fbpx

Yazarlar

Published on Haziran 25th, 2020 | by Avrupa Forum 5

0

Şair Ceketli Çocuk, koyverdun gettun bizi…..

“Yüz sene daha yaşasam, yapsam, yapsam, yapsam hep yapsam yine eksik gideceğiz. Ne kadar eksik gidersek hayatta yapacak o kadar çok şey bırakırız.” diyor bir söyleşisinde. Eksik gitti, eksilterek gitti, yapacak daha onca şey bırakarak hem de. 

Geçen günlerde Sezai Sarıoğlu güzel bir yazı yazdı onun anlatan ‘Haydu Gedelum” diyerek. Onu en iyi anlatan, kendi kendini tanımlayan,’ ele veren’ yine kendisidir.

Diyor ki yine bir söyleşisinde:”Kürdüm dedim hadi lan bölücü dediler. Laz’ım dedim, hadi lan devşirme Rum dediler. Çerkez’im dedim, hain Ethem’in torunları dediler. Aleviyim dedim, dinsiz kızılbaş dediler. Ezidiyim dedim, Yezid’in pis soyu dediler. Arab’ım dedim pis yobazlar dediler. Ben dedikçe onlar da bir şey dediler. İnsanım diyecektim ama insanlığa ait her şeyi yok ettiler”. Sahnede de bu sözleri çokça söylediği olmuştur Kazım Koyuncu’nun.  Onu ‘Şair Ceketli Çocuk!’ yapan da bu düşüncesi, bu bilinci, bu duruşudur işte.

“Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilemesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar’a, Ateş Hırsızlarına, Ernesto “Çe” Guevara’ya, yollara, yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara- her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler Dünya” demişti yine bir sahnede türkülere tutunurken sesi. Bugün günlerden sen. ‘Ben’ demeyi çok sevmezdin sen gerçi. Ama biz de sana hiç ‘Siz’ demedik, sımsıcak ‘sen’ demek varken. 

Bugün günlerden ‘Sen’ ya, kim ne demiş, ne yazmış, gezindim biraz bir okur olarak. Paylaşımlarda buluştum biraz. “Teşekkürler dünya” deyişine atfen bir sevgili arkadaşım “Senden sonra da bitmedi. Bütün bunları tekrar tekrar gördük. Gördükçe yeni baştan öldük, Öldükçe biz/biraz daha büyüdük. “Sonbahar hüznü”ne bürünmüş bir gece yarısından, Karadeniz’in hırçın dalgasına. “Her şeye rağmen” şarkılar söylediğin için, asıl sana teşekkürler şair ceketli çocuk!” diye seslenmiş yüreğinin incelikleriyle. 

Zelal’im de bir anısını paylaşmış, bildik sanatçılara benzetemediği halinden yola çıkarak. “Beksav Bostancı Gösteri Merkezi’nde büyük bir konser düzenliyor, biz de izleyici olarak gittik. Beksav’dan bir görevli ‘benim iki dakika bir işim var, sanatçıları arka kapıdan karşılar mısın? Ama sakın seyircileri buradan alma’ dedi. Gelen seyircileri ön tarafa yönlendiriyorum, sanatçıları da içeri alıyorum. Derken Kazım Koyuncu geldi arkadaşlarıyla, ben de Kazım Koyuncu’yu tanımıyorum, sadece sesini dinlemiştim. Kapıyı açar mısınız? dedi bana, seyirciler ön taraftan dedim. ‘Ben Kazım Koyuncu’yum” dedi.’ Hadi yaaa bende Leydi Diana’yım’ dedim. ‘memnun oldum şimdi kapıyı aç’ dedi. Sonra beni her gördüğünde ‘n’aber Leydi hanım’ diyordu”. Gerçekten o ‘bildik’ sanatçılardan olmadı, onlara da hiç benzemedi.

Stuttgart’ta bir etkinlik sonrası, şimdi kanserle mücadele eden Mehmet adlı bir arkadaş bizi birlikte yemeğe götürdü. Grup hayli kalabalık. Yemekten sonra Gece başka bir şehre yine başka bir etkinliğe yola çıkacaklar. Gecenin yorgunluğu var herkeste. Yemekler geliyor masalara. Kazım’ın müzik grubundan birinin yemeği gecikmiş, önce kendisine verilmemesine mızmızlanıyor. Kazım bunu gördü, gelip hem kızdı ona hem gönlünü aldı ‘bu insanlar gece boyu yoruldu, emek verdiler, emeklerine saygılı ol’ dedi. En son yemeği alanlardan oldu o gece. Tiyatrocular için ‘sahne tozunu yutmuş’ diye bir deyim var, Kazım’da sahne sesini yutmuş biriydi.

Toplumsal sorunlara karşı ilgili olduğu kadar duyarlıydı. Haksızlığa, adaletsizliğe, savaşa, radyasyona, baskıya zulme karşı, kısacası dünyayı yaşanmaz kılacak hemen her şeye karşı ömrünce ne başını eğdi, ne dilini, ne de sesini.

”Biliyoruz bir yıldız yağmuruna tutulacağız, toprak çökecek, başımız dönecek…” Dönüp baktığımızda Arkamızda seni bulacağız. “HAYDE!” diyeceksin ERNESTO gibi, gidelim yıldızların çok olduğu bir gökyüzü altına”. Kazım Koyuncu, yıldızların eksilse de yok olmadığı gökyüzünün altında şimdi. Bugün de bir haber düştü ajanslardan. Bir yıldız daha kaydı gökyüzünden güneşin koynuna. “Kağızman’a ısmarladım tez gele, tez gele” der gibi tez gelen ölüm.

25 Haziran… Kimimizin doğduğu bir gün ‘Teşekkürler dünya!” dediğimiz bu hayatta, kimimizin öldüğü bir gün ‘Şair Ceketli Çocuk!’ gibi. Ölenlerin anısını, yaşayanların sevincini, umudunu, hasretini paylaşmak düşüyor bize “biz” olanlardan.

İnsan olarak harika bir insandı. Gönlü engin, sevecen, capcanlı, dayanışmacı, kibirsiz bir insan. Her işin mutfağında olurdu gocunmadan, yüz göz olmadan. Sahneyi kurarken de olurdu, salonu toplarken de. Aydın, devrimci bir sanatçı.

“Gece leylak ve tomurcuk kokuyor, bir Basın işçisiyim, elim yüzüm, üstüm başım gazete. Geçsem de gölgesinden Tankların, Tomsonların, şuramda bir Çalıkuşu ötüyor, Uy Anam Anam, Haziran’da Ölmek Zor!” dediği gibi Hasan Hüseyin’in.

Dağların gölgesinde denizlerin sesi olansın, unutma” Biz seni sevduğmuzi dünyalara bildurduk”.


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑