fbpx

Sınıf Hareketi

Published on Mayıs 26th, 2020 | by Avrupa Forum 1

0

Proletaryanın savunmasız hali, kapitalizmin sevinci – Perihan Baçaru

Covid-19 salgını sonucu yaşananlar, kapitalist üretim biçiminin ekolojik dengeyi nasıl bozduğunu, canlıların yaşama alanlarını nasıl daralttığını, insanları nasıl tüketim kölesi haline getirdiğini ve benzeri pek çok sorunu gözler önüne serdi. Salgınla hayatlarımızın ve alışkanlıklarımızın değişmesiyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı yönünde tartışmalar gündemimize girdi.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemi içinde çok çeşitli anlamlar barındıran, insanı büyüleyen, insana sorular sorduran, sorgulatan devrimci olduğu kadar içinde yıkıcılığı hem ileriye gidişi hem de geriye dönüşü barındıran, tek yanlı olma yerine çok yönlü anlamı içeren bir söylem. 

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemi aslında geçmişten günümüze yaşanan tarihsel süreç içinde sık sık karşılaştığımız bir söylem.

Bu söylem 90’lı yılların başında da çok tartışıldı

1989’ da Berlin Duvarı’nın yıkılıp iki Almanya’nın birleşmesi, Doğu Avrupa rejimlerinin ve 1992’de Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonucu egemenler, sosyalizmin yenildiği, kapitalizmin kazandığı artık sadece tek bir sistemin var olacağı ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylediler o yıllarda.

O dönemde liberallerden sosyal demokratlara, akademisyenlerden sosyalist olduğunu iddia eden partilere, örgütlere kadar çok geniş yelpazede değişenin ne olduğu ve neden eskisi gibi olmayacağına dair çok geniş çaplı tartışmalar yapıldı. Hatta sürtüşmeler, bölünmeler yaşandı.  

İdeolojilerin sonunun geldiği ilan edildi. Egemenler sevinç çığlıkları attı.

Öyle ya ezilenlerin emek sömürüsüne ve eşitsizliklere karşı mücadelesinin güvencesi olan, proletaryanın mücadelesini anlamlı hale dönüştüren, daha güzel dünya tahayyüllerini süsleyen sistem yani sosyalizm onlara göre yenilmişti. Ezilenler savunmasız kalmıştı. Proletaryanın bu savunmasız hali, kapitalistlerin sevinci oldu.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak naraları atıldı.

Umudun gerilemesi

Duvarların yıkılması ile ortaya çıkan olumsuz tablonun emekçiler üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri, emeğin özgürlüğü mücadelesini yani sosyalizm mücadelesini zamanla çekim merkezi olmaktan uzaklaştırdı.

Bütün kapitalist devletler açığa çıkan bu durumu kullanarak toplumsal yaşamı yukardan aşağıya egemenlerin lehine yeniden dizayn etmeye başladılar.

Bu yeni dönemde sermayenin tarih sahnesindeki emek ile ilişkisi, yeni liberal politikaların hızlandırılması, emeğin küresel sömürüsü olarak şekillendi.

Taşeron firmalarıyla ise işçileri ve emekçileri bir taraftan emek piyasasında sömürüye daha açık hale getirdi.  Diğer taraftan emek mücadelesinin bölünmesine, çok parçalı olmasına ve zayıflamasına neden oldu. Sendikal hareketler geriledi.  

Kadınlar açısından baktığımızda ise; kadın emeğine verilen düşük ücret sermaye için hem karlı hem de rekabet olanağı sağladığı için esnek çalışma sistemini yeniden üretimi mümkün kılacak şekilde her alana yaydılar.

Yaşanan bu tarihsel yenilginin arkasından, neoliberal politikaların altında ezilen kitleleri örgütleyerek emek mücadelesini örgütlü güce çevirecek, sol ve devrimci yapılanmaların kendilerini ileriye taşıyacak hamleleri ise yetersiz kaldı.

Böylece ezilenlerin bu savunmasız hali ırkçı, gerici ve faşist hareketlerin örgütlenebilmesi için uygun bir siyasal zemin yarattı. Neo-faşist hareketler zamanla örgütlenerek yüzlerce insanı sokağa dökecek güce dönüştü.  

Covid-19’la etkilenen hayatlar

Duvarların yıkılmasından kırk yıl sonra insanlık dalga dalga yayılan, yıkıcı sonuçları olan küresel bir virüsle tanıştı. Covid-19.

Bu virüs bir anda hayatlarımızı alt üst etti. Salgına karşı “Evde Kal” çağrıları yapıldı, sınırlar kapatıldı, evden çalışabilenler evden çalışmaya başladı, sosyal mesafe gibi önlemler alındı. Ancak salgına rağmen milyonlarca işçi ve emekçinin tıkış, tıkış fabrikalarda çalıştırıldı.

Kadınlar yaşamı yeniden üretmek, sağlıkçılarsa insan yaşamını kurtarmak için daha yoğun emek ve enerji sarf etmek zorunda kaldılar.

Bu süreçte özellikle sağlık gibi insan hayatı açısından son derece önem taşıyan bir alanın yeni liberal politikalara nasıl kurban edildiği açığa çıktı.

Böylece salgınla birlikte hastanelerde ölü sayısı arttıkça insanlardaki korkular da arttı. Korkular arttıkça insanlar birbirinden uzaklaşarak daha çok yalnızlaştı.

Salgın sermaye ve egemenler açısından son derece kullanışlı ortam yarattı. Egemenlerin belirlediği zamanlarda dışarı çıkmak, belirlediği koşullarda üretim yapmak, bir araya gelip tepki göstermesini engellemek gibi.

Böylece mevcut durum, egemenlerin ve sermayenin devlet aracılığı ile ezilenler üzerindeki otoritesini nasıl artırabilir, kitleleri nasıl daha fazla kontrol altında tutabilir gibi, sorularına yönelik deney yapma şansını mümkün kıldı.

Peki ne olacak?

Salgınla birlikte pek çok ülkede devreye giren uzaktan eğitim, evden çalışma, birçok alanda dijital sisteme geçiş 5G kullanımının yaygınlaşması, endüstride dördüncü sanayi devrimi olarak nitelendirilen Bilişim Teknoloji ve Endüstrinin bir araya gelmesi gibi ve benzeri teknolojik değişimler hayatlarımızı dolaylı veya dolaysız, etkilemeye devam edecek.

Pek çok işyeri kapanacak. İşsizler ordusu artacak.

Her zamanki gibi ilk vurgunu işten çıkarılıp yoksulluğa terk edilen kadınlar ve göçmenler yaşayacak.

Ayrıca kapitalist sistem devlet yapılarını sosyal devlet yapısına çevirme yerine, sosyal hakları kısıtlayarak ve reel ücretleri düşürerek krizi aşmaya çalışacak.

Hangi normale dönme talepleri?

Koronanın yakıcı etkileri ortaya çıkmaya başlayınca artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak tartışmaları, yeniden gündemimize girdi.

Başlangıçta ses çıkarmayan, her şeye itaat eden insanlar korona şokunu atlatıp kendine gelince, yaşamları olumsuz etkileyen bu ortamdan kurtulmak için tepkilerini venormale dönme taleplerini dile getirmeye başladı.

Bizler yeni durumu tahlil edip kitlelere ulaşma araçları yaratmaya çalışırken, Almanya’da ‘normale’ dönmek için salgın sürecinde alınan önlemlere ve aşının mecburi olmasına karşı çıkanların protestosunu örgütleyerek, komplo teorisyenleri ve AfD gibi faşist partiler bu süreci kullanarak hamle yapmayı ve binlerce insanı sokaklara dökmeyi başardı.

Şimdi önümüzde önemli bir soru duruyor. Salgın öncesi ve salgın esnasında var olan durumun sürdürülebilir bir durum olmadığını aklımızdan çıkarmadan, ‘hangi normale dönmek?’  Sorusunu hep birlikte sorabilir miyiz? Sordurabilir miyiz? Buralardan bir tartışma yaratıp, kapı aralayabilir miyiz?  

Krizler dönemi, gidişattan rahatsız olanların muhalefetini örgütlemek ve harekete geçirmek için önemli bir fırsat yarattığına, neyin eskisi gibi olup olmayacağı meselesi, bundan sonra içinde bulunduğu durumdan ve gidişattan rahatsız olanların yani devrimin politik öznelerinin umudunu kimin örgütleyeceğine, momenti kimin yakalayacağına ve kitleleri kimin harekete geçireceğine bağlı olduğuna göre;

Kadın özgürlükçü, ekolojik, emeğin özgürlüğünü temel alan politikalar çekim merkezi haline getirilebilir mi?

Kapitalizmin sevinci olan ezilenlerin savunmasız hali tersine çevrilebilir mi? 

Önümüzdeki süreç gösterecek.

İtalya’daki Kübalı doktor Leonardo Fernandez’in dediği gibi ‘’yerine getireceğimiz devrimci görevlerimiz var.’’

26.05.2020

Tags: , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑