fbpx

Yazarlar

Published on Mayıs 24th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Parapsikolojiden kuantum felsefesine – Sinan Öztürk

Parapsikoloji, kavram olarak ilk kez 1889 yılında, Alman psikolog Max Dessoir tarafından kullanılmıştır. 1892 yılındaki tıp doktorasının ardından 1897 yılında Berlin’de Friedrich Wilhelms Üniversitesi’nde kürsü sahibi olmuş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Estetiğin psikolojisi ve Parapsikoloji ilgi alanları olmuştur. Ayrıca Sistematik Kültürbilim’in yeniden kuruluşu üzerine de yıllarca çalışmıştır.

Teozofik bir dergi olan Sphinx’de bu alanı “Alışılmış ve patolojik olanın dışında” kalan olarak temellendirmiştir. 1917 yılında çıkardığı “Ruhun Öteki Yanından” (Jenseits der Seele) kitabında Dessoir, parapsikoloji, parafizik, gizli ilimler ve büyüleyici idealizmi ele almıştır. Konumuz Dessoir’un hayatı olmadığı için alanın kendisine dönebiliriz.

Parapsikoloji, genel olarak doğal bilimlerce henüz açıklanamayan fenomenleri anlama ve anlamlandırma çabasıdır. Kısacasa “normal olmayanı“ anlayarak onu ”normalleştirme” de diyebilirim. “Duyular dışı algılama” nın (Aussersinnliche Wahrnehmung) bilimi olma iddiasına rağmen, bilim çevrelerinde pek rağbet görmemiştir; hatta “sözde” ve “sahte” bilim olarak da adlandırılmıştır. Parlak olduğu dönemlerde kürsüsü bile olan bir alan olurken, zamanla bu yerini de kaybetmiş ve şimdilerde en fazla dar alanlarda, dar gruplar içerisinde bir anlama ve yorumlama çabası olarak kalmıştır.

Bir dönemler ben de bu alanla ilgilendim. Bazı kitaplar okudum ve alanın kendi dinamiğini kavramaya çalıştım. Sanırım bu dünyada her insan, yaşamı boyunca, açıklayamayacağı olgularla karşılaşmıştır. Bu olgular kendi iç dünyası ve yaşamıyla ilgili olduğunda ise merakı artmış ve bunu anlamlandırmaya çalışmıştır.

Örneğin; rüyalar, telepati, hisler, dejavü gibi kişisel duygu ve algılamalar insanda bu alana merak uyandırabilir. Biraz da insanın kendisini önemsemesi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsanın zaman zaman kendisini “özel” görmesi, ya da kendi tahayyülünde bunu canlandırması da insanı bu tip alanlara itebiliyor. Kendime dönecek olursam; yıllardır adını sanını unuttuğum bir insanla ilgili bir haberi, yazıyı bu kişi aklıma gelir gelmez, elime alıp okuduğum gazetede görmek, aklıma gelen kişiyle bir köşe başında karşılaşmak, ya da aklımdan geçtiği anda telefon açması, sadece ismini bildiğim ama kendisini hiç görmediğim birisini gördüğümde kim olduğunu anlamak gibi örnekleri sık sık yaşamaya başladıktan sonra bu durum hem hoşuma gitmeye başlamış; hem de kendimde farklı bir yan varmış gibi hissetmiştim. Sanırım benzer örnekleri yaşayanların da çoğu kendilerini benim gibi hissetmişlerdir. Ancak zamanla bunlara bir anlam vermekten uzaklaştım. Çünkü bu anlam verme çabası, insanları bir bıçak sırtına getirebilir. Bıçak sırtları heyecan verir, anlamsız hayat hakkında yeni düşünme kapılarını açar. Ama acaba açılan bu kapılar ne derece bilimseldir?

Kuantum Felsefesi ve Ezoterizm

Popülerleşince ve herkesin ağzına dolanınca “Kuantum düşünce tekniği” olarak da dillendirilen kuantum felsefesi genel olarak bırakalım kuantum fiziğini, fiziğin genel prensiplerinden bile habersiz insanların, konuşurken bir şeyler biliyormuş gibi davranmalarının psikolojisine dönüşmüş  bir kavram haline gelmiş. Genel böyle olmakla birlikte, bu işin derinine inmiş insanlarda gördüğümse, bu işi doğu felsefelerine bağlama çabasıdır ki doğru olan da budur.

Bilimde hipotezler için “kanıt” olmazsa olmazdır. Pozitif bilimlerin parapsikoloji, teozofi gibi alanlara yaptıkları eleştirilerin temel dinamiği de budur. Son zamanlarda Türkiye’de de parapsikolojiden sıyrılıp gelmiş “psikonezi” “telekinezi” kavramları çok konuşulmuştur. Öyle ki başbakanın bile geçmişte bir dönemler telekineziyle telkin edilmiş olduğu söylemleri dolaştı bir süre ortalıkta.

Lakin hiçbir şey kuantum felsefesi – düşünce tekniği kadar yaygınlaşmadı. İnsan varlığındaki “gizleri-gizemleri” araştırmaya soyunan yeni bir alan olarak karşımıza çıktı bu kavram. Burada da doğal bilimlerin tersine bir bakış var: Doğal bilimlerin açıklayamadıklarını açıklamaya çalışmak. Lakin buna başvurulurken kuantum fiziği ön plana çıkmaktadır.

Okuduklarımdan anladığım kadarıyla kuantum felsefesinin – düşünce tekniğinin temelinde yatan düşünceler özetle şunlardır: Evrensel bir bilinç vardır. Evrenle insan arasında zihinsel ve enerjiye dayalı bir ilişki vardır. “Ne düşünürsek onu yaşarız, ne düşünürsek o oluruz!” en iddialı tezlerindendir. Yeni bir bilinç geliştirilmelidir, zira bilinçaltımız bizi rahat bırakmamakta ve olumsuz etkilemektedir. Pozitif düşünmekle insanın hayatının değişebileceği, bizi yönlendirenlerin düşüncelerimizden başka hiçbir şey olmadığı ve hatta öyle ki bu dünyaya gelme kararının bile insanların kararı olduğunu söyleyecek kadar da bana uç gelen düşünceler ve söylemler toplamıdır kısacası. Konu elbette çok daha derindir. Ancak bu alanlarda aktif insanlarla olan konuşmalarımdan ve okuduklarımdan edindiğim bilgilerin kısa bir özetidir bu.

Bütün bu toplamın içinde elbette anlaşılabilir ve kabul edilebilir yaklaşımlar olduğu gibi, gene bütün bu toplamı götürüp ezoterizme ve doğu felsefelerine bağlamak da aslında çok orijinal bir yaklaşım olmadığını göstermektedir. Tanrı ve din kavramlarında daha esnek bir duruş olsa da bir “Logos”ları (tanrısal fikir) vardır. Bu düşünceye göre her şeyin müsebbibi insandır, her şeyi belirleyen insandır.

Bu alanda isim yapmış bir tanıdığın, bir sohbetimizdeki şu yaklaşımını aktarıyorum. Kimi ne kadar ikna edebilir siz karar verin: “Ana rahmine düşen spermlerin hangi yumurtayla birleşeceğine bile o sperm karar veriyor. Spermlerin bilinci vardır. Milyonlarca yumurtadan birini gidip seçiyor ve ondan sonra insan olarak dünyaya geliyoruz. Dünyaya gelişimiz tamamen bizim seçimimizdir. Bu dünyadaki bütün eylemlerimiz, yaptıklarımız ve yaşadıklarımız, bizler böyle istediğimiz için olmaktadır.”

Eleştirilerim

Bana göre bütün bu arayışların içerisinde insanın kendisinin bütün evrenin en “özel” yaratığı olarak görmesi yatmaktadır. Bu bakımıyla “ego”yu parçalamayı hedef alırken bir yandan da “egozentrik”tir, insan merkezcidir. İnsanın kendisini “özel” ve “seçilmiş” görmesi bana göre egoyu yıkmaktansa daha da zırhlara bürümektedir. Ayrıca modern dünyanın, yaşam biçimlerinin, klasik düşüncelerin sarmaladığı ve yarattığı sorunlar, mutsuzluklar insanları yeni arayışlara sürüklemektedir. Bu verili yaşam onları bu hayata hapsetmektedir. Bu hapisten ve “bilinçaltından” uzaklaşmanın da bir yoludur. Bu fikre katılırız ya da katılmayız, ama dünyayı, insanı, yoksulluğu, açlığı, savaşları önlemenin yolu için bu tür düşüncelerin pek anlamı olmadığı kanısındayım.

Kişisel bazda, insanların olumlu düşünmeleri elbette kazançtır, adımdır, lakin hayatın dayatan şartları karşısında daha çok “paranın psikolojisi!” ni analiz etmemiz ve bununla mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Açlıktan ölen çocukların tercihi midir bu yaşam? Dünyaya ne zaman ve nerede geleceğine kim karar verebilmiştir? Kuantum düşünce tekniği ve buna bağlı olarak “farkındalık” ve “üçüncü göz” denen yaklaşımlar bana göre birçok konuda hiç de rasyonel bir yol sunmamaktadırlar. Belki şunu iddia edebilirler: Rasyonel düşünmek zaten  başlı başına bir “illüzyon”dur. O zaman bu, bütün kurgularımızın tepetakla olması demek olur aynı zamanda. Bundan sonrasının yorumunu da elbette size bırakırım.

Ayrıca insanın kendisini “değerli” bulmasını, “özel” ya da “seçilmiş” bulmasına tercih ederim.

24.05.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑