fbpx

Yazarlar

Published on Aralık 10th, 2019 | by Avrupa Forum 20

0

Siyasi gecelerimiz ve kültür faaliyetimiz üzerine – Erdal Boyoğlu

Geçmişten günümüze sol sosyalist çevrelerin bugüne taşıdığı bir gece kültürü var. Kimi sol çevrelere  egemen olan  ve ağırlıkta feodal olan kültürel değerlerin aşılması sorunun ne yazık ki sosyalist bir kültürle  gerçekleşemediğinin sancılarını çekiyoruz.

Eskinin feodal değerleri, yeninin popüler kültürüyle bize  ait olmadığı gibi birincisinden daha da kesin olan kültür geceleri yerini  almıştır. Ve geçmişten ayrımla politik bir yükseliş atmosferine sahip olamadığımız bugün, sosyalist kültüre ait olmayan kültürün  aynı zamanda dağıtıcı etkisiyle karşı karşıyayız.

Sorun teorik formülasyonlarla çözülmeyecek kadar karmaşık bir sorundur; yani sosyalist kültürle ilişkin bir çırpıda sıralanabilecek, paylaşımcılık, özgürlükcülük, kollektivizm, çıkar ilişkilerinden arındırılmış sevgi, dostluk ve dayanışma vb ögelerle vurguyla çözülebilir olmaktan uzaktır.  Bu sorunun tek alternatifi sosyalist  üretimle ve dönüşümle çözülebilir.

Bu noktada şu sorular kendini daha da dayatan bir anlam taşıyor. Bir partinin eğlence gecesi kimliksiz olabilir veya popüler kültüre tabi kılınabilir mi? Düzenlenen bir gecenin amacına varıp  varmamasının belirleyeni, katılanların büyük çoğunluğunun ortadan keyifle ayrılmış olması veya mali getiridi olabilir mi? Açıktır ki bu soruların hiç biri (partiyi tümüyle dışlamadığınız koşullarda) olumla yanıtlanamaz.

Bir parti, parti olmasının da askeri gereği olarak toplumsal sürece özne olmak iddiasında belirlenir; kuşkusuz pek çok noktada bu iddiasını yerine getiremeyebilir, ancak bu iddiasından vazgeçmesi de düşünülemez.

Yine kuşkusuz bu iddia adına parti dostlarına feodal kültür normlarını dayatmak veya eğlence gecesine ağıtlar ağıtlar dinlemek, slogan attırmak, en genelde eğlenme beklentilerini ezmek gibi bir hak da söz konusu değildir.

Düşünşenize şöyle bir; yılbaşı eğlencisi düzenleyen bir partinin şarkıları ağıt olacak. Acı ve gözyaşı ile beraber, üstüne  üstlük birde devrim şehitleri ölümsüzdür sloganı atacak ve bunun adı yılbaşı  eğelencesi olacak.

Belki geceye gelen parti taraftarlarının ruh hali ve beklentileri bol ajitasyonlu, bol felsefi konuşmalı ve sloganlı bir gece olabilir.

Esasen parti dostlarının beklentisinin de böyle kimliksiz bir ‘’kültür gecesi’’ veya eğlencesi’’ olduğu düşünülmemelidir; çünkü beklentileri bu olsaydı kuşkusuz gecesine değil, örneğin bir halay gecesine ve ya pikniğe giderlerdi.

Elbette ki bu noktada ‘’doğru’’ olanın ne olanın ne olduğu sorusunun yanıtını büyük keskinlikle vermek mümkün değildir. Ancak en azından oraya gelen parti dostlarının ortak duyarlılıklarını temsil eden müzik tercihleriyle, arada küçük konuşmalarla, birlikte söylenebilecek şarkı seçimleriyle, farklı kültürlerle örtüşen oyunların birbirini takip eden bir yönlendirilmesiyle çok anlamlı olabilir. Gecede dönerin ve içeceklerin öne çıktığı bir ortamdan artık gına geldi. Geceye  gelenleri partidışı eğlence ortamlarından ayırarak  biz yapan, ortak kültüre hitap eden tek düze kültür hegemonyasından kurtaran çok güzel çok kültürlü bir eğlence atmosferi yaratılabilinir.

Bunların yapılmadığı bir gecenin parti dostlarıyla eğlenmek ve yakınlaşmak açısından başarız, daha ötesi kötü bir gece olduğunun teslim edilmesi, dolayısıyla bundan sonra ki gecelerin mutlaka farklı olması gerekmektedir.

Şunu unutmamalıyız; bizler önce bir siyasal yenilgi yaşadık. Çok ciddi kırılmalarla birlikte kitlelerle bağlarımız koptu. Her bireyimize varana kadar ağır bir kültürel ve ekenomik kuşatmayla karşı karşıya kaldık. Gelinen noktada kendimizle yüzleşmeliyiz. 12 Eylül sonrası saldırıları göğüsleyemediğimiz gerçeğiyle karşılaştık ve bu temelde parti yöneticilerinin bir çoğu  yakalandı ve/ya öldürüldü. Kitle ilişkilerinde  çok ağır darbeler aldık. Kitlelerin güven sorunuyla karşı karşıya kaldık.  

Yani demem o ki; ‘’biz’’e özgü bir kültürün bizi birleştirme ve toplumsal bir gelişme siyasal bir güç elde etme açısından sıkıntılar yaşıyoruz. Her zamankinden daha çok bir sancı yaşıyoruz. Bu sancı bugün daha da önemlidir. Çünkü içinde bulunduğumuz nesnel ve öznel olumsuzluklar nedeniyle, toplumsal dinamiklerin bize doğru akmadığınının da bilincindeyiz. Siyasal kültürümüzün gelişim seyri bizden yana değil.

Geçmişte sosyalist diye nitelediğimiz sosyalist ülkeler yok. Sosyalist diye nitelediğimiz ülkelerin sosyalist kültür deneyleri de dahil bütünüyle bizim diyebileceğimiz bir kültürü henüz yaratabilmiş değildik.

Her birimiz kendi başına özgün bireyler olarak, geçmişten bugüne taşıdığımız geleneklerden kültürel bellekler oluşturduk. Feodal geleneklerden kollektif  bir başarı çıkaramadık. Siyasal çalışmalarımızda bizi tek tek bireyler olmanın ötesinde ‘’biz’’ yapan noktada kollektif bir belleği ve sosyalist kültürü yaramadık. Kollektif yaşamı dönüştüremediğimiz oranda karşı durulmaz bir yabancılaşma ve dağılma sorunuyla karşı karşıya kaldığımızda açıktır.

Bugün ‘’biz’’ diyen kültürün birleştirme ve toplumsal başarının karşılığı yok.

Tekrar parti gecelerinin içeriğine dönecek olursak. Şu soruları sormak gerekmektedir; gecenin amacı nedir? Gece de para mı kazanmak, insanları bir araya mı getirmek? Partinin propagandasını mı yapmak? Amaç eğelenmek mi? Kültürel bir etkinlik mi?

Sorun eğlenme, beğeni, sanat, edebiyat, kültür , biraraya gelme, dostluk, dayanışma gibi şeyler olunca, hiç bir kalıbın  ve sınıf indirgemeci yaklaşımın kapsayacağı olamayacağı, bireyin özgürlük alanının en çok da buralarda kendini göstereceği belli değil mi?Parti gecesinin içeriği ve biçimlenişi baştan belli  etmektedir. Geceye  tek  minvaldeki  politik duyarlılık ve ketup haraketler tek tip eğlenmenin tabi tek kültür sorunundan bağımsız ele alınamayacağının, daha önemlisi kendimize özgü bir kültürün  yaratılmasının gayretini görmekteyiz.

Gecede verilen tam karşıt tepkilerden, örneğin çalınan müziği fiili müdahale ile değiştirme ve/ya alternatif dans olarak halay tutarak tabloyu değiştirme  çabalarından ayrılma soğukkanlı bir sorgulamaya ihtiyacımız var. Bizim kültür ve eğlence anlayışımızın ifadesi  partinin iradesi olarak gösterilmektedir.

Gece sorunlarımızı irdeleyen ve yüzleşen bir yazı okumadım. Ozan  Emekçi’nin bir sözü hala kulaklarımda. Bana dediği şu sözü hiç unutamıyorum. ‘’Şimdi ki gecelerimizin sonunda kaç kilo döner sattık ne kadar içecek sattık hesapları yapılıyor. Eski gecelerimizi özlüyorum’’ O zamanlar yetersiz de olsa geceden sonra oturup bir gece değerlendirmesi yapardık’’ Bu bakış açısı bizi bir gece sonrası bir sanatçı gözüyle  sadece bir yönümüzü çıkarıyor karşımıza…Gecelerimizin sorunun da Halay, Horan, Tango, samba ya da  dansları ve müzikleri içeren bir yerlerden söz konusu olabilir. İnsana, sevgiye, estetiğe ilişkin her şeyi içerebilen, ama kendi içinde alternatif olmayı içeren, alternatif toplum projesine bağlanabilen bir sorunla karşı karşıyaydık. Esasen kabul etmeliyiz ki, bizim diyebileceğimiz bir kültürü yaratabilmiş değildik.

Öyle görünüyor ki, bütünüyle bizim olanı yaratmak, her bir parçası bir başkamıza  ters gelebilen  ama taraftarlarımız ve toplumun değişik kesimlerine ilişkin pek çok değişik  şeyi süzerek içermemiz ve dönüştürmemiz daha zamana ihtiyacımız var. Tabi ki iradi çabanın önemi de yaşamsal bir önem taşımaktadır. Özellikle Sosyalist kültür açısından    

Öyle ki, içinde yaşadığımız kültürel kuşatma, bizi toplumun öznesi olmaktan çıkarıp, nesnesi olmaya iten ögelerden birini oluşturdu.

Yani demem o ki; gecelerimizde partinin kimliği ortaya koyması, geleneksel ve popüler olana karşı alternatif kültürünü örmesi, sosyalist kültürün yaratılmasının yolunun düzenlenmesi sorunuyla karşı karşıyayız.

Sosyalist kültürü, sosyalist bir eğlenceyi yaratma çabasına eşlik etmek üzere, hem iyi hem de dostlarımızı eğlendirip bir daha ki gecelerimize severek gelmelerini kazanmalıyız. Yeni yeni insanların gelmesini önemsemeliyiz.  Dostlarımızı coşku yüküyle  evlerine göndermeyi başarmak kuşkusuz zordur, ama imkansız olduğuda düşünülmemelidir. Bunu bilince çıkarıp daha dikkat edici bir tavırla daha dostça yaklaşarak gelenleri memnun edip eğlendirip gönderebilmeliyiz. Üstelik bunun üstünden atlanılamaz bir durum bir görev olduğu da açıktır.

Bu noktada gece kavramını, eğlence anlayışını çoşku ve birlikte olma duygusu ve özlemini güçlendirme gereksinimi yaratmaktan ve bir kültür politikasından ayrı tanımlanması ve kavranmasının mümkün olmadığı özellikle bilinmelidir. İşte bu sosyolojik yaklaşımın boyutları bizim gecelerimizde sığ yaklaşımları hak etmiyor. Kaba bir doğrudancılıkla değil, ama dolayımlı olarak politik bir muhteva taşımak zorundadırlar; bunu yapamamamız halinde zaten bu yenilgimiz sarmalında bizden çok daha iyi olanaklı ve daha iyi organizatör olan burjuvaziye rekabet etmemiz de olanaklı olamayacaktır.

Geçmişte bize ait olan bir çok değerlerimizin karşılığı vardı. Siyasal faaliyetlerimizin bir karşılığı vardı. Emekçilerle güzel kontaklarımız vardı, emekçilerin bir duyarlılığı ve sınıf mücadelesini sahiplenmesi sözkonusuydu. Bir yanımız sosyalist kültür aracılığıyla birey yanımızı ezmiş ve özgür bireylerin üzerine yükselmeyen siyasal bir toplumsallıkla yürümüştük; bugün ise burjuva kültürün hegemonyası altında ‘’özgür’’ bireyler olarak topsullaşamamanın, politik duyarlılığından ve coşkularımızın etkinliğinden malasef ayrı düştük. Asıl olan yüzleşmemiz gereken bir şey varsa; Siyasal gücümüzün varlığını gerçekleştirememenin  ağır sancılarını çekiyoruz.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑