyle ele alınıyor: Siyasal gelişmelerin üretimden ya da kültürden yapay bir şekilde ayrışmadığı bir hayat bu. Her bir bölümde geç Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemleri sırasıyla “Ekonomik ve Toplumsal Koşullar”, “Siyasal Gelişmeler”, “Dünyayla İlişkiler” ve “Kültür Hayatında Eğilimler” başlıkları altında incelenerek bu bütünsellik yakalanmaya çalışıyor.

Yakın dönem Türkiye tarihini ele alan çalışmaların neredeyse hepsi “modernleşme” sorunsalı üzerine kuruludur. Bu kitaplarda “geleneksel” ve “modern” arasında bazen kalın, bazen de ince bir çizgi çekilir ve bu ikisi arasındaki geçişler (bazen süreklilikler, bazen de kopuşlar) anlatılır. Kimi zaman modern olan övülür, kimi zaman geleneksel olanın nostaljisinden yola çıkılır. Bazen de “modern”in aslında yeterince Batılı olmadığı ya da “güçlü devlet geleneği”nin Bizans İmparatorluğu’ndan günümüze varlığını sürdürüp günümüze kadar sirayet ettiği anlatılır.

Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat’ı literatürdeki benzerlerinden ayıran başlıca nokta, modernleşme paradigmasını, gericilik-ilericilik ikilemini ve devlet merkezli yaklaşımları sorgulamasından kaynaklanıyor. Bu kitabın ekseninde maddi hayatın üretimi ve yeniden üretimi yer alıyor; kitle sınıf mücadeleleri, grevler, hakim sınıfın çeşitli kanatları arasındaki dönemsel çatışma ve ittifaklar, siyasal hayatta kadınlar, Alevi katliamları, Kürt hareketi ve pek çok başka toplumsal mesele siyasal hayatın temel yapıtaşları olarak inceleniyor. Kitapta geç Osmanlı ya da erken Cumhuriyet reformları da bir liderin ya da bir Batıcı elitin modernleştirici iradesinin sonucu olarak değerlendirilmiyor; bu reformların bir kısmının toplumsal hareketlerin (örneğin kadın hareketinin) elde ettiği kazanımlar olduğu, bazılarının da kapitalistleşme sürecinde ortaya çıkan düzenlemeler olduğu hatırlatılıyor.

Siyasal olguların ve kültür yaşamındaki gelişmelerin maddi çerçevesini oluşturan, doğrudan doğruya gözlemlenmesi zor olan toplumsal-iktisadi dinamikleri tespit etmek kolay değildir. Kitabın yazarları bu güçlüğü aşmak için kimi zaman zengin bir olgusal anlatıyı sınıfsal analizlerle tamamlıyor, kimi zaman da olguları kapitalizmin gelişim süreciyle ilişkilendiriyorlar. Birincil kaynaklardan (ele aldıkları dönemin yazı, kitap, görsel malzeme ve belgelerinden) yararlanıyor, bunlardan kesitleri okurlarla da paylaşıyorlar. Ele aldıkları konular üzerine eleştirel literatürden de yararlanıyorlar: 1980 öncesinin sol teorik birikimi, daha yakın dönemlerin sosyal bilimlere Marksist katkılar (örneğin Praksis dergisi makaleleri), “aşağıdan tarih” geleneği, daha sınırlı bir şekilde de olsa feminist tarihyazımı ve gayrimüslimlerin tarihini görünür kılmak için yapılan çalışmalar kitabın sayfalarında etkisini gösteriyor.

Hayat statik değil, dinamiktir; kitabın yazarları da karmaşık dinamiklerle örülü bir alanı ele alıyorlar, kitabın önsözünde de belirtildiği gibi “Türkiye’nin karmaşık toplumsal ve siyasal dinamiklerini bütünlüklü bir şekilde kavramak” gibi bir hedefleri var. Bu konular üzerine eleştirel bir perspektiften yeni sorular sorulursa ve yeni yanıtlar aranırsa bahsedilen hedefe doğru ilerlemek mümkün olacaktır. Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Siyasal Hayat’ın okunması, tartışmalara konu olması ve kıyasıya eleştirilmesi, başka bir deyişle bu çabanın kollektif bir çaba haline gelmesi kitabı amacına doğru yaklaştıracaktır.

Tags: , , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑