Yazarlar

Published on Şubat 26th, 2020 | by Avrupa Forum 2

0

Onur, insanda istendiğinde oluşur – Gül Güzel

Gurur, onur, vakar,  haysiyet ve şeref üzerine düşünüp yazmak hem kolay; hem de oldukça zor. Basında, radyo ve televizyonlarda hemen her gün bu olguya dair bir şeyler okur, duyarız. En çok da Almanya’daki radyo ve dini ayinlerinde mısra mısra, ard arda kulaklarımızı doldurur. ‘’Menschen würde ist unantastbar- insanlık onuru dokunulmazdır ve bu yüzden, herkes kanun ve yasalar önünde eşit haklara sahiptir’’denir. Denir de aslında öyle midir, demekten kendimi alamıyorum. Özellikle halk olarak bu konuda o kadar incitiliriz ki!.. Resmi izinli, müsaadeli eylemlerde insanlarımızın kolları, bacakları kırılırcasına burkulup, gururlarını incitmek için yerlerde sürüklediklerini az izleyip, görüntülemedim. Peki, o zaman bu kağıt üzerindeki insanın gururu incitilemez söylemi, acaba kimler için söyleniyor ve geçerli?. Aynı şekilde kanunlar çiğnenerek, tutuklu insanların bir cezaevinden diğerine sevkinde dahi çıplak aranması hangi gururun ve adaletin bittiğinin göstergesidir? Yani gurur bazı grup, cins, meslek, kişilere göre mi geçerli? Mağdur edilenler, hakları çiğnenip, rencide edilenlerin gururu yok mu? Varsa hangi yasa, kanun ve merci koruyacak gururu veya korumakla mükellef sorusundan sonra farklı bir açıdan ‘Gurur’a bakalım.

Hiç kimsenin kaybetmeye cesaret edemediği değerde bir insani olgusudur onur/vakar/şeref. Bizler hemen her gün ya ikili sohbetlerimizde yahut basın/medya vasıtasıyla bu kelimeleri duyarız. Şöyle de tabir edebiliriz, ’insan gemi ise dümeni de gururudur’. İnsan eğer yönlendirilmeye kapılmadan, kendi pusulasını belirleyip giderse, onurunu oluşturup aynada kendi yüzüne bakabilir…


İnsan doğarken onur, şeref, vakar, gururla doğmaz ve bu olgular okullardaki bilimle de öğrenilmez. İnsanın yaşam deneyimlerinden, içsel değerlere evrilen kişilikten oluşur onur.

Beynimizin her türlü duyguyu, acıyı, kederi, sevinci ve üzüntüyü hissettiği gibi onursal yaralanmaları da hissederek kişiliğimizi belirleyen etkenler oluşur. Onurlu/şerefli bir yaşamda başarılı olmak için insanın herkesten önce kendi kendisine saygısının olmasını gerektirir. Özüne saygısı olan kişi, kendisine yapılabilecek hakaret ve haksızlığı kabul etmez; karşısındakine de öyle davranmayacağını bilir. Gururunu korumasını bilen, öğrenen kişi, yaşamın değerlerini, mütevazılığını bilinçli yaşar.

Herkesin, her insanın onuru incitilemez, dokunulmazdır. Ancak onur/şeref/vakar doğuştan insanda olan bir olgu, kişilik değil; yaşanarak deneyimlerle öğrenilir. Nasıl ki beynimiz yaralarımızın acısını hissediyorsa, gururumuzun acısını da öyle hisseder. Çünkü bizler, sosyal varlıklarız. Aynı şekilde aile, okul, iş yeri ve toplum bu konuda birer etken olarak, gururun oluşmasına yardımcı olabilir. İnsanın gururu/şerefi, kendisine olan saygısıyla bağlantılıdır. Zenginlik veya fakirlikle değil, insani hissedişle bağlı hareket eden bir olgudur. Yani gurur/şeref satılmaz, satın alınmaz…

Gurur/onur/şeref olguları toplumlarda çokca izlenen ve değerlendirilen bir durum olarak karşımıza çıkar. Gururunu kaybeden kişi çok zengin de olsa, toplum içinde kaybettiği değerini kolay geri kazanamaz. Yani gurur/şeref öyle çabuk kaybedilse de, çabucak geri kazanılacak bir şey değildir.

Gururun ne kadar değerli bir vasıf olduğunu her şeyden önce, ailenin çocuklarına öğretebilmesi gerekir. Ailenin veremediği veya öğretemediği gururu, eğitim alanı olan okullar da veremez. Yani bilimsel değil, içselleşen duygu ve hissetmenin şekillenmesidir çoğunlukla. Bilim eğer gurur olsaydı, bilimle silah ve benzeri buluşlarla diğer insanlara zarar veren, katledenlere de gururlu dememiz gerekirdi. Yani bilim ile gurur, birbirinden farklı şeylerdir. Çok bilgili birisinden gururlu/şerefli olmasını beklemek naiflik olur. Bu şekildeki bilim ile insanlığa zarar verenler,  bilime ihanet edenlerdir. Bu, aynı zamanda bilimin bir ayıbıdır. Birisinin bilimi, diğerinin canını acıtıp, gururunu incitiyorsa o bilimden gurur aranmaz. Çok fakir olan birisi, çok zengin olan birisi ile gurur veya şeref yarışına giremez. Yanında çalıştırdığı elemanının hakkını sömürdüğü için zenginleşen birisine gururlu demek mümkün mü?

Gurur ve haysiyet denen olgu, bizi harekete geçiren bir iç güdüdür ve aynı zaman bireye özgüdür. Gurur ve haysiyetten kaynaklı olarak, bazen içyapımızla, fiziki bedenimiz uyuşamadığı için çelişki yaşar. Aynen cinslerarası farklılık sorunları gibi. Bu içsel çelişki zamanla büyük bir yük olmaya başlar ve kişi bu yüzden  yakınıp dövünmeye başlar. Fiziki bedenin anlaşamadığı içsel duygu ile kavgaya dönüşür. O yüzden gururunun bilincine erişen kâmil insan, cinsiyet farkına bakmaksızın kendisi ve etrafıyla uyum içinde yaşamayı başarır…

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑